ilk ve son bölüm

28 4 0
                                        

"Ekranında sinyal yok yazısı olan, o yazı hariç kalan bütün ekranı simsiyah, çerçevesi ve arka tarafi tamamen grinin tonlarından oluşan bir televizyon vardı. Hoparlöründen gelen cızırtı sesi kulak tırmalayıcı türdendi. Bakıldıgında televizyonun yapımının çok eski tarihlere dayandıgı açıkça belli oluyordu. Zorda olsa o kulaklarımı tırmalayan cızırtı sesini yok saymaya çalışarak, televizyonun en fazla 5-6 adımlık uzagındaki yine yapılma tarihi çok eskilere dayanan ahşap masaya odaklandım.

Ahşap masanın nerdeyse bir ayagı kırılmak üzereydi ve üzerine herhangi birşey koysan çökecek kadar çürümüştü. Kullan kişi her kimse çok hor kullanmıştı. Bu biraz yamulmuş duruşundan ve üzerindeki yemek ve içeçek lekelerinden belli oluyordu. Gözlerimi biraz daha aşagıya indirdigimde masanın ayagındaki kırmızı lekeyi gördüm.

Ne lekesi oldugunu tam kestiremedim. Ne lekesi oldugunu anlayabilmek için masaya yaklaştım. O lekeye dokunmak istedim. Ama ne lekesi oldugunu bilmedigim için biraz tırstım ve dokunmadım. Bu leke aklıma binbir türlü senaryo getirmişti. Bunlardan sadece ikisinden bahsecedigim sizlere.

O kırmızılık kan lekesi olabilirdi. Yıllar önce burda yaşayan adam bir cinayete kurban gitmiş, bu odada öldürülmüş ve kanları temizlerken bu lekeyi farketmemiş olabilirlerdi. Ya da adam masanin bir yeriyle ugraşırken elini kanatmisti ve oranın lekelendigini fark etmemişti.

O kırmızılık boya lekesi olabilirdi. Adam resmini çizerken o kadar çok odaklamıştırki boyanın oraya sıçradıgını fark etmemiştir. Acaba ne çiziyordu? Bu kırmızıyı ne için kullanmıştı.

Fark ettiyseniz bütün senaryolarda leke fark edilmemiş. Bunun nedeni ise lekenin toplu durmasi. Hiç silinmemiş, dokunulmamiş şekilde durmasıydı. Leke bir serçe parmagın tırnagı kadardı fark edilmemiş olmasi normal geliyordu. Bu kırmızı boyayla çizilebilecek resimleri düşünmeyi bir kenara bıraktım ve önüme odaklandım.

Sandalye vardı tam önümde. Masaya göre daha yeni duran yinede baya eski duruyordu. Bu sandalye bile hor kullanılmıştı. Bir ayagı kırılmak üzere, ayakta zar zor duruyordu. Sandalyenin bu halinin görünce dizlerimin titremesine engel olamadım.

En başından beri ayaktaydım. Bir yere oturup dinlenmem gerekiyordu. Sandalyenin oturunca çökücekmiş gibi durması beni bu fikrimden vazgeçirdi. Arkamı kolaçan edip, hiçbirşeyin olmadığını görünce yere oturdum. Dizlerim yoruldugunu icin kendini bosluga dogru bıraktı ve hafif bir düşüş yaşadım.

Televizyonun gıcırtı sesi tamamen azalmıştı. Sadece nefes seslerim ve oturdugum ve sürekli kıpardandıgım için parkelerden çıkan gıcırtı seslerini duyuyordum. Yer çok rahatsızdı parkeler bana batıyordu. Bu rahatsızlıga ragmen dinleme devam ettim. Her ne kadar bedenim dinlensede ruhum dinlenmiyor bitkinligini üzerinde tutmaya devam ediyordu.

Dinlenmeye çalışırken kafamda oluşturdugum kötü senaryoları unutmak adına etrafa göz gezdirmeye devam ettim. Gözüme kullanılıp bir kenara atılmış peçete takıldı. Peçete sanki bir ressam kullanmis gibi bazi renkleri taşıyordu.

Buruş buruş elini silmek icin kullanıp sonrada işi bitince umursamazca bir kenara atmış gibiydi. Peçeteye baktıgımda sadece 3 rengin bulaştıgının farkına vardım. Gökyüzüne uyacak tonlarda insanın görünce içine doldurmak isteyecegi oksijene sahip bir mavilik. Güneşe ait oldugunu düsündügüm canlılıgıyla insanların ve hayvanların hem içini hemde dısını ısıtacak bir sarılık. Agacın yapraklarını aklınıza getiren saglıklı ve nemli yaprakların renginde yeşillikler.

Resimi çizen kişinin bir doga resmi yaptıgı apaçık ortadaydı. Aklım masanın ayagındaki kırmızı lekeye gitmişti. Bu kırmızı leke muhtemelen boyaydı. Bu kırmızıyla olsa olsa güzel bir olurdu. O doga resmiyle uyumlu bir gül. Başka bir şeyde olabilirdi ama benim aklima tek gelen şey buydu.

Kırmızı LekeHistórias para pegar e não largar. Descubra agora