"Hikayemiz böyle başladı."

17 5 0
                                        

Yıl, 2004 seneleriydi ve ben bir adama çok aşık olmuştum. İnanılmaz birisiydi. Okulun en çalışkanlarındandı. Sırf onunla aynı seviyeye geleyim diye deli gibi ders çalışır, gecemi gündüzüme katardım. Kimseyle konuşmaz, teneffüslerde hep kitap okurdu ya da ders çalışırdı.

En sonunda dayanamamış ve ona açılmıştım.

"Seni dinliyorum."

Kalbim hızlı hızlı atmıştı.

"Namjoon, ben senden hoşlanıyorum."

Beni aşağılayıp dalga geçeceğini sanmıştım ama o bana gülümsemiş ve sarılmıştı.

"Bende senden hoşlanıyorum."

O an sanki bütün yüküm sırtımdan kalkmış gibiydi. O bana sarıldığında o kadar güvende hissetmiştim ki...bunu tarif etmek imkansızdı.

Bu arada ben Elifsu ve 18 yaşındayım. Daha doğrusu 2004'te 18 yaşındaydım. Aslında olaylar çok karışık ama her şeyi anlatacağım.

Tekrar başlıyorum. Ben Elifsu, 18 yaşındayım ve lise son öğrencisiyim. Namjoon adında bir sevgilim var. Kendisi oldukça yakışıklı, zeki ve şapşal birisidir. Ben...ben onu çok seviyorum.

Bizim Namjoonla hikayemiz işte böyle başladı ama her şey gittikçe daha da tuhaf bir hâl alıyordu.

Başlarda fark etmemiştim ama sonradan anladım. Benden daha da uzaklaşıyor, beni izliyordu. Beni izlediğini yazdığı mektuplardan anlıyordum ama çok güzel mektuptu her biri. Özenle yazılmış, özenle düşünülmüş mektuplardı. Hiçbirini kaybetmedim. Hepsini özenle sakladım ve tekrar tekrar açıp okudum.

Ders çalışıyordun kütüphanede. Yanına gelip öpmek istedim seni ama kendimi tutmayı başardım. Beni görmüyorsun, biliyorum ama ben seni görüyorum ve seninde benim seni her zaman izlediğimi bilmeni istiyorum bebeğim. Bir şeyler yerken, ders çalışırken, uyurken, kitap okurken, yürürken, soyunurken...her hâlinle izliyorum seni.

Beni her hâlimle izliyor oluşu beni çok utandırıyordu ama o bunu sorun etmemem gerektiğini bana defalarca söylemekten asla bıkmıyordu. "Onunla hiç mi yüz yüze görüşmüyorsun?" Diyeceksiniz ama hayır, görüşüyoruz. Çok sık olmasada görüşüyoruz. Ben onu görmediğim hâlde seviyorum...

Bir sene sonra mezun olmuş ve evlenmiştik. Aynı düzenimiz devam ediyordu. Namjoon, arada eve uğrar bana sürpriz yapardı. Bazen sabahları kalktığımda kahvaltı yapar, bazense okuldan geldiğimde bana akşam yemeği hazırlamış olurdu.

İkimizde psikoloji bölümü okuyorduk. Yani eskisi gibi aynı sınıftaydık. Evli olduğumuzu kimseye söylememiş, arkadaş gibi davranmıştık. Bunu ikimizde istemiştik çünkü bazı insanlar evliliğimize mâni olabilirdi.

Her gün okuldan döndüğümde Namjoon'un özenle ve uzun uzun yazdığı mektupları okuyordum. Bunları yazacak vakti nasıl oluyordu? Ya da beni izleyecek kadar vakti uzun muydu? Gibi gibi bir sürü soru dönüyordu kafamda.

Bir gece yatağıma girdiğimde kapının sesini duydum ve ayağa kalktım. Işığı açmamıştım çünkü Namjoon'un geldiğini biliyordum. Büyük cüsseli bir adam karşıma geçtiğinde o olduğunu anladım.

"Hoş geldin."

Dedim gülerek.

Ondan bir ses gelmeyince endişelenmiş ve tam bir şey diyeceğim sırada dudaklarımda bir baskı hissettim. Şaşırmıştım. Dudaklarımdaki baskı artıyordu. Yanaklarımda olan eller yavaşça aşağı inmiş ve belimde durmuştu. Dudağımdaki baskı hafiflediğinde kulağıma bir şeyler fısıldamıştı.

"Baba olmak istiyorum."

Dediğinde kalbim hızla çarpmaya başlamıştı.

Benden bir cevap alamayınca tekrar konuşmuştu.

"Sende istemiyor musun bebeğim?"

Kendimi toparlamıştım.

"İstiyorum Joon, çok istiyorum."

Bana sarılmıştı ve bende özlediğim kokusunu içime çekmiştim.

O gece uyumamış ve kendimi ona teslim etmiştim...

Yeni hikayeye başladım ağağağ. Umarım beğenirsiniz.

"We are play hide and seek, baby."Stories to obsess over. Discover now