☆ 1 ☆

30 1 0
                                        


Aşırı sesli müziğin gereksiz gürültüsü hali hazırda ağrıyan başımı daha da ağrıtmıştı. Oldum olası bu tarz ortamları sevmemiştim zaten fakat mezun olacak olan arkadaşlarımızla son toplanmamız olacağı için mecburen gelmek durumunda kalmıştım.

"Oğlum niye boş boş oturuyorsun? İçsene bir şeyler." diyen Ali'ye döndüm.

Başımı ağrıttığını bilmiyormuş gibi konuşuyordu. Bakışlarımdan ne demek istediğimi anlamışçasına konuştu.

"İllaki alkol al demiyorum koçum, bakma öyle. Bak buranın kokteylleri çok güzel. Getireyim mi ister misin?"

Başımı iki yana 'Hayır.' dercesine salladım.

"Neyin var?" Ne çok konuşmuştu. Ters bir bakış attım susması için.

"Anlatsana ne oldu?" diye sordu tekrar.

Üniversitenin ilk yılı fakülteyi bulmaya çalışırken yolda tanışmıştık Ali'yle. Gergin bir anda tanıştığımız için ilk anda çok kaynaşamasak da aynı yurtta olduğumuzdan dolayı otobüs durağında sık sık denk geliyorduk. Yurdumuz da fakülteye uzak olduğu için kaynaşmaya baya bir zamanımız oluyordu aslında. İkinci yıl da ikimiz de yurttan bıktığımız için birlikte eve çıkmaya karar vermiştik. Bir zamandan sonra da üstüme çok titrer olmuştu. Nedenini çok anlayamasam da beni düşündüğünü anlayabiliyordum. Hala bir cevap bekleyen Ali'ye döndüm.

"Başım ağrıyor." dedim.

"Gidelim mi? İster misin?" Kalmak istediğini biliyordum. Hem zaten diğerlerine ayıp olurdu. Ona cevap vermeden diğerlerine baktım. Özleyecektim. Dalgınca baktığımı fark eden Eren konuşmaya başladı.

"Hayırdır paşam, daldın gittin."
"Özleyeceğim sizi." diye itiraf ettim.

"Gözlerim yaşarıyor. Bizden nefret ettiğini düşünmeye başlayacaktım." diyen Arslan'a ters bir bakış atıp tekrar Eren'e döndüm.

"Oğlum bağlantımızı kesmeyeceğiz ki. Görüşürüz yine arada." Kafamı salladım.

Bunun farkındaydım fakat alıştığım şeylerin değişmesi her zaman kötü hissetmeme neden oluyordu.


Gecenin ilerleyen saatlerinde hava almak için dışarıya çıkacağımı söyleyerek masadan ayrıldım. Mekanın rahatsız edici kokusu ve kulak tırmalayan sesinden uzaklaşmak şimdiden iyi gelmişti. Yağmur çiseliyordu ve bu bulunduğum ortamı biraz olsun güzel kılmıştı. Nisan ayının sonlarına yaklaşıyorduk. Hava iyiden iyiye ısınmaya başlamıştı. Yine de saatin getirisiyle vücudumdan bir ürperme geçti. Bir sigara yakıp mekanın duvarına sırtımı yasladım. Yanımda oturup bana bakan siyah kediye bir bakış attım. Islanacaktı.

Sağ tarafımdan bağırma sesleri geldiğinde kafamı oraya çevirdim. Üç takım elbiseli adam tarafından köşeye sıkıştırılmış benden küçük duran siyah saçlı oğlana kaydı gözlerim. Korkmuş gözükmüyordu fakat rahatsız olduğu her halinden belliydi. Kaçış yolu aradığını görebiliyordum. Her ne kadar yardım etmek istesem de üç tane çam yarmasına kafa tutamayacağımı bilecek kadar aklım çalışıyordu. Yine de onu öyle bırakmaya içim razı gelmedi.

Dikkatlerini dağıtmam gerekiyordu. Bu adamların basit bir taş sesine önem vereceklerini düşünmüyordum. O sırada yanımdaki siyah kedinin aralarındaki en kısa olan sarışına koşarak yaklaştığını fark ettim. Koluna zıplamaya başladığında ne olduğunu anlamıştım. Adamın bilekliğinden sallanan ip, siyah kediye çok heyecanlandırmıştı ve istediğim olmuştu. Dikkatleri dağılmıştı. Sarışının kedilerden korktuğu rahat bir şekilde anlaşılıyordu. Kendi kendime güldüm. Küçücük kediden korkup insanlara korku salmaya mı çalışıyordu? Dikkatlerinin dağılmasını fırsat bilen siyah saçlı oğlan etrafta sadece benim olduğumu gördüğünde koşarak bana yaklaştı.

"Yardım eder misin?" Ne yapacağımı bilemeyerek birkaç saniye yüzüne baktım.

"Buralara yabancıyım nereden kaçacağımı bilmiyorum. Lütfen yardım et."

Üç çam yarmasının buraya yaklaştığını fark ederek çocuğun kolundan çekiştirerek mekanın arka kapısına doğru koştum. Ali'nin eskiden burada çalışıyor olması ve beni sık sık yanına davet etmesi bir işe yaramıştı sonunda. Arka kapıdan girip mutfak tarafına geçtik. Beni fark eden Ahmet abi ne olduğunu anlamamış gibi bana bakıyordu fakat durmaya vaktimiz yoktu. Bir kafa selamı verip mekanın iç kapısına doğru ilerledim. Dışarıdayken içeriye girmek en mantıklısı gibi gelmişti fakat şimdi fark ediyordum ki pek de parlak bir fikir değildi. Çok kalabalık olmayan mekanda apaçık fark ediliyorduk. Ön kapıdan çıkmak mantıklı olabilirdi fakat orayı da boş bıraktıklarını hiç sanmıyordum. O sırada çalmaya başlayan telefonum daha da stres olmamı sağlamıştı.

Telefonu umursamayarak hızlıca bar tarafına ilerlemeye devam ettim. Orada daha fazla insan vardı. Görülme ihtimalimiz azalırdı. Barın arkasındaki boş koridora geçmiştik. Mantıklı bi yol muydu emin değildim fakat düşünmeye vaktimiz yoktu. Adamlar çoktan bizi fark etmiş peşimize takılmışlardı. Ne amaçla orada olduğunu çok da merak etmediğim odalardan boş olanına kapattım ikimizi. Muhtemelen odalara bakacaklardı. Pencereye doğru ilerledim. Burdan atlayabileceğimizi sanmıyordum. Kapana sıkışmıştık. Siyah saçlı oğlana baktım. Yakalanacağının farkındaydı.

"Teşekkür ederim yine de." diye fısıldadı. Adım sesleri yaklaşıyordu. Bir odanın kapısını kapatıp diğerini açıyorlardı. Müşteri mahremiyeti bu kaba adamlar tarafından yok sayılıyordu. Adım sesini kapının ardından duyabiliyordum. Kapı kolu aşağı doğru eğildi. Tedirgince çocuğun yüzüne baktım. Kapıya bakıyordu.

O sırada bir şey oldu. Adamın telefonu çaldı. Kapıyı açmaktan vazgeçti. Telefonu cevapladı. Bir süre ses gelmedi.

"Tamam abi." dedi sadece.

"Gidiyoruz burada işimiz kalmadı." diğerlerine hitaben konuştu.

"O avukatı burada mı bırakacağız gerçekten?" dedi başka bir ses.

"Emiri mi ikileteceksin Serhat? 'Hayır gelmiyoruz.' mu deseydim? Ne istiyon anlamıyom ki?" diye sinirle konuştu başta konuşan adam.

"Ne kızıyon? Boşuna mı kaç saattir avukatın peşindeyiz?"

"Hay Allah'ım Yarabbim ya." Sesler giderek azaldı. Gitmişlerdi. Derin bi nefes verdim. Çocuğa baktım. Gülümsedi.

"Kusura bakma yordum seni de. Şimdi gitmem lazım bana numaranı verir misin? Düzgünce teşekkür etmek istiyorum." Anın şokuyla numaramı verdim. Çocuk hızlıca odadan çıkıp gözden kaybolmuştu. Bense hala ne olduğunu idrak edemeden olduğum yerde dikiliyordum. Birkaç dakika öyle dikildikten sonra telefonuma baktım. Ali'den bir sürü arama vardı. Konuşacak enerjiyi kendimde bulamadım. Yorgun olduğumu ve eve gittiğimi açıklayan kısa bir mesaj attım. Bizimkilere de ayıp olmuştu. Onlar şehirden ayrılmadan tekrar görüşmeyi aklıma yazdım. Hızlıca odadan ve mekandan çıkarak eve yürümeye başladım. Bugünlük bu kadar aksiyon yetmişti.

Levaic (bxb)Where stories live. Discover now