Fotoğrafımı intagramda paylaştıktan sonra derin bir iç çektim. Sırf bu paylaşım için üzerimdeki dekolteli yeşil elbiseye bin lira vermiştim! Aynadaki görüntüme son bir kez bakıp banyoya ilerledim. Kıyafetimi kirli sepetine atıp pijamalarımı giydim. Saçlarımı topuz yaptım ve kahvaltı yapmak için mutfağa yöneldim. O sırada kulağımda çalan bildirim sesiyle telefona koştum. Yani koşmadım, UÇTUM. Telefonun yanında salisesinde biterken ikinci bir mesaj sesi de geldi. Telefonu açıp mesajlara baktım.
Burakiste:Yakışmış;)
Selenaymisimm:KIZ YERİM SENİ HATUNUMM
Gülerek Selenay'ın mesajına baktım. Liseden beri arkadaştık Selenay'la. Lisede ağır bir depresyona girdiğimde kız beni tanımamasına rağmen hep çikolata ve kahve ısmarlıyordu. Böyle böyle arkadaşlıktan kardeşliğe dönmüştü aramızdaki bağ. Kavga ettiğimiz oluyordu ama o kadar pozitifti ki kız, ben kaşlarımı çatınca "Ya hevesim kaçtı şimdi, bu tip ne yaa" deyip beni her seferinde güldürmeyi başarıyordu.
Diğer mesaja baktığımda göz devirdim. Burak diye bir çocuk "Yakışmış;)" yazmıştı. Lan yakışmış yazarsın da o saçma gülen yüz ne! Nereden baksan çocuk bildiğin asılmıyor güreşçiler gibi üzerime atlıyor! Her zamanki erkek milleti! Tek yapabildikleri yavşamaktı.
Merak edip Burak denilen varlığın hesabını inceledim. Kasları yoktu ama tipsiz de diyemezdim şimdi. Kız tavlama meraklısı tipik bir liseli erkek.
Homurdanarak telefonu yatağa geri bıraktım ve kahvaltı etmek için mutfağa gittim. Domates keserken kapımın çalınmasıyla bıçağı masaya bıraktım. Söylenerek kapıyı açtığımda karşımda Emre'yi ve Selenay'ı simit gevrekle görmeyi beklemiyordum açıkçası. Selenay gözleri parıldayarak "Naber hatunum benim! Evini basmaya geldik!" Deyip eve hayvan gibi daldı. Emre de sırıtarak eve girdi. Emre Selenay'ın sevgilisiydi. İkisi de pozitiflikten havaya uçacaklardı. Hep kavga ederlerdi ama saçma şeylere. Örneğin Selenay Emre'ye "üzgün nefes alıyor" diye kızmıştı. Adam bildiğin dümdüz nefes alırken kız "pozitifliğimi bozma!" diye bağırmış, elindeki kalemi Emre'ye fırlatmıştı. Emre de hanımcılığını üzerine takınım Selenay'la kahve yapmıştı. Selenay da fanta hastası dedeler gibi kahve hastası olduğu için Emre'yi affetmişti. Yani bu ikilinin elektriği heryere ışık kaynağı olurdu.
Kapıyı kapatıp yanlarına gittiğimde Selenay elindeki simitleri ahşap masanın üzerine, sevgilisinin gerçeklerinin yanına bıraktı. Ben de domatesleri bir tabağa koydum. Emre gelip yanımda salatalık doğramaya başlayınca şok bir şekilde ona baktım. Bana dönüp "Ne oldu?" Deyince gülmeye başladım. Selenay koltukta yayılmış bana baktı. "Kız hep kadınlar mı yemek yapacak?" Cici kızlar gibi utangaç bir şekilde gülümsedi "Ben tatlıyım ya, ben anca tatlı yaparım." Emre salatalık doğramayı bırakıp kaşlarını çattı. "Ben tuzlu muyum ulan?" Anırırcasına gülmeye başladım. Selenay Emre'nin yanına gelip arkadan ellerini omuzlarına attı. "Sen benim tuzlu leblebimsin." Deyince gözümden yaş gelmişti.
En sonunda kahvaltı yapıp bulaşıkları yıkadıktan sonra iç çektim. "İşi bırakmayı düşünüyorum." Dedim moralim bozuk bir şekilde. Selenay kahvesini az kalsın yüzüme tükütüyordu.
"Niye kuzum?"
"Zaten bankada çalışıyorum, iyi de para kazanıyorum fakat parayı sevmeyen biri olarak bu işi yapmaktan hoşnut değilim. Bana göre herşey para değil. Mutluluk, sağlık parayla satın alınamaz. İnsanlar para için şeytana ruhunu satıyor, para için hırsızlık yapıyor, para için birbirlerini öldürüyorlar. Para göre göre içim dışım bu kağıt parçası oldu. Küçük bir kafede çalışsam, herkesle konuşup iyi bir barista falan olsam hayat benim için daha çekilir olur. Zaten ayağımız kaysa öbür dünyada olacağımız bir dünyada neden sevmediğim işi yapayım ki?" Tüm hissettiklerimi sıralamıştım. Gerçekten de, neden kendime eziyet çektiriyordum ki? Hayata mutlu olmak için geldiysem param olmasa da iyi hissedebilirdim.
İkisi de bana bakakaldılar. Sonra Emre alkışlamaya başladı. Selenay da ıslık çaldı.
"Kız vallahi hayran kaldım, sen bir senarist olmayı mı düşünsen?" Gülümsedim. İçimdeki herşeyi onlara dökmek iyi hissettirmişti.
Biraz daha sohbet ettikten sonra Selenay ve Emre'nin işi çıktığı için gittiler. Ben de telefonumu kurcaladım. Son paylaştığım fotoğrafıma bakınca şok geçirdim.
ON MİLYON GÖRÜNTÜLENME Mİ!?
Buz kesmiş bir şekilde ekrana bakarken o kadar şaşırmıştım ki nefes aldığımı unuttuğumu sandım. Telefonla öyle beş dakika boyunc bakıştık. Ama görüntü hala değişmemişti. Hala on milyon görüntülenmeydi. En sonunda nefes almak gibi mantıklı bir şeyi yapmam gerektiğini hatırlayınca derin bir nefes aldım. Sudan çıkmış balık gibiydim anasını satayım. Lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım ve tekrar hesabıma girdim. Nasıl olduğunu hala aklım almıyordu. Çok mantıksızdı! Tek yaptığım bir fotoğraf paylaşmaktı.
Fakat ben bunu niye bu kdar sorguluyordum ki?
Günlerdir tüm parasını elbiselere yatıran kız kimdi? Ünlü olmak için kendini yırtan ben değil miydim?
Hayat, bazen kumarda bana basmayı seçiyordu sanırım.
Hesabımı kurcalarken diğer ftoğraf ve videolarımın da uçtuğunu görünce ayrı bir şaşkınlığa uğramıştım doğrusu. En son zar zor 150 takipçi olmuşken şuan beş milyon takipçiydim. Okunması kolay, anlaması zordu. BEŞ MİLYON!!!
Telefonu yatağa fırlatıp kendimi toparladım. Şakaklarımı ovarken kendi kendime söylendim. Bu aralar kendimi görünmez gibi hissediyordum, dünyadaki amacı sadece nefes almak olan bir varlıkmış gibi. Eskide kalan anılarım da bunun cabasıydı. Küçükken yediğim sopalar aklıma gelince irkilip kafamı toparlamaya çalıştım.
Hayat, pabucumu dama atmıştı zamanında ama şimdi o pabucu herkese gösteriyordu.
Saçma salak düşünceelreden ayrılıp temiz hva almak için dışarı çıkmaya karar verdim. Günlerden pazartesiydi ve izin almıştım. Bahar gelmesine rağmen hava hala soğuktu ve güneş hala kendini doğru düzgün göstermiyordu. Üzerime mor bir kazak ve altıma gri paraşüt pantolon giydim. Anahtarlarımı cebime koyup dışarı çıktığımda etrafıma bakındım. Üç beş insan parkta oturup kahvaltı ediyordu, o kadar. Otobüs durağına ilerlerke ne olur ne olmaz aldığım telefonuma bakıyordum. Tonla yorum ve mesaj vardı.
Güneyden:Naber güzellik?
Orhunfalan:Güzelliğin günümü aydınlattı:)
Efeden:Bu güzellikle tanışmak isterim.D
Böyle o kadar fazla mesaj vardı ki kafamaı duvardan duvara vurasım vardı. Sinirden kudurarak İnstagram ayarlarına girip yeni eklenmiş "Mesaj Güvenliği" adlı düğmeye bastım. Instagramdan "Rahatsız edici mesajlar artık radarımızdan geçecek ve kaldırılacaktır." diye bir mesaj gelince iç çektim. Bu duruma sadece bir pot atarak düşmüştüm. Ünlülerin ne yaşadığını şimdi anlıyordum. Artık bana böyle mesaj atamazlardı, pislikler.
"KIZIM BAKSANA AYOL!"
Yerimde sıçrayarak sesin geldiği tarafa döndüm. Otobüs çoktan gelmiş, kapının önündeki elli yaşlarındaki teyze bana sesleniyordu. "KIZ İKİ SATTİR SANA SESLENİYORUM, BİNECEKSEN BİN ŞU OTOBÜSE DE RAHATLAYALIM!" Yüzüm kıpkırmızı olurken hızlıca otobüse bindim. KentKart'ımı okutup koltuklardan birine oturdum ve yine telefonuma gömüldüm. WhatsApp'tan Selenay yazmıştı.
Selenay: LAN İKİ SANİYE YALNIZ BIRAKTIK BALON GİBİ UÇTUN!
Siz: Ne yapacağımı bilmiyotum! O kadar fazla sapık var ki hepsi tonla mesaj atıyor. Ben de mesaj güvenliği modunu açtım.
Selenay: Benim sorm, nasıl havai fişek gibi internette patladığın. KIZIM GÜNDE SEKİZ MİLYON OLMAK NE QGHWDUQBCQWGDVIFH
Siz: Sekiz milyon mu? Kızım sen de uçtun he, beş milyonum beş.
Selenay çok abartıyordu, daha yeni bakmıştım, beş milyon olduğuma adım gibi emindim...
-Selenay'dan bir fotoğraf gönderildi-
Mesaj kutuma tıklayıp fotoğrafı açtığımda ağzım bir karış açık kalmıştı. Kız hesabımın ekran görüntüsünü alıp bana atmıştı. Sekiz milyon takipçi yazıyordu!
İstemsizce "OHA!" diye bağırınca herkes bana döndü. Ben zaten kıpkırmızıyken bu sefere patlıcan rengine döndüm. Bukalemun bile şuanki durumuma baksa "Bu beni geçer oğlum" derdi herhalde. Telefonumu kapatmaya karar verip kenara koyduğumda beyin nöronlarım artık tası tarağı toplayıp beynimi terk etmişti. Ne yapacağımı bilmiyordum. Evet, bu iyi birşydi. Ünlüydüm, ne güzel! Ama başkalarının emeklerini yiyor gibi hissediyordum. Videolarına çok emek veren ama ünlü olamayan tonla insan vardı. Heryer orjinal videonun ekran kaydını internette paylaşıp çok daha fazla izlenme alan hesap kaynıyordu.
Benim internetteki amacım, 200-300 takipçi olup yeni arkadaşlar edinmek, belki arkadaşlağımı ilerletip kafede falan buluşup gülüşmekti. Böyle birşey aklımın ucundan bile geçmemişti.
Tonla düşünce kafamdakarışmış bir düğüm olarak geçerken otobüsü sahil kenarında durdurdum. Araçtan indiğim gibi koşarak bir ağacın altına oturdum. Bu ağaç, küçüklüğümden beri en yakın arkadaşımdı. Çok büyük bir çınar ağacıydı. Küçükken büyük olanın sadece peluş oyuncak ayılar olduğunu sandığım için ismini "Ayıcık" koymuştum. Çok saçmaydı ama ağzım öyle alışmıştı işte.
Ayıcık'ın gölgesinin altına geçip soluklandım. "Sence bu doğru mu?" dedim ağaca doğru. "Yani, hesabım yüzlerce kişiye ulaşıyor ve bu çok güzel birşey ama içimdeki bir şey beni dürtüklüyor. Sanki kötü birşey olacakmış gibi." Esen rüzgarla ağacın yaprakları sesler çıkardı. Gülümsedim. O sırada telefonumun çalmasıyla huzur verici sessizlik bozuldu. Aramayı açtığımda "Bilinmeyen Numara" olduğunu gördüm. Kaşlarım çatıldı. "Alo?" dedim soğuk bir sesle. Dİğer taraftan ses gelmedi. "Alo?" diye sordum bir kez daha. Yine ses gelmeyince tam telefonu kapatacakken karşı taraftan bir erkek sesi geldi.
"Fenomenlikte iyi şanslar." Sonra telefon kapandı.
Sinirden kudururken gizli numara olmadığı için numarayı birkez daha aradım. Telefon açılınca "SEN BANA MI ASILIYORSUN ADİ KÖPEK! SENİ YETİŞTİREN ANNENE YAZIK BE! UTANMIYOR MUSUN MİLLETE YAVŞAMAYA PİSLİK!" diye bağırınca sahildeki herkes bana döndü ama umursamadım. Telefondan yine aynı sesi duydum. "Ulan sadece fenomenlikte iyi şanslar dedim, ne bu tavır?" deyince sinirden köpürüyordum. "BUNU GİT YATAĞA BENİM GİBİ ATMAYA ÇALIŞTIĞIN KARILARA SÖYLE!" deyip telefonu yüzüne kaptıp bu mağara adamını engelledim.
"Adama bak ya, önüne geleni arayıp FeNoMeNlİkTe İyİ şAnSlAr diyor pislik." diye bağıra çağıra söylenerek taksi çağırdım. Aabada halasöylenirken zavallı adam korka korka arabaayı sürüyordu. Eve geldiğim gibi telefonumu sehpaya bırakıp kendimi yatağa bıraktım. Bağırmaktan sesim kısılmıştı. Oflayarak şakaklarımı ovdum.
"Fenomen;" dedim sıkıntılı bir sesle. "Fenomen olursam ilk bu adamı linçleyeceğim lan!" dedim sinirle. Sonra tekrar pijamalarımı giyip yatağa uzandım. Ama bir sağa bir sola dönsem de uyku tutmadı. Kafamdaki seslerden biri "Uyu!" diyordu biri "Telefondan hesabına bak!" diyordu. Telefona bak diyen taraf galip gelince huysuzca telefonumu sehpadan alıp yatağa tekrar uzandım. Takipçi sayım dokuz milyon olmuştu. Sıkkınca telefona baktım ve iç çektim. "Bakalım;" dedim telefonu bırakıp. Bakışlarım tavanı bulunca sırtüstü uzandım. "Bakalım daha nereye kadar ilerleyecek bu 'Fenomenlik!"
ESTÁS LEYENDO
Başlatma Fenomenine
RomanceTelefonumu elime aldığımda şok bir şekilde az önce paylaştığım post'a baktım. ON MİLYON GÖRÜNTÜLENME Mİ!?
