Son kez enerjimi sağ elime yüklemeye çalıştım ama yeterince güçlü değildim,yorulmuştum. Uzun zamandır açtım.Zaten hâlâ birinci sınıftım, özgünlüğümü mükemmel bir şekilde kontrol edemiyordum.
Dabi'ye atabildiğim güçsüz yumruk onu sadece birkaç adım geri savunmuştu. Hemen topralanıp karnıma bir yumruk indirdi. Hem alev,hem karnıma yemiş olmam hemde özgünlüğümle alevin birleşip canımı dehşet yakmasından o yumruğun hayatımda yediğim son yumruk olduğunu söyleyebilirim.
Önce ağzım kanla doldu. Sonra özgünlüğümle karışan alev vücudumu tutuşturdu, tüm gücümle çığlık attım. Dabi de aynı durumdaydı yinede şuan onu düşünemiyordum. Üstümdeki kıyafetler zaten paçavraya dönmüş derim ise alevin etkisiyle katlanamayacağım şekilde yanmaya başlamıştı. Bir yandan elektrik çarpıyordu ki bu benim vücudumun taşıyabileceğinden kesinlikle daha fazlaydı. Yorgun olsam bile elimde olmadan dehşet titriyordum. Gözlerimi sımsıkı kapatıp dudaklarımı birbirine bastırdım. O sırada acıdan bayıldım.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
"Denki! Neredesin?"
"Kaminari?"
"Denks?"
Gözlerimi açınca kendimi aynı pozizyonda buldum. Her ne kadar zor olsa da bir elimle karnımı tutup diğeriyle doğruldum. Dabi yoktu,tüymüş olmalıydı. Konuşmaya ve burada olduğumu belli etmeye çalıştım ama boğazım acıyordu ve daha yutkunamıyordum bile.
Arkadaşlarımdan veya öğretmenlerimden birinin beni bulmasını bekledim. En sonunda bu lanet eski fabrikada görmeye değer bir şey buldum.
"Denks!" Hitoshi, erkek arkadaşım. Koşarak yanıma geldi. "İyi misin? Villian nerede? Yanmış gibi duruyorsun,neler oldu? Kaç gündür neredesin? Deli gibi endişelendim." Endişeyle vücudumu yokladı. Korkarak bana baktı. Ona konuşamadığımı göstermek için yavaşça boğazımı tuttum.
"Tamam,anladım. Bekle,Aizawa Sensei'ye haber vermeliyim."
Hızlıca telefonunu çıkarıp yardım istedi.
Sonra geri bana döndü.
"Konuşamıyorsun?"
Hayır anlamında kafamı salladım. Çok bitkindim.
"Ne kadardır buradasın? Kaç gün oldu?"
Dört parmağımı kaldırım.
"Herhangi bir şey yedin mi?"
Hayır, kafamı salladım.
"En azından su içtin?"
Evet,susuz çoktan ölmüştüm.
"Biliyorum, şuan her şey canını yakıyor. Özür dilerim,seninle kavga ettikten sonra öylece gitmene izin vermemeliydim, çok sinirliyim üzgünüm. Denks, çok özür dilerim,hepsi benim hatam,hepsi benim aptallığım."
Kendini suçlamasını istemiyordum. Zaten ettiğimiz kavgada da haksız taraf bendim. Bizim iyiliğimizi istemişti sadece.Şimdi de gereksiz yere kendisini yıpratıyordu. Zorlanarak elimi kaldırdım, saçlarına daldırdım. Ona sarılabilmeyi dilerdim ama şuan bana yapılabilecek en kötü şey, derim bu haldeyken bana sarılmak olurdu.
Sarılmak yerine kanla kaplı yüzümü elleri arasına aldı.
"En çok neren acıyor?"
Yavaşça karnımı gösterdim. Zaten yeterince yanmış kıyafetimi üste çekip bir göz attı. Sessizce kim olduğunu bilmediği villian'e küfretti. Hafifçe neredeyse değdirmeden parmağıyla üste dokundu,dokunmasıyla dişlerimi sıktım. Hemen çekti.
"Üstteki kemiklerin de kırılmış olabilir."
