Kiraz çiçeklerinin kokusu pencereden eve doluşurken güneş gecekonduların arasından kendini gösteriyordu. Kanepenin kırmızı çiçekli örtüsü kırışmış, Münevver Hanım örgü atkısını bitirmek üzereydi. Küçük tüplü televizyonun üzerindeki dantelin rengi sararmış, televizyon ünitesi ve cam dolaplar tozlanmıştı. Münevver Hanım gözlüklerini çıkarıp "Mahperi!" diye seslendi. Ahşap zeminden adım sesleri geldi ve Mahperi içeri girdi.
...
Annem tekli koltuğuna kurulmuş, ayağının altında da bir top yün vardı. İpi eline sarıp beni iyice süzdü. Dudaklarının kenarı tiksiniyormuş gibi kıvrıldı:
"Ne bu hal, biraz tertipli ol. Ailemize yakışmayacak bir haldesin." Kapının kenarına yaslandım ve ne söyleyeceğini duymak için bekledim. Benden cevap gelmeyince devam etti:
"Gidip hazırlan, Mehtap Teyzen seni böyle görmesin."
Ses vermeden odama çıktım, yine arkamdan "Gülkurusu elbiseni giyin." Diye bağırdı.
Annem, yüzü yılların birikimiyle kırışmış, saçlarına ak düşmüş, yine de genç görünen ve otoriter tavrından taviz vermeyen biriydi.
Gözlerinin rengi gri ve oldukça saydam, dudağında vazgeçemediği ruju, evde dahi ayaklarından çıkarmadığı yüksek topuk siyah babetleri, omzundan düşürmediği siyah
şalıyla çok sert bir görünüme sahipti.
Odama girdim. Yatak örtüsü bozulmuş, penceremden aynama güneşin huzur verici ışıkları yansıyordu. Ahşap gardırobumu araladım, onca kıyafetin arasından gülkurusu elbisemi seçip yatağa attım. Tam geceliğimi çıkarırken annem hışımla içeri girdi ve perdeleri çekti. Beni azarlamayı da ihmal etmedi:
"Millet seni izlerken nasıl bu kadar rahat soyunabilirsin?"
"Anne, önümüzde ev yok kimse görmüyor."
"Allah görüyor !"dedi büyük bir ciddiyetle. Lafı duyunca kendimi tutamayıp sırıttım.
Annemin kendini haklı çıkarma çabası gözlerimi gülmekten yaşartır derecedeydi. Ama o kadının nazik ve ağzını kapatarak gülmesi gerektiğini düşünürdü, onun yanındayken gülmeye bile korkardım. Lâkin babam öyle miydi?
Babam çok daha zarif bir beyefendiydi. Medeni ve sakin bir kişiliği vardı, nereye giderse gitsin temiz takım elbiseyle ya da resmi herhangi bir kıyafetle gider, her zaman ileriye adım atan ileri görüşlü biriydi. Saçlarının arasında hafif hafif kendini belli eden beyazlar, oval yüzüne çok yakışan siyah kare çerçeveli gözlüğü, gözlüğünün altında kendini belli eden lacivert gözleri ve kirli sakallarıyla gerçekten çok yakışıklı bir adamdı kendisi. Yaklaşık 1,80 boyundaydı. Kendisi bir fabrikada müdürdü, ayrıca ithalat ve ihracat işlerinden sorumluydu. Çoğunlukla tüccarlarla konuşur ufak tefek değerli şeyleri satın alırdı. Fabrika için mühim olan malzemeleri dışarıdan alır, kârıyla satardı.
Sürekli kitap okuyup öğrenmeye açık kişiliği anneme çok zıttı. Hatta bazen nasıl evlendiler diye düşündüğüm bile olurdu. Annem kaşlarını çatıp bana bakarken ben elbisemi giyindim. O sırada babam odaya geldi. Yine takım elbisesini giyinmiş, saçlarını özenle taramış ve sakallarını güzelce tıraş etmişti. Annem söylendi:
" Nereye yine?"
" İşe gidiyorum, her zamanki halim."
" İşe böyle süslenip mi gidiyorsun?"
Babamın zoruna gitmişti, annemin ima ettiği şey başkaydı:
" Seni aldattığımı düşüneceksen önce yaşımıza bak, sonrada gir koluma birlikte işe gidelim. Tabii iş arkadaşlarımın yanında beni rezil duruma düşürmeyeceksen?"
Annem cık cık etti, ellerini bağlayıp belime sarı bir kemer bağladı. Babam bana baktı:
" Canım kızım, benimle gelecek misin?"
" Hayır! Bugün benimle güne gelecek."
YOU ARE READING
MAHPERİ
General FictionKimine göre zamanında yaşamış güçlü kadın, kimine göre ise acınası bir kızcağız. İnsanın, içinde örtmek zorunda kaldığı ve tozlanmış kapağını üflemeye bile tenezzül etmediği duygularını saklamasının, sonuçlarına karşı direnemeyip çaresizliğin suratı...
