Bütünüyle bir sessizlik...
Bulunduğum ortamın çok aksi ama dünyanın en sessiz odasındayım. Piyanonun sesi sol kulağıma bu kadar net ulaşmasa buna inanabilirim. Kanıtlarım çok.
Yaşanmışlıkların sonucunda durduğum nokta bana çoğu şeyi unutturuyor. Sanki tüm bunların hiçbirini ben yaşamadım. İçimde uyuyan başka biri daha var ve tüm geçmişim ona ait. Yaptığı her davranışın sonuçlarını düşünmek, sorumluluklarını almak ve bunlara kafa yormak da ona ait.
Hiçbiri benim değil, ben tüy kadar hafifim. Tek yaptığım burada oturmak ve müziğin tadını çıkarmak. Müzisyenleri izlemediğim yerde loş ışığa ve etraftaki yanan mumlara dalıp gitmek tek görevim.
Benimle en ufak iletişimi olan her insan aslında benimle değil. Hiçbir bağlantım yok. Onlar beni tanımıyorlar. Aslında sevdikleri kişi ben değilim. İçimde uyuyan o kişi. Benim derin düşünmediğim zamanlarda ortaya çıkan, gülümsemeye bayılan, hareket etmeden duramayan, hayatın hızına ayak uydururken asla yorulmayan o yanım. Şu anda onunla tüm bağlantılarım kopuk. Çünkü öyle hissediyorum.
Başka bir tanıdık melodi kulaklarımda. Ludwig van Beethoven. Hepiniz aşinasınızdır bu esere. Eğer bir senarist olsaydım kesinlikle bir cinayet sahnesinin arka fonunda çalardı. Bu fikir ilk kez benim aklıma gelmemiştir ve bir yerlerde mutlaka kullanılmıştır.
Sıradaki parça ise kesinlikle bir idam sahnesine yakışırdı. Bir yerlerde bunun da yapıldığına eminim. Tüm bu hissettiklerim ruhumun daralmasına sebep olmuyor. Aksine bu hislerden korkmuyorum. Normalde hislerim değil, eğer bunları hissedersem yaşanabilecekler beni korkutur. Ancak dediğim gibi, bu dünyada benimle bağlantısı olan hiçbir varlık yok. Geçmişsizim. Ağacımın toprağa saldığı köklerin hepsi sökülmüş.
Buraya gelmek için yolda sıraladığım nedenlerimin hepsi bıraktığım yerdeler. Daha doğrusu diğer yanımın bıraktığı yerdeler. Onlar da benim değil.
Başarılı olmak zorunda değilim. Güzel olmak zorunda değilim. Kimseye yetebilmek zorunda değilim. Birilerini iyi hissettirmek zorunda değilim. Erken kalkmak zorunda değilim. Sorumluluklar bana ait değil. O uyanınca kendi başının çaresine bakar artık.
Diğer parçayla hislerim tepetaklak oluyor. Orta çağdayız. Kadınların konumu, o dönemde yaşanan hiçbir toplumsal sorun umurumda değil. Ben bir balo salonunda vals yapıyorum. Kimle yaptığım önemli değil, tek bir yüze ait olmasın yeter. Etrafta salınırken hissettiklerim ve o an yapıyor olduğum şey önemli. Hızlanıyoruz bazen ritme ayak uydurmak için. Uzun zamandır vals yapmamanın getirisiyle biraz başım dönüyor. Hemen toparlıyorum ne de olsa. Çünkü kendimi bırakırsam kimsenin kollarına tutunmak istemiyorum.
Aklımdan saliselik geçen şeyleri hemen kovuyorum. Bedenimde bir his yaratmasına bile izin vermiyorum çünkü bana ait değiller. Unutma.
Müzik dururken partnerimle ufak bir selamımdan sonra arkama bile bakmadan orayı terk ediyorum. Gitmem gereken bir yer olduğundan değil, gitmek istediğimden. Bir yere varmak istediğimden değil, yolda olmak istediğimden.
Bu ne zamandır başladığını bilsem de ne zaman bitmiş olduğunu idrak edemediğin muhteşem gösteri son bulduğunda yalnızlığım silikleşip etrafımdaki sandalyelerde oturan insanlar belirginleşmeye başlıyor. Son bir kez karşı taraftaki duvara montelenmiş neredeyse sönmek üzere olan muma bakıyorum gözlüklerimin çerçevesinden. Lens de takmadım. Bugün hiçbir şey umrumda değil.
Sandalyemden kalkıyorum. Kilisenin içini boşaltmamız gerek çünkü yaklaşık yarım saat sonra başka bir tören olduğunu öğreniyorum. Düğün olmadığını biliyorum çünkü genelde düğünler burada gün batmadan hemen önce yapılır. Akşam güneşi evlenen taze çiftlerin üstüne vururken.
Tüm bu rahatlığıma tezatlık oluşturan ayağımdaki topuklularım ses çıkarırken neden bunları giydiğimi sorguluyorum bir süre. O kadar da resmi bir etkinlik değildi, düz taban başka bir ayakkabı da giyebilirdim.
Kilisenin dışına çıktığımda temiz havanın ciğerlerime dolmasıyla birlikte bir süre derin nefesler alıyorum. Bu gece görmeyi asla istemediğim o yüzü görmeden hemen önce. Ve ne oldu biliyor musunuz? İçimdeki o kişi bu dünyaya ait olan her şeyiyle birden uyanıverdi.
YOU ARE READING
The Nutcracker
Teen FictionKöpek bakıcılığı yapan Clara bir gün köpeğine bakmak üzere Theo ile tanışır. Aralarında olan biten her şey ona yaşadığını hissettirirken bir gün bu rüyadan uyanır.
