"Ülkemiz, yaşanan bu hain saldırının en kısa sürede üstesinden gelecektir."
Bla... Bla... Bla...
Televizyonu bir hışımla kapattı Engin. Medyanın algılarına karnı toktu. Maruz bırakıldığı onca korkunç şeyden sonra bu ülkeye olan inancı ve sevgisi tekrar yerin derinliklerine gömülmüştü.
"Niye kapatıyorsun ya!"
"Sen izleyecek miydin?"
"Evet canım tek sen yoksun bu evde!"
"Al!"
Kucağına fırlatılan kumandayla bir an irkilse de hemen toparlayıp eline aldı Melis. Abisinden iki yaş küçüktü.
"Nereye gidiyorsun bu saatte?"
"Biraz hava alacağım, gelirim yarım saate. Kapıyı kimseye açma sakın."
"Tamam bayss!."
Bu kelimesi gözlerini devirmesine sebep olmuştu. Zamane nesil diye geçirdi içinden. Ama düşününce kendisi de gençti fakat hiç böyle biri olmamıştı. Çevresindeki gençler ona hep fazla şımarık gelmişlerdi. Herbirinin dert diye adlandırdığı şeyler çözülecek şeylerdi veya hayatlarında olmaması çok şey değiştirmezdi.
Gecenin serin havasını içine çekti.
"Yıldızlar..."
Ne kadar güzel yaratılmışlardı. Tekrar tekrar kafasını göğe çevirerek manzarayı seyrediyor, avucunun içi gibi bildiği yolda bir çocuk edasıyla yürüyordu. Gece onu sakinleştirmiş ve bağrına basmıştı. Güvendeydi. Belki de bu güven hissi ona fazla gelmiş olacak ki birden daha önce girmediği bir yol gözüne ilişti ve o yoldan girmeye karar verdi. Diğer yollardan farkı yoktu belki, ancak değişiklik insana iyi gelirdi.
Bir iki kişi daha gördü. Kendisi gibi geçip gidiyorlardı uzun sokaktan, belirledikleri yere. Birinin elinde market poşetleri vardı, yaşı otuzların başında gibi duruyordu. Sanırım evliydi ve ailesine götüreceği birkaç parça eşya almıştı. Kendisini düşündü bir an. Acaba ben de bir gün evlenebilir miyim, sevdiğim kadınla ömür boyu mutlu bir yuva kurabilir miyim?
Çok geçmeden sokakta yalnız başına kalmıştı. Etrafta sonbaharın soğuğundan ve savrulan yapraklardan başka bir şey kalmamıştı. Evet bu mevsimi çok seviyordu. Kalın hırkasının fermuarını çekti, ellerini cebine koydu. Nerdeyse yirmi dakikadır dışardaydı. Artık eve dönse iyi olacaktı yoksa kardeşi tedirgin olup korkabilirdi. Kestirme bir yol bulmak ümidiyle etrafına bakındı çünkü bu uzun yolu geri dönmek istemiyordu. Gözüne yol kenarındaki bahçe takıldı ve geldiği yöne çarpraz giderse bu yokdan hızlıca kurtulabilir, ev mesafesini de daha hızlı kapatabilirdi.
Bahçenin etrafı çalılarla çevriliydi, kenarda açık bir alan bulup ordan içeri girdi.
"Bismillah."
Karşıdaki ışıklar kendini belli ederekten yol gösteriyorlardı sanki. Ayağının altında kurumuş yapraklar ezilirken çıkan ses onun çok hoşuna gitti. Nerede yaprak varsa oralara basarak ilerliyordu ki birden kendisine ait olmayan bir çıtırtı duydu, sesin geldiği yöne doğru bakmaya başladı. 'Ya bahçe sahibiyse'
diye geçirdi içinden. 'Ne derim ben şimdi!' Ses gelmeyince tekrardan yürümeye devam etti. Neden bir böcek olmasın ki!
Birkaç adım attıktan sonra biraz olsun rahatlamıştı.
Yürüyordu.
Daha hızlı yürüyordu.
Bu hışırtı her ne ise kendisini takip ediyordu, hızlı nefesler ve yükselen vücut ısısı adrenalin kaynaklıydı.
Koşmaya başladı ancak o seste kendisiyle beraber koşuyordu sanki. İnsandan çok sürünen bir şeydi bu. İçinden dualar okumaya başladı. Bu dünyada sadece görünen varlıklar olmadığını biliyordu. Korku bütün bedenine yayılmış nefesini kesiyor, bir yandan da arkasına bile bakmadan kaçıyordu. Neyden kaçtığını bilseydi belki korkuları azalırdı ancak bilinmezlik her zaman korkutucu olmuştur.
Sokak lambası önünü aydınlatmaya başlayınca yola çıkmak üzere olduğunu anladı. Hızlı bir hamleyle arkasına dönüp bakmak istedi fakat bir şey göremedi. Çalıların üstünden atlayıp kendini asfalt zemine attı. Neyse ki ucuz atlatmıştı! O kadar soluksuz kalmıştı ki sürünerek ilerledi ve emin olduğu mesafeye gelerek bir kez daha oraya baktı. Ses sürünerek uzaklaştı ve geldiği yönün tersine gitti. Artık her ne ise yuvasının ordaki bahçe olduğunu düşündü. Bir yılan... ya da başka bir varlık...
Ne olduğunun önemini şuan için erteleseydi iyi olacaktı. Kurtulduğu için Rabbine şükretti ve ayağa kalktı. Evet gerçekten uzun yolu kestirme yolu kullanarak geçip evin sokağına ulaşmıştı. Dudaklarından bir kahkaha patladı. Hayattaydı ve bu güzel bir şeydi. Daha önce kestirme yollar kullandığı çok olmuştu ancak hiçbirinden bu kadar hızlı geçtiğini hatırlamıyordu. Başına daha fazla iş açmadan eve doğru yol aldı, neyse ki varabilmişti. Anahtarı kendisindeydi ancak kardeşine geldiğini belli etmek için önce zili çalıp bekledi. Aniden içeri girme fikri hiç hoş değildi. Evin içinde birinin habersizce karşısında görme fikrini hoş görmediğinden böyle yapardı.
Çok geçmeden kapı açıldı ve karşısında şaşkın gözlerle ona bakan bir çift göz kalakalmıştı.
"Bu ne hâl Allah aşkına!"
"SELAMUN ALEYKÜM BACIM!" İyi olduğu mesajını verircesine sırıtarak içeri girdi.
"Aleyküm selam hoşgeldin de bu suratının üstünün başının hali ne? Çabuk söyle kavga mı ettin? Bir mevzu vardı da bana söylemeden mi gittin yine?"
"Bi' dur be bacım, azıcık soluklanayım anlatacağım her şeyi."
"Tamam yaralarını temizleyelim bari."
Lavabonun ordaki dolabın içinden tentürdiot çıkarıp pamukla beraber abisinin yanına döndü. Neler olduğunu çok merak ediyordu. Hemen abisinin yanına attı kendini.
"Ee anlat hadi!"
~~
Kapının önüne konulan şeyden habersiz bir şekilde bir geceyi daha noktaladılar. Artık yumuşak yataklarda mışıl mışıl uyuma vaktiydi, taa ki gün doğana kadar...
YOU ARE READING
MEZBAHA
General FictionModern insanlar ve modern dünyaya ayak uydurmaya çalışırken arada kaybolanlar. Bir ülkenin adım adım helake sürüklenişi... Mezbahada son dakikalarını yaşayan bir hayvan gibi çırpınıp dururken bulduk kendimizi. Böyle olmamalıydı, nerde hata yaptık...
