Dava 1: Hayat

80 16 177
                                        

Bölüm 1

"Karar verilmiştir! Türkiye Cumhuriyeti Devleti kanunlarına göre sanık; kasten adam öldürme, terör eylemlerine dahil olma ve benzeri suçlardan 852 sene ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır! Dava bitmiştir!"

Sanık ve mahkeme salonundaki herkes bana öfkeyle bakarken oradan hızla çıktım. O uğursuz bakışlar gözlerimden sonra sırtıma çevrilmişti sanki. Kemiklerimi aşıp kalbime batıyordu o buzdan bakışlar. Ellerinden gelse beni öldüreceklerdi. Daha önce başkaları denemişti ama ilk defa bu kadar belalı bir kişiyi hapse göndermiştim. Güvende değildim. Bu mesleği yaptığım sürece güvende olmayacaktım.

Hızla odama yürürken parmağımdaki yüzüğe kaydı bakışlarım. 4 ay sonra evlenecektim. Yeni bir hayata adım atacaktım. Ardındaki tüm belalara rağmen Yaren Cebeci artık Yaren Cebeci Atasoy olacaktı. Hazır mıydım bu evliliğe? Bilmiyorum. Hayat bana her şeyin zamansız olduğunu acımasızca öğrettiğinde bu teklife evet demeye karar vermiştim. Yıl dönümümüzde Sercan ile akşam yemeği yiyecektik. Dördüncü senemizi kutlayacaktık. Gideceğimiz restoranın fotoğraflarını bana attığında anlamıştım evlilik teklifi edeceğini. Adliye sarayından çıkıp restorana giderken takip edilmiştim ve hapse gönderdiğim bir suçlunun en yakın arkadaşı sırf intikam için beni 3 gün alıkoymuştu. Bu ülkede hakim olmak, kadın bir hakim olmak çok zordu. Ama mesleğime aşıktım, her şeye rağmen.

Oradan kurtulabildiğimde Sercan'a sıkıca sarıldığını hatırlıyordum. Çok korkmuştuk. O, benim başıma bir şey gelecek diye endişelenmişti. Ben ise onu bir daha göremeyeceğim diye... O gün anlamıştım ki bir karar verdiysem onu hemen uygulamalıyım çünkü hayatım pamuk ipliğine bağlı.

Başımı iki yana sallayıp düşüncelerimden uzaklaşmayı denedim. Henüz şanslıydım çünkü yaşadığım hiçbir şey tramvaya dönüşmemişti. Gülümseyip her şeyi ardımda bırakacak güce hâlâ sahiptim.

Odama girdiğimde cübbemi çıkardım ve kendimi koltuğa bıraktım, bedenen değil de ruhen yorulmuştum. Masanın üstündeki telefon titreyince gözlerimi açtım ve telefonu elime aldım. Sercan mesaj atmıştı.

"Bugün buluşalım mı güzelim?"

Kaç gündür davaların yoğunluğundan Sercan'ı erteliyordum. Aslında içimden de onu görmek gelmiyordu. Son bir kaç gündür kötü düşüncelerle savaş veriyordum ve galip çıkmak için sadece kendime ihtiyacım vardı. Bu yüzden teklifi kibarca reddettim.

Ama Sercan ısrar etti. "İtiraz istemiyorum. Akşam seni evinden alırım, güzel bir yemek yeriz. Sonra da bize geçeriz, annem seni görmek istiyor."

Ona mecburen tamam dedim ve yeniden işimin başına geçtim. Akşama kadar bir sürü dava ile uğraşıp saat 17 olduğunda koşar adımlarla İzmir Adliyesinden çıktım ve arabama bindim. Eve gidene kadar saçma sapan bir sürü şey düşündüm. Sercan ile eskisi gibi değildik. Üniversite zamanımızda daha deli dolu, hayatın her anından keyif almaya çalışan bir çifttik. Ne zaman ben mezun olup işe başladım, her şey bir anda buz kesti sanki. Eskisi gibi birbirimize vakit ayıramaz olduk. O kendi inşaatlarında boğulurken ben paçamı davalardan sıyıramadım. Aramızda hep anlamsız bir soğukluk vardı ama şimdilerde bu daha belirgindi sanki. Hangi nişanlı çift birbirini aylarca görmemeyi normalleştirmişti? Biz... Biz yapmıştık. Şimdi Sercan'ın ısrarı olmasa bu devam edecekti. Artık kendimi bir ilişki yaşıyor gibi değil de bir zorunluluğu yerine getirmem gerekiyormuş gibi hissediyordum. Sercan'la buluşman gerekiyor. Tamam, buluşurum. Parmağında bir yüzük taşıman gerekiyor. Peki. Ona gülümsemen gerekiyor. Olur. Adama kötü davranma, o seni çok seviyor. Ona da olur.

Eve geldiğimde kısa bir duş alıp dolabımın karşısına geçtim. Yaşıtlarıma göre kombin konusunda çok düzdüm. Tüm arkadaşlarım her ay alışveriş yaparken ben bir kaç takımla senelerdir idare ediyordum. Kombin, renk işleri beni çok yoruyordu. Dolabımdaki tüm kıyafetler birbirine uyumlu olduğu için elime ne geçerse giyme özgürlüğüm vardı.

DAVAWhere stories live. Discover now