Ordu'nun hırçın dalgaları gibi hırçındı ruhum. Dik başlılığım, asi tavırlarım ve dediğim dedik laflarımla yıllar önce herşeyi bırakıp ayrılmıştım memleketimden. Şimdi ise gözyaslarıyla birlikte Ordu'ya, memleketime geri dönüyordum.
Buradan giderken hissettiğim özgürlük hissi yerini koca bir pişmanlığa bırakmıştı. Belkide gitmemeliydim hiç, terketmemeliydim. Ama o zaman içimde hep keşkelerle yaşamak zorunda kalacaktım. Hep merak edecektim gitseydim hayatım nasıl olacaktı diye...
Ben Berra, dik başlı Berra, asi Berra, gözlerime bakmaya cesaret edemedikleri Berra.
Yüzüme vuran rüzgar saçlarımı yalayıp geçerken titremiştim. Taksi durağına doğru yürürken tek düşündüğüm ailemin nasıl tepki vereceğiydi.
Onlara bir mektupla veda etmiştim, hayallerimi yaşamak için İstanbul'a gideceğimi belirten notu bırakıp ayrılmıştım evden. Evden çekip gitmenin bir bedeli olacaktı, o bedelde babamın beni artık sildiği gerçeğiydi. Silmiş babam beni, öyle bir kızım yok demiş.
Halbuki ben kötü birşey yapmamıştım, sadece özgürlük istemiştim.
Gözümden akan yaşları silip taksiye bindim, evimin adresini söylerken sesim titremişti. Taksici dikiz aynasından kaşları havalanmış bir biçimde baktı yüzüme. Birşey söylememiş kısa süre içinde arabayı çalıştırmıştı.
Araç evime yaklaşırken kalbimin sesi kulaklarıma kadar ilişiyordu.
"Sakin ol Berra..." dedim içimden.
Babamdı o benim, beni gördüğünde bütün tabularını yıkardı.
Yaklaşık 15 dakika içinde taksi evimin önünde durdu. Taksiciye ücreti ödeyip inmiştim. Bahçeden içeri girdiğimde anılar yüzüme tokat gibi bir bir çarpıyordu. İki katlı binaya uzun uzun baktım. Doğup büyüdüm ev şimdi yabancıymışım gibi karşımda duruyordu.
Savsak adımlarla yürüdüm, zile bastığımda kalbim ağzımda atıyordu. Gözlerimi kapattım kapı gıcırdadığında cesaret edip gözlerimi açamıyordum.
"Berra?"
Derince yutkundum,.boğazıma oturan yumru gitmemişti.
"Anne..." dedim acıyla, gözlerimi açtığımda annem ağzını eliyle kapamış ağlıyordu.
"Kızım..." dedi hıçkırarak. Beni kendine çekip sarıldı. Annemin kokusu burnuma dolduğu saniye tuttuğum gözyaşlarım çoktan akmaya başlamıştı.
"Güliz, kim gelmiş?"
Geri çekilip yaklaşan adım sesleri üzerine babamın geldiğini anlamıştım.
"Berra git buradan! Baban görmesin seni!" dedi annem endişeyle.
"Gidemem anne..." dedim, omuzlarımı dikleştirdim.
Babamın sert çehresiyle yüz yüze geldiğimde bana donuk bir ifadeyle bakıyordu.
"Baba..." dediğimde bir adım atacakken elini havaya kaldırdı.
"Sakın!" dedi dişlerinin arasından. "Bu eşikten hangi yüzle geçmeye çalışırsın?"
"Baba..." dedim tekrar. Yıllardır bu kelimeye o kadar hasret kalmıştım ki, bıkmadan söylerdim.
"Bana baba demeyi kes!" dedi otoriter bir sesle.
"Çok pişmanım..." dediğimde dudaklarım titremişti.
"Son pişmanlık fayda etmez! Bu kapıdan çıktığın an seni sildim! Beni çiğneyip giderken aklın neredeydi?! Bunca yıl sonra neden geri döndün?!" Babamın sesi sonlara doğru titrmişti lakin birkaç kez öksürerek kendini çabuk toparladı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
AĞA TAKILAN AŞK
General Fiction"Neden yaptın?" diye sordum, gözlerim ağlamaktan kan çanağına dönmüştü. "Nasıl yaptın? Ona nasıl dokundun? Beni sevdiğini söylerken başka birini nasıl koynuna aldın?" Turgut umursamazca omuzlarını silkti. "Birşey söyle?!" diye bağırdım. "Hiç mi se...
