1. a perfect day for bananafish

362 23 5
                                        

Odamın camından yağan yağmuru izlerken hayatımı kısaca gözden geçirme fırsatım oldu. Acınası bir hayat yaşamıyordum ama ilginç bir şey de yoktu. Olabilecek en monoton yaşamdı benimki. Sabahtan akşama kadar sadece yemek için çıktığım odamda vaktimi geçirmek tüm hayatım olmuştu. Başka türlüsü aklımdan bile geçmiyordu.

Ta ki ona kadar.

Bana nefes almanın yaşamak olmadığını öğretmişti. Yanıldığı bir şey vardı ki o bana bunu öğretene kadar nefes de alamıyordum. Bir anda hayatıma girip her şeyi baştan inşa etmişti adeta.

Bana yeni bir hayat vermişti.

Gözlerim gökyüzüne dalmışken aniden cama çarpan taşla aşağı baktım.

"Ash..." dedim fısıltıyla. Bir eli kot ceketinin cebinde bana gülümserken diğer eliyle de hunharca el sallıyordu. Her gece olduğu gibi yine bana gelmişti.

Camı açıp olabildiğince kısık bir sesle konuşmaya çalıştım.

"Deli misin sen?! Ne biçim yağmur yağıyor görmüyor musun, üşüteceksin!" dedim bir yandan da elimi git dercesine sallarken.

"Rapunzel, saçlarını uzat!" deyip güldüğünde gözlerimi devirdim.

"Ebeveyn bakımından benziyoruz aslında." dedim onun duymayacağı sessizlikle. Birbirimizi ne kadar süre susup izledik bilmiyorum ama iki eli cebindeyken yağmurun altında gülümsemesiyle beni izliyor oluşu içimi ısıtıyordu. Benim için o kadar güzel bir manzaraydı ki gözbebeklerimin fotoğraf çekebilmesini dilerdim.

Bu görüntünün yıllar sonra aklımdan silineceğini biliyordum.

"Aşağı gel." dedi en sonunda. Gözlerimi açarak şaşkınlıkla bakakaldım. Bunu nasıl yapmamı bekliyordu ki?

"Hayır tabi ki! Annem bu sefer kesin öldürür." dedim kafamı çevirip kapıyı kontrol ederken. En son çöp atma bahanesiyle kapıya çıkıp Ash ile görüştüğümü fark ettiğinde beni zorla içeri sokmuş ve Ash'a güzel bir fırça kaymıştı. Onun tekinsiz biri olduğunu düşünüyordu.

Haksız da sayılmazdı.

Ash sürekli yüzünde yaralarla ve metrelerce öteden hissedilen soğuk bir aurayla dolaşırdı. Başkaları için bu korkutucu ve uzak durulması gereken bir şeydi ama ben onun hakkında bambaşka düşünce ve duygulara sahiptim.

"O halde odana bir ip al da bir dahaki gelişimde tırmanabileyim!" dedi sırıtırken. Bu beni de güldürmüştü. Onun, camımdan sarkıttığım bir ipe tutunarak iki kat tırmanışını hayal etmek oldukça komikti.

"Yarın, aldığım birkaç kitabı teslim etmek için lisenin kütüphanesine gideceğim. Sabah saat dokuz." dedim ve onun suratındaki ifadeyi görmek istemediğim için camı kapatıp perdeyi çektim.

Yatağıma çöktüğümde kalbimde yer eden ağırlığın sebebini biliyordum. Onun gibi çevresinden ilgi toplayan zeki ve yetenekli bir insanın benimle birlikte vakit geçirmekten bu denli mutlu oluşunu ve bunu sadece yüzüne, gözlerine bakarak görüşüm beni o kadar heyecanlandırıyordu ki... Yüzündeki o mutluluğun sebebinin ben olduğumu bilmek utanç duymama neden oluyordu.

Neden benim gibi birine bu kadar değer veriyordu?

Birinin sevgisine layık olmadığını düşünmek yaralayıcıydı ama alman gereken sevgiyi alamamak kadar değildi. Bu yüzden bu düşüncemi göz ardı edip ona kapıldım. Her ne kadar kendimi dizginlemeye devam etsem de onun sevgisine karşılık vermeye çalıştım.

Eğer bilseydim, kendimi tutmayı bırakıp kalbimi ellerine verirdim.

happiness is a butterfly / ash×eijiBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin