Sebastian Michaelis¹

80 6 3
                                        

"Love is like a flower. It can be delicate and beautiful, but it also needs nurturing and attention to grow and thrive."

Akşam güneşi tamamen Phantomhive malikanenin bahçesine vuruyordu. Turuncu ve pembenin ağır bastığı bu ışıklarda kaybolup gidiyordum. Aslında çoktan işimi bitirmiştim ama güllerin kokusunu içime çekmeden yatmak bomboş geliyordu. Bu güzellikleri hayal ederek uyuyacaktım her gece olduğu gibi.

Uyumak pek inandırıcı değildi aslında. Ben uyuyamıyordum. Deli gibi düşündüğüm o adam yüzünden uyuyamıyordum. Onun siyah eldiveninin altındaki damarlı elleri hayal etmeden uyuyamıyordum.

Ben Sebastian Michaelis denen o adamı düşünmeden uyuyamıyorum.

Yine yüzü gözlerimin önünde belirince ayağa kalktım ve elbiseme takılan otları temizledim. Şimdi onu düşünme sırası değildi. O muhtemelen şu an Lord'un yanında, yılbaşı partisi için hazırlanıyorlardı. Zaten Lord'un yanından asla ayrılmazdı ve ayrıldığı zaman da bizi azarlardı. Evde pek çok hizmetçi vardı ve en az azarı yiyen elbette bendim ve onu en az gören de...

Yavaşça hizmetçilerin kaldığı binaya ilerledim ve merdivenleri çıkmaya başladım. Soğuk bir duş alıp sıcak yatağıma uzanmak istiyordum. Belki birkaç sayfa kitap okur kafamı dağıtırdım ya da Michaelis'ı düşünüp deliye dönerdim.

Küvet tamamen dolduğunda içine girdim. Köpükler vücuduma değdiğinde ya köpürüyor ya da patlıyordu. Suyun içinde bacaklarımı hareket ettirdikçe aralarında Michaelis'in olduğunu da hayal etmeye başladım. Keşke şu an burada olsaydı ve belime sarsaydı kaslı kollarını. Beyaz eldivenlerini çıkarıp parmaklarını... her neyse.

Vücudumu sonundan sudan ayırdım ve banyodan çıktım.

"H-Huh?!" ağzından çıkan çığlıkla havluyu vücuduma daha çok bastırdım.

"İyi akşamlar Hanımefendi." dedi Sebastian. Nasıl bu kadar rahat davranabilirdi? Pekala onun için yanıp tutuşuyordum ama odama izinsiz girmek affedilemezdi işte!

"Nasıl, neden girdiniz odama?"

"Kapı kilitli değildi Hanımefendi." çok sakin görünüyordu. Oturduğu yataktan kalktığında geri adım attım.

"Yine de girmemeliydiniz Bay Michaelis." dedim çekimser sesimle. Yanaklarımın kızardığını hissediyordum ve çıplak bacaklarım yüzünden tamamen savunmasızdım.

İkimiz de derin bir sessizliğe mahkum kaldığımızda onun neden burada olduğunu merak etmeye başlamıştım. Sebastian asla benim etrafımda dolaşmazdı.

"Önemli bir şey mi oldu?" sesim çatladı ve kırgın çıkıyordu. Ellerimi havluyu sabitlediğim yere koydum.

"Sadece sizi partide göremedim."

"Gelmek istemedim. Basit bir bahçıvanı kimse görmek istemezdi."

"Ben isterdim."

"Anlamadım?"

"İsterdim dedim." Sebastian gözlerime daha derin bir şekilde baktı. İnsanlık dışı kırmızı gözleri vücudumda gezinmeyi kesmişti. Şu an sadece içindeki gerçek duyguları bana aktarıyordu. Bana doğru yürümeye başladığında onunla birlikte bende geriye adımladım ta ki sırtım duvara çarpıncaya kadar.

"Sizinle konuşmak istediğim çok şey var."

"Duştan daha yeni çıkmış bir kadınla ne konuşmak istiyorsunuz? Saat gece yarısını geçti!" dedim isyan eden bir sesle. Bu adama sarılmak ve dudaklarını öpmek istiyordum. Vücudum onun vücuduyla bütünleşsin istiyordum.

"Ben de istiyorum."

"Anlamadım?"

"Duydunuz." dedi bir kolunu belime sararken. Sonunda dudaklarımız birbirine değdiğinde kollarımı boynuna doladım. O az önce iç sesimi duymuş muydu?

Beni diğer koluyla yukarı kaldırdığında bacaklarımı beline dolamak zorunda kaldım.

"Sen-sen ne yapıyorsun?"

"Artık saygılı konuşmayacak mıyız?" dudakları boynuma yaklaştı ve üfledi. Titredim. O kadar arzu doluydum ki ona 'hayır' diyemiyordum.

Beni yatağa yatırdı ve ceketini çıkardı. Elleri havlumu çekiştirdiğinde ona engel olmaya çalıştım "İstemiyor musun?" dedi sesi kulağımı okşadı.

"Utanıyorum, sen de soyun." bazı harfleri tam olarak söyleyemediğim için beni anlamayacağını sanmıştım ama yanıldım. O anladı.

Beyaz gömleğini çıkarttı, düğmeleri yavaşça açıyordu ve gözlerini benden ayırmıyordu. Kemerini çıkardığında korkum artmaya başladı. Biz gerçekten... İnanmak zordu.

"Neden zor? Sen de istiyorsun."

"İsteklerimi nasıl anlıyorsun?!" sinirle haykırdığımda o bana eğildive dudaklarımı öptü. Tekrardan doğrulduğunda eldiveni dişleri arasına sıkıştırıp çekti. Onun elleri hayal ettiğimden daha iyiydi. Parmaklarını ağzıma soktuğunda diğer eli havluyu vücudumdan çekti. Onu durdurmaya çalıştığımda bu işe yaramadı tabi ki. Koluyla beni ters çevirdiğinde bacaklarımı birbirine bastırdım.

"Şşş, bu zevkli olacak."

"Ben küçük bir kız çocuğu değilim."

"Benim küçük kızım olabilirsin."

Sebastian kulağımı yaladı ve parmaklarını bacaklarımın arasına soktu. Acıyla inlediğimde çarşafı sıktım ve dişlerimin arasında sıkıştırdım. Vücudum onun parmaklarının varlığıyla titriyor, göz yaşlarım yanağımı ıslatıyordu.

"Michaelis!" istemeden adını inlediğimde diğer elini ağzıma bastırdı.

"Sesini gecenin ilerleyen saatlerine sakla, Yaramaz Kız."

♡*⁠。⁠.🌷.⁠。⁠*⁠♡

⁠。⁠*⁠♡

¡Ay! Esta imagen no sigue nuestras pautas de contenido. Para continuar la publicación, intente quitarla o subir otra.
pinkgarden.Donde viven las historias. Descúbrelo ahora