"...O ilk güne götür beni.Seni tanıdığım güne bırak.Gülüşün ukde kalsın içimde.Keşkelerim güzel olsun sana dair.
Bir daha hiç karşılaşmayalım . Tanıştığımıza memnun olalım ve ötesine geçmeyelim.Sen yoluna git,ben yoluma..."
~
*******
YAKIN GELECEKTEN...
...Kendi kendime hayıflanarak biraz da isyan ederek merdivenleri hızlıca indim. Kapının önüne geldiğim zaman cebimdeki anahtarları çıkardım, anahtarı kapının deliğine soktuktan sonra ses çıkarmamaya özen göstererek kapıyı açacaktım. Fakat kapı açıktı. Kalbim göğüs kafesimden fırlayacakmış gibi atarken,hafiften de başım dönmeye başladı. Yüzüme düşen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım ve derin nefesler alarak kendimi toparladım. İçeriye girmeden önce üst kattaki adım seslerini kontrol ettim, hala yukarıdaydı.
Bir daha böyle bir fırsat elime geçmeyeceğinden dolayı daha fazla oyalanmayıp kapıyı hızlı ama sakin bir şekilde açtım.
İçeriye doğru adım atarken ışığı yakmak için elimle duvarı yokladım ama duvarda hiçbir şey yoktu. Havada duran ipi görünce elimi ona doğru uzattım ve yavaş bir biçimde aşağı doğru çektim. Odayı dolduran sarımsı ışık birden gözlerimle temas edince anlık bir körlük geçirdim.
Floresanlardan nefret ediyordum.
Gözüm ışığa alıştığı sırada etrafı incelemeye başladım. Tamamen ahşaptan oluşan bir kütüphane, kütüphanenin içini dolduran ansiklopedi tarzı bolca kitap ve dosya,oldukça eski olan bir halı, bir abajur,odanın sol üst kısmında dışarıyı gören minik bir pencere vardı. Pencerenin önünde ise parmaklıklar...
Burayı kullanan kişinin gerçekten nostaljik zevkleri olduğuna kanaat getirerek,ne aradığımı bilmediğim ama lazım olabilcek kanıtları aramaya koyuldum. Bu esnada gözüm masanın üstünde duran bir fotoğrafa ilişti. Fotoğrafı elime almak üzereyken arkamdan kapının kapatılması ile oluşan ses kulaklarıma gelince tüylerim diken diken oldu.
Aklımdan geçen tek cümle şuydu:
Yalnız değildim...
Anı bir hareketle fotoğrafı cebime attım, arkamı döndüğüm sırada göğsümde bir sıcaklık hissettim.
Ahh... Sanırım vurulmuştum.
Beni vuran kişiyi incelemeye başlarken o sırtını duvara yaslamış,bana doğrultmuş olduğu silahını tutuyordu. Ağzında bir maske vardı. Siyahlara bürünmüş bu kişinin rahatlıkla 1.80 - 1.90 olduğunu söyleyebilirim. En çok dikkatimi çeken de o gözleri... gözleri çok güzeldi... Fakat büyük bir nefretle bakan bu gözler bana hiç yabancı gelmiyordu. Çok tanıdıktı... ama kime aitti bu gözler?
Elindeki silahı sol tarafındaki raflardan birine koyarken o güzel gözleri beni inceliyordu. Aşırı soğukkanlı bir şekilde kapıyı açtı, dışarı çıktı. Merdivenin ilk basamağındayken benimle anlık bir göz temasında bulundu ve gitti.
"Çünkü herkes gitti,
Çünkü herkes gider."
Gerçekten bu muydu?
Hayır yani bu kadar mıydı?
Onu incelerken bende sağ elimi göğsüme bastırmış,sırtımıda yavaşça masaya sürterek yere oturmuştum. Göğsüm yanıyordu. Sanırım acıması gerekiyordu ama dehşet bir ağrı ile beraber Göğsüm yanıyordu. Benim yaptığım tek şey ise onun gittiği yere bön bön bakmaktı.
Bağıramazdım,birini de çağırmazdım, çığlık hiç atamazdım. En iyisi sessiz bir şekilde ölümü tatmaktı.
Ölüm...
Acının şiddeti arttığı sırada sağ gözümden bir sıvı aktığında ağladığımı fark ettim.
"Saate baktım müthiş bir yenilme vaktindeyim."
Neler oluyordu?
İlk kez bu kadar aciz,bu kadar korkak hissediyordum. Görme yetkimin yavaşça kaybolduğu sırada bunun kısa süreli bir veda olduğunu anladım.
Yüzümde buruk bir tebessümle boylu boyunca yere uzandım ve gözlerimi şuana kadar sürecek olan en derin uykuma kapadım.
Onunla uzun bir süre karşılaşamayacaktık, bu onun açısından iyi bir şeydi. O zaman bu ela gözlü yakışıklıya biraz zaman tanıyalım.
Vakit,dinlenme vaktidir...
Ben Sema Darya KARABULUT
ve bu oyun,
Ben bitti demeden bitmez.
🪼
*******
YOU ARE READING
FERİTAS
General Fiction"...Ölüm bizi birbirimizden ayırmak için değildi, bu bir çeşit kurtuluş gibi sevdiğine en sonunda kavuştuğun bir an ya da sonsuz bir birliktelik gibi..."
