İnsanlar ancak koşulları buna el verdiğinde delirme lüksüne sahiptirler.
Defalarca bitirdiği kitabın kapağını kapatıp hafifçe gülümsedi. Elleri komodininin üzerine uzandı. Her zamanki yerine bıraktığı sigara paketini elleri arasına alıp açtı. Paketten bir sigara alıp sırıtan dudaklarının arasına yerleştirdi. Her daim paketin içinde duran, üzerinde favori karakteri olan Joker'li çakmağını aldı. Bir kaç denemeden sonra kıvılcımlar saçan çakmağı dudaklarının ucunda titreyen sigarasına götürdü. Saniyeler içinde alevlenen sigarasından derince bir duman bahşetti ciğerlerine.
Yatağında daha dik oturarak, kitabı dizlerinin üzerine koydu. Kitabın buruşmuş kapağını yavaşça aralayıp, ilk sayfasına baktı. Yanaklarına kadar yayılan gülümsemesini fark edip ciddileşti.
Kitap okumaktan nefret ederdi oysa ki. Onu bu kitabın sararmış sayfalarına hapseden Veronika'nın ölmek istemesi değil, kitabın ilk sayfasındaki ıslak mürekkep ile yazılan birkaç satırdı.
Ah Ax';
İlk satırı okuduğunda, içinde uçuşan kelebeklere engel olamadı.
Küçük kuşum.
Bu cümle ile kaşları çatılıverdi. Kendine bu tür lakaplar takılmasından nefret ederdi. Buna rağmen kızamadı kendisini defalarca bu sayfalara hapseden kişiye.
Bu sırada içmeyi unuttuğu sigarası yavaş yavaş parmaklarının arasında kül olmuş, kül ise eşhortmanının üzerine düşmüştü.
"Siktir!"
Yerinden sıçrayarak etrafa saçılmış külleri silkelemeye başladı.
"Siktir siktir siktir!"
Tenine değen sigara külü canını oldukça yakmıştı. Sigarasından bu ihaneti beklemezdi. Onun ilk aşkı da, sevgili dostu da biricik sigarasıydı.
Teninde açılan yaraya baktı. Çok ciddi birşey olmadığını saniyeler içinde fark etmişti. Yanığın olduğu yere baş parmağını bastırdı. Amacı, daha fazla acı ile acısını dindirmekti. Bu onun ilacı, en eski çözüm yöntemiydi.
Baş parmağını yarasının üzerinden kaldırdığında derisinin kenarlarını saran birkaç kan damlasının artık olmadığını fark etti. Daha fazla yarası ile uğraşmak istemedi. Kendini camının önünde bulunan rayları paslanmış tekli koltuğa bıraktı.
Dışarıda şiddetli bir yağmur yağıyordu. Etrafta kaçışan insanları görünce gülümsedi. Oysa yağmur, bir anlamda yıkımdı. Yağmurun kendisini arındırdığına inanırdı. Yağmur saftı. Temizdi. El değmemiş, saydamdı. Yağmurdan kaçmayı anlamsız bulurdu.
Şuan bir kahvesinin olmasını çok isterdi. Üzerinde uzun kalın bir hırka, sıcak bir kahve ve kaliteli sigarasının olması için ömründen birkaç yıl feda edebilirdi.
Başını buğulu cama yasladı. Cam arasından sızan rüzgar, genç kızın alnına düşen perçem saçlarını sağa sola savruruyordu. Yağmur damlaları özgürlüklerini ilan edermişçesine camdan aşağıya süzülüp ortadan kayboluyordu.
Buğulanmış cama işaret parmağı ile iki büyük nokta çizdi. Bu noktaların tam altına da kocaman bir eğri çizgi çizdi. Camında artık kocaman bir gülen yüz vardı. Çizdiği gülen yüz ile suratına hafif bir gülümseme yayıldı. Gülen yüz saniyeler içinde dağılmaya başlamış, akan su damlaları ile kaybolmuştu.
Bakışlarını sokağın başına çevirdi. Sokakta bir binanın tuğla çıkıntısının altında küçük bir kız, yanında da babası olduğunu düşündüğü bir adam vardı. Adam, kızını kalın paltosunun altına alıp ıslanmasını engellemeye çalışıyordu. Küçük kız ise, ardı ardına çakan şimşeklerden korkup babasına sıkıca sarılmış, sakinleşmeye çalışıyordu.
YOU ARE READING
PUSU
Mystery / Thriller"Kar yağarken kaçamazsın Ax, nereye gidersen git. Ben hep bir adım arkanda olucam."
