Her güne umutla başlamak sözü ne anlama geliyor ise ben onun vücut bulmuş haliydim. Sabahları ayrı bir enerjim oluyordu. Mutlu olduğum nadir saatlerdi. Uyanıp hayatıma devam etmek bazen zorunluluk olarak beni sinir etse de sahip olduklarımı hatırlayarak umutlanıyordum. Elimdekilerin fazlasına yaşamak zorunda olarak, hayatıma devam ederek kavusacağımı biliyordum.
Odada yine en erken uyanan bendim. Yan yatağıma bakıp Derin'e göz attım. Mışıl mışıl uyuyordu. Kafamı kaldırıp diğer kızlara da baktım. Herkes uyuyordu. Yatağımdan kalkıp banyoya geçtim. Saat daha çok erkendi ve derse saatler vardı. Elimi yüzümü yıkayıp üzerimi değiştirdim. Eşofmanlarımı giyip yürüyüşe çıkacaktım. Hava açık görünüyordu, zaten Kıbrısta hep açıktı. Suyumu, telefonumu, kulaklığımı alıp odadan çıktım. Yurt çok sessizdi. Birkaç kız yemekhanede kahvaltı yapıyordu.
Parmağımı basıp yurttan çıktım. Hava biraz serindi. Şubat ayının sabahları soguk kalan saatleri serin oluyordu. Pek kışı hissedemiyorduk burada.
Kulaklıklarımı takıp tempolu yürümeye başladım. Bugün yapacaklarımı kafamda planlarken aldığım tertemiz havanın beynimi açmasını bekledim. Yürümeyi çok seviyordum. Yürürken kafamda ağırlık yapan, omzuma yüklenen her şeyi tek tek düşürüp yolda bırakıyor gibi hissediyordum. Yürüyor ve fazlalıklarımdan kurtuluyordum. Her gün olmasa da birkaç gün yürümeye dikkat ediyordum haftada. Bazen derslerden, kulüp işlerinden Pek vaktim kalmıyordu kendime. Ama yapabildiğim kadar kendimle vakit geciriyordum.
26 dakikadır yürüyordum. Yürüyorum dediğim de yurdun çevresini geniş acıyla dönüyordum. Burada uzaktaki park haricinde yürüyüş yolu yoktu. Yurdun çevresi yetiyordu. Yürümeye devam ederken arkamda bir şeyler hissettim ve bir kulaklığımı çıkarıp yürümeye devam ettim. Sezgilerim kuvvetliydi, arkamda biri vardı. Adım sesleri kulaklık olduğu için gelmiyordu ama şimdi net duyabiliyordum. Sert, yere tam basan adım sesleri bana gittikçe yaklaşıyordu. Tedirgin olmam gerekmezdi, fakat kötü hissetmiştim sebepsizce. Dönüp arkama baktığım da keskin kahverengi gözlerle karşılaştım. Çok bakmadan önüme döndüm. Benim gibi biri yürüyüşe çıkmıştı. Kulakliklarini takmış eşofmanını çekmişti benim gibi. Burada daha önce görmemiştim onu. Benim yaşlarıma yakın gibiydi yaşı. Gördüğüm kadarıyla kahve gözlü koyu kumral tenliydi. Ne de çok incelemişim 5 saniye de. Kendime gülüp yürümeye devam ettim. Tempomu düşürürken kahve göz yanımdan hafif koşar adımlarla geçerken kafasını çevirip bana bakmıştı. Ben de bakmıştım gözümü çekmeden. Hafif terlemisti ama farklı bir parfüm kokusu yayılıyordu. Gözleri kadar Koyu kahve saçlarından birkaç tel alnına düşmüştü. Pek yakışıklı diyemezdim ama güzel bir aurası vardı. İnsan enerjisini hissediyordu bakışından. Ben de mi terlesem bile parfüm kokuyorum acaba diye düşündüm ve yine kendi kendime kendime gülerek yurdun yolunu tuttum. Bu kadar yürüyüş yeterdi.
Yurda girip odaya çıktım herkes uyanmış işine bakıyordu Derin hariç. Hızlıca duşa girip çıktım. Çıktığımda Derin de uyanmıştı.
"Günaydın aşşkımm"
Gülümseyerek karsilik verdim. Öpücük atıp yatağımı ve komedinimi düzenledim. Derin benim 1 yıllık arkadaşımdı. Sınıf arkadaşıydık ve bu dönemin başında da aynı odaya çıkmıştık. Onu seviyordum ve tek arkadaşımdı. Pek arkadaş edinmeyi sevmiyordum. Şimdiye kadar kurduğum tüm arkadaşlık ilişkilerim de duvara toslamıştım. Belki de Derin benim için gerçek dosttu ve sonunda tutturmuştum.
Dersin başlamasına 3 saat vardı hala. Derin de duştan çıktıktan sonra kahvaltımızı yapıp hazırlandık. Biraz erken gidip okulun kafesinde oturmayı planlıyorduk. Yurttan çıkıp okula giriş yaptık. Bahçede yürürken gözüm bir çift kahve gözde takılı kaldı. Sabahki kahve gözler. Bakmamaya çalışırken bakmaya çalışıyordum. Okulda da ilk kez goruyordum onu.
"Nereye bakıyorsun sen kanka?" Derin'in imalı sorusuyla kafamı ona doğru çevirdim. Güneş tepeden yüzüme yüzüme vuruyordu. Elimi gözlerime siper edip "Biri dikkatimi çekti kanka ona baktım." Diyerek gülümsedim. Derin kim kim diye beni durtüklerken gülerek banka oturdum. Omuz silkip çantamdan sigaramı çıkarttım. Bir tane Derine bir tane bana çıkarıp mentolünü patlattım. Kıbrısın en sevdiğim yönü bu sigaralardı. Derine sigara ve çakmağı uzatıp yakmasını bekledim. Sonra bana verdiğinde bir yandan sigarayı yakarken bir yandan da kahve gözleri gördüğüm yere doğru baktım ve orada yoktu. Acaba hayal mi görmüştüm, yanılmış veya benzetmiste olabilirdim. Sonuçta güneş gözümün içine içine gelirken bakmıştım ve yanlış görmüş olabilirdim. Ya da daha basiti ben banka otururken o okulun içine girmiş olabilirdi.
Bizim okul kocaman kampüsten oluşan bir üniversite değildi. Tek bina vardı 3 katlı. Geniş bir planı vardı ama hayal ettiğim kampüs hayatını bana hiç yaşatamamısti. Bir gördüğüm yüzü kırk kere gördüğüm için eğer kahve göz gerçekten bizim okuldaysa yeni geçiş yapmış olmalıydı. Dönem arası geçişler oluyordu. Bizim okul ücret konusunda diğer okullara göre daha ucuzdu. Bu yüzden dönem baslarında geçişler çok oluyordu. Yani eğer bizim okula geldiyse illaki karşılasacaktık. Sahi neden karşılaşmak zorundaydik ki? Onu bir daha görmesem de olurdu. Bi çift kahve gözdü sadece o kadar. Yine içten içe kendime gülüp kafamı salladım
"Yine kafanın içinde neler dönüyor acaba Umay hanım. Bizimle de paylaşmak ister misiniz acaba?" Derine sabahki olayı ve şimdi gördüğümü anlatıp tepkisini bekledim. "Eee kanka aşık mı oldun ilk görüşte?" Diyerek beklediğim cevabı verdi. Ne alakası olduğuna dair sözler sıraladıktan sonra derse gitmeyi teklif ettim. Bu dönemin dersleri daha ağır geliyordu ve ben Bi ders bile kaçıramazdım. Kalkıp derse gittik ve sınıfa girdiğimde de aklımda kalan tek şey kahve gözlerdi.
.....................
