1

89 7 12
                                        

Gözlerimi sabaha veya güneşin parlak ışıklarına açmadım. Gözlerim zaten yastığa başımı koyduğumdan beri ara ara aralanıyor, gördüğüm kabuslarla ise tamamen açılıyordu.

Kendi gerçekliğim yetmezmiş gibi birde rüyalarım beni daraltıyor, boğazıma yapışıyordu. Yıllardır gördüğüm ara ara kabuslar artık her uyuduğum da zihnimi ele geçiriyor, acıyı hissetmeme sebebiyet veriyordu. Yinede sorun değildi..

Üzerimden neredeyse düşecek durumda olan yorganı tekmeleyip huysuzca yataktan kalktım. Telefonuma uzanıp saate baktığım da henüz 05.05 olduğunu fark ettim. Yine uyuyamıyordum işte. Yine herkesin uykuya dalıp huzurluca dinlendiği vakitler benim cehennemim oluyordu.

Derin bir nefes alıp sakince vermeye çalıştım ama bu daha çok acıyı hissetmeme neden olmuştu. Dolan gözlerime inat tebessüm edip banyoya ilerledim.

Yüzümü soğuk suyla yıkayıp aynadaki görüntüme baktığım da yüzümü buruşturmadan edemedim. Tam bir yıkıntıydım; morarmış göz altlarım, kurumuş ve yaralarla dolu dudağım..

Üşümek istediğimden elimi yüzümü bile kurulamadan banyodan çıkıp mutfağa ilerledim. Bir bardak çıkarıp su doldurduktan sonra içerisine biraz limon ve sirke sıktım. Kilo vermeliydim. Neden mi? Çünkü ben mükemmel ve güzel bir karakterden ziyada ziyadesiyle sorunlu ve çirkin bir karakterdim. Asla kendi hayatının bile baş rolü olamayacak kadar çirkin. Sorun değil..

Sirkeli suyu yüzümü buruşturarak içtikten sonra bardağı tezgahın üzerine bıraktım. Meyve sepetinin içinden küçük bir muz alıp masaya oturdum. Belkide bir kaç saniyede yemem gereken muzu neredeyse yarım saatte yemiş ve kendimi doyduğuma ikna etmiştim. Bu yeterliydi, daha fazla yememeliydim. Daha fazla yememelisin Jeongguk

Oturduğum yerden kalkıp ölü bakışlarımı koruyarak odama adımladım. Öyle ölü gibi yürüyor öyle bitik bakıyordum ki uzaktan gören bir insanın bile dikkatini çekiyordum genelde. Ama umrumda değildi, hiç bir zamanda umrumda olmamıştı insanların düşündükleri. Yada sadece kendini kandırdın.

Dolabımın önünde durduğumda kapağını açıp içinden siyah yırtık bir kot pantolon ve belkide dizlerime kadar gelen bol gri bir sweatshirt aldım. Giyinmeden önce pencerede gözlerimi gezdirdim ve kapalı olduğunu görünce odamın kapısını kitleyip üzerimi değiştirdim.

Aynadaki görüntüme baktığım da değişen hiç bir şey olmamıştı. Ne dağınık görüntüm yerini terk etmiş nede daha derli toplu görünmüştüm. Her halimle aynıydım işte.

Omuz silkip komidinin üzerinde duran telefonumu cebime atıp anahtarlarımı elime aldım. Dün kar yağmıştı ve hava buz gibiydi. Bu yüzdendir ki sokaktan tek bir insan bile geçmiyordu. Belkide sadece saatten dolayıydı. Hoş, her ne sebeple olursa olsun bu saatleri ve bu havayı seviyordum çünkü insanların gerçek yüzünü ortaya çıkartıyor sadece sevdikleri şeyleri gördüklerini ve işlerine gelmeyeni görmezden gelip uzaktan seyrettiklerini bir kez daha fark etmeme sebep oluyordu.

Evden çıkıp kapıyı tekrar tekrar kilitledikten sonra anahtarı cebime atıp hızlıca siyah botlarımı giydim. Hava düşündüğümden de soğuktu ve bu kısa bir anlığına bedenimin titremesine sebebiyet vermişti. Soğuğu seviyordum. Belkide sadece kendimi cezalandırıyordum

Binadan çıkıp yürümeye başladığım da yüzümde istemsizce bir tebessüm belirdi. Gökyüzü ve yeryüzü ilk defa uyum içerisinde bembeyaza bürünmüş görsel bir şölen sunuyordu. Bunun için gözlerimi kapatıp elimi kalbime götürdüm ve tebessüm edip içten bir şekilde teşekkür ettim.

Bu yaptığımı bir başkası görse muhtemelen deli olduğumu düşünürdü fakat burada hiç kimse yoktu. Her zamanki gibi yine yalnızdım. Neyseki bunu seviyordum. Yada sevmeye zorlanmıştım.

Nightmare | taekook Donde viven las historias. Descúbrelo ahora