Stüdyo

19 8 0
                                        

Arabamı kışlanın girişine geldiğim gibi durdurdum. Nöbet tutan askerlere baktım. Beni fark ettikleri gibi silahlarını ellerine alıp arabama yöneldiler. Camım zaten açık olduğu için uğraşmadım bile. Diğerlerine göre daha yapılı olan asker camdan içeri eğildi.

"Kimsiniz ?"

"Orgeneral Cevdet Yılmaz'ın oğluyum."

Asker inanmaz gözlerle bana baktı. Ne olur ne olmaz diye hazırda tuttuğum kimliğimi uzattım. Asker hiç acelesi yokmuş gibi kimliğimi alıp inceledi. İkna olmuş olacak ki yanındakilere göz işareti yaptı. Biri telsiz çıkarıp anlamadığım bir şeyler söyledi. Sessiz geçen birkaç dakika sonra hızlıca geri çekildiler.

"Hoş geldiniz Ilgaz Bey!"

Hepsi ip gibi dizilince şaşırdım. Zoraki bir gülümsemeyle açılan kapıyla beraber gaza bastım. İçerisi çok büyük değildi zaten. Babamın arabasının yanına park edip aşağı indim. Birkaç askerin kafası bana döndü sonra nasıl bir bakış attıysam hepsi aynı saniye kafasını çevirdi ve yaptıkları çalışmaya devam ettiler. O sırada yanımda biten bedene döndüm. Asker duruşuna geçti.

"Er Ahmet Kara, size ben eşlik edeceğim Ilgaz Bey."

"Babamın odası nerede ?"

"Beni takip edin."

Asker hareketlenince bende arkasından ilerlemeye başladım. Gözlerim kışlada dolaştı. Çok büyük değildi ama ferahtı. Bundan dolayı da çok fazla asker yoktu. Birkaç adımda ana binadan içeri girip bir kat çıktık. Zaten herkesin odasında adı yazıyordu. Babamın kapısında durunca askere döndüm.

"Teşekkür ederim, gerisi ben hallederim."

Asker ilk önce tuhaf tuhaf baktı ama sonra sadece selam verip köşeyi dönüp kayboldu. Ben de kapıyı çalıp bekledim. Saniyesinde gel komutu alınca içeri girdim. Hızlıca asker selamına geçtim.

"Ilgaz Yılmaz, İzmir!"

"Hayta seni gel içeri!"

Elimi indirip babamın karşındaki koltuğa yerleştim. Bana gülerek bakan adamla bende istemsizce sırıttım. Babam kişisel hayatıyla iş hayatını ayırmayı iyi biliyordu.

"Nasıl geçti yolculuğun ?"

"Klasik, yorucuydu."

Babam Amasya'nın kışlasında Orgeneraldi. Ben de ondan ayrı kalmak istemediğim için kendi işimi babamın yanına kurmuştum. Zaten yarım kalan ailemiz bir de birbirinden uzak kalmasın istemiştim.

"Stüdyoyu nasıl buldun ? Her şey istediğin gibi değil mi ?"

"Beğenmeme gibi bir lüksüm yok zaten baba. Elimizde olan da yapabileceğimiz şeyler de belli."

Aniden çalınan kapıyla ikimizde sus pus olduk. Babam gel diye seslendi ve birkaç saniye sonra kapı açıldı. İçeriye benim iki katım rütbeli olan biri girdi. İstemsizce gözlerim üstünde turladı. Saçları gözlerine tezat bir şekilde daha açık bir kahve tonundaydı. Teni ise buğday tonuydu. Çok bakmış olacağım ki adamın bakışları bana döndü. Hızlıca başımı çevirdim.

"Yüzbaşı Demiralp Öztürk! Beni emretmişsiniz Orgeneralim."

"Gel Demiralp, seni biriyle tanıştıracağım."

Demiralp denen adam sessizce geldi ve yanımdaki boşluğa oturdu. Ben ise anlamadığım bir şekilde gerilmiştim ve kaskatı olmuştum.

"Demiralp bu oğlum Ilgaz, artık nasipse burada yaşayacak."

Demiralp bana döndü ve elini uzattı. Yüzünde pek bir mimik yoktu ama isteyerek yapmadığını anlıyordum. Birkaç saniye afallayıp elini tuttum. Sıcacıktı.

Tu as atteint le dernier des chapitres publiés.

⏰ Dernière mise à jour : Aug 11 ⏰

Ajoute l'histoire à ta Bibliothèque et tu seras prévenu des nouveaux chapitres !

Bir Beyaz Orkide [BxB]Des histoires addictives. Découvrez maintenant