Okyanusta Boğulan Küçük Balık

141 20 0
                                        

İyi okumalar🧡

Bölüm şarkısı ho hey- the lumineers

                           ♡
I belong with you, you belong with me, you’re my sweet (Ho!)
– Ben sana aitim, sen bana aitim, sen benim tatlımsın (Ho!)
                           ♡


Bu gözleri tanıyamıyordum.

Aslında gözleri gördüğümden bile emin değildim. Ağlıyor muydu?

Hayır... Gülümsemesini görebiliyorum.

Elleriyle gözlerini kapattı bir şeylerden gözlerini sakınmak istercesine.

Ayak ucunda beyaz bir şey vardı. Elbise? Benziyordu ama daha çok şey gibiydi. Gelinlik! Evet, gelinlik.

Sade ve hoş gibiydi. Tam hayallerimdeki gibi diyebilirdim.

Ellerini gözlerinden çeken çocuk parmak uçlarıyla nazikçe elbiseye dokundu.

Kırılacak bir biblo parçasıymış gibi elbiseyi gözyaşlarından korudu.

Kafasını hızlıca kaldırdığında melodik sesini duydum ardından gelen tanıdık ardışar notaları.

"Beyaz sana çok yakışıyor dediğimde bunu kast etmemiştim."

Ritmik ses kulağıma dolarken iyice uykudan sıyrıldım. Rüya gördüğümü anladığım bir kaç saniyede irkilmiştim. Oldukça yoğun uyuduğum bu dönemlerde benim için rüyalar çok nadirdi.

Işığa alışan gözlerimi yavaşça araladım. Duvarını boydan boya kaplayan camdan dışarıyı izlemeye başladım.

Sanki bugün hava düne göre daha iyi durumdaydı. Özellikle gece bastıran sağanak yağmurdan iz kalmamış gibiydi. İyice mayışmış olan bedenimle güçlükle yatakta doğruldum.

Yere bastığım ayaklarımla kalkmaya çalıştığımda bir terslik olduğunu anlamış olsamda geç kalmıştım. Yerle buluşan sızlayan avuç içlerim ve beyaz mermerin parçalayıp kandan izlerini oluşturduğu dizlerim güne çok iyi başlamadığımın kanıtıydı.

Yine olmuştu. Hastalığımdan dolayı bazen kısa süreli felç ya da uyuşma yer yer bedenimi istila ediyordu. Bu duruma alışsamda acıya hala alışamamıştım.

Gözlerim hafifçe dolunca hızlıca başımı tavana çevirdim. Tavanımı kaplayan bulut resimlerine sanki hiç bakmamışçasına incelemeye başladım.

Ritmik sesleri bölen gürültüyle açılan kapıya baktım. Asya hemşire telaşla kapı pervazından ayrılıp gelirken yeni uyanmış olmanın getirisiyle çatallaşmış sesimle konuştum.

"Bir an hiç gelmiyeceksiniz sandım. Sizde mi benden ümidinizi kestiniz? Öyleyse artık beni salabilirsiniz değil mi?"

Alaylı sesim hemşiremin kulağına gidince kızgın gözlerle bana bakıp beni yerden kaldırma çabasına ara verdi.

"Saçmalama. Bu konuyu defalarca konuştuk. Hadi seni yerden kaldıralım."

Sitemli sesi sustu. Yarım bıraktığı işine geri dönecekken gözleri koluma takıldı. Bende başımı çevirdiğimde kolumun içler acısı halini gördüm.

Serumun iğnesi kolumdan çıkmış ve ne zaman olduğunu bilmediğim bir şekilde iğnesi dirseğimin iç kısmından bileğime uzanan bir çizgi çizmişti. Parçalanan deriden yer yer akan kan kolumun dizlerimden daha kötü halde olduğunu ispatlıyordu.

Ama nedense başka bir düşünceyle ürperdim. Kolumun acısını bakana kadar fark etmemiştim. Sanki alışmışım gibi. Hala dizlerimin acısını hissediyordum ama kolumdaki yara sadece rahatsız bir şekilde sızlıyordu. Muhtemelen her gün koluma giren iğneler acıya alışmama neden olmuştu.

"Biraz bekle sana bir tekerlekli sandalye bulsam daha iyi olacak. Ani bir hareket yapmaya çalışma hemen geliyorum."

Sesiyle düşüncelerime ara verdiğim Asya hemşireye belli belirsiz başımı salladım. O gözden kaybolunca gözlerimi bembeyaz tenime bulaşan kanda gezdirdim.

Acıya alışmak istemiyordum. Yaşadığımı hissetiren tek şey sadece buydu. Benim için tek teselli dizlerimin acı içinde sızlamasıydı.

Gözlerimi art arda kırparak kendi içimdeki konuşmama ara verdim. Mermerin soğuğu bacaklarıma sarılırken uyuşmuş ayaklarımı hareket ettirmeye çalıştım. Yavaşça ayaklarımın hissini geri kazanırken uzun zamandır yokluğunu hissettiğim hemşireye seslendim.

Odadan çıkalı baya olmuştu. Ama beni unuttuğunu da sanmıyordum. Ellerimle vücudumu sürükleyerek biraz olsun kapıya yaklaştım.

Aralık kalmış kapıyı ardına kadar açarken kulağıma gürültülü sesler doluştu. Bundan önemlisiyse koridorda yardım bulabileceğim kimsenin kalmamış olmasıydı.

Sesler iyice yaklaşırken kapı pervazından yavaşça geriye çekilip kapıyı görüş alanını kısıtlamayacak şekilde kapıyı ittim. Kimse beni bu halde görmese daha iyi olacaktı.

Gürültülü sesler sedyeyle birlikte geldi. Bense genç bir adamla gözgöze geldim. Sanki sadece odağını kaybetmiş hareleri benim gözlerime denk gelmişti.

Baktığım gözlerin sahibi son sürat ilerleyen sedyede boylu boyunca yatıyordu. Kan içindeki bedeni gibi kolu sedyeden dışarı sarkmış bana doğru uzatılmışti sanki. Yanındaki görevliler yüksek sesleriyle tespitlerde bulunurken gözleri yavaşça kapandı.

Benimle beraber durumu fark eden doktor sedyeyi durdurup nabzını bir kez daha kontrol etti.

"Ameliyathaneye kadar vaktimiz yok, nabzı durdu. Kalp masajına başlıyorum."

Doktorun sesiyle beraber sedye durdu. Yırtılmış gömleği göğüs kısmından kesildi. Doktorsa avuçlarıyla birini daha kurtarma çabasına girdi.

Kolunu ilk gördüğümden beri aklımda kan kardeşi sözcüğü dolanıyordu. Kan kardeşimi bu kadar çabuk kaybetmek istemiyordum. Son bir gayretle ayağa kalktığımda sendeleyen bedenimi zor zapt ettim.

Sersemlemiş adımlarımla kapımın tam ortasında duran sedyeye yaklaştım. Bir kaç hemşire beni gördüğünde seslendiler ama ne dediklerini anlayamamıştım. Yavaşça hayata döndürülmeye çalışılan bedenin yanına yere çökerek oturdum.

Bu kadar soğukkanlılık yıllardır hastanede gördüğüm ölümlerdendi belki de.

Kana bulanmış elini yavaşça avucuma aldım. Biliyordum. Eğer ölürse hayatımın bir kısmını bana zehir eden travmaya katılacaktı. Elimin eline değdiği iki ölümden sonra buna dayanamazdım. Yine de bir ümitle elini tuttum. Belki, belki yaşardı.

Sedye tekrardan hareket etmeye başlayınca hızlıca bakışlarımı kalkıp inen göğsüne çevirdim. İçim buruk bir mutlulukla doldu. Biliyordum. Onu yaşatan ben değildim ama öldüren de değildim.

Avcumun arasından kayıp giden eline baktım yüzümde minik bir tebessümle. Önümde kaybolan bedenden geriye minik bir kan göleti kalmıştı.

Orada dizlerimin üstünde elini tuttuğum birini öldürmemiştim ve yaşatmakta benim son dileğim olacaktı.

Bölümü beğendiğseniz destek olmak adına oy verebilirsiz.

🤍

SAUDADEWhere stories live. Discover now