yerine ulaşamayacak bir mektup

415 30 13
                                        

Ölümle yakınlaşana kadar anlamı hakkında düşündüğün her şeyin bir yalan olduğunu anlıyormuş insan. Geç kalmak, affetmek, kelimeleri kaybetmek hepsi kavramlar yığını olup aklında karışıyormuş. Anlaman çok zor ama biraz zorlarsan empati kurarsın belki. Böyle anlarda mantıklı düşünmek bir yana, muhakeme yeteneği uçup gidiyor sanki, zihin bu işte şerefsiz. Ben de morfinli sakinleştiricilerin sarhoşluğuyla kalemi elime alayım, şimdiye kadar dürüst olmakta ne kadar kibarlaştıysam tersine dönüp bir de irinli irinli kusayım istedim. Öforinin içinde boğulmam gerekirken darmadağınım anlayacağın.

Ölüm senden uzaklardakilerle arandayken ilkokul çağlarında bir çocukmuşsun gibi anlayabiliyorsun o tüyleri diken diken eden kavramı. İlk kez babamın hastalığını öğrenip internette araştırma yapmaya karar verdiğimde aratılan popüler soruların kaç ay yaşantısı kaldığı olması epey canını yakıyormuş. Ben babamın gitmelerine çok alışıktım zaten de bir daha gelemeyeceği düşüncesi işin içine girince çocukken sandığımız uzaklara gitti hikayelerini düşünmek insanı hırpalıyor. Yani biliyorum, bu aptal ne saçmalıyor diyorsun. İnsan çocukları üzenleri affetmemeli dersin hep. Babam beni çocukken çok üzdü, ama ben neden yatağının başında onu bağışlayamamanın yükünü taşıyorum? Retorik bir soru gibi gözüküyor ama hayır, sahiden çok merak ediyorum cevabı. Böyle anlarda travma yaratan türden anlar siliniyor sanki. Hatta benzer şekilde, yeni tedavi yollarının arasında hiç tanımadığın doktorların ardından dualar ederken  şimdiye kadar tanrının yokluğunu iddia ettiğin anların hiçbiri de aklına gelmiyor. En azından benim gelmedi, ne yapayım var mı yok mu bilmediğim ruhani varlıklara ihtiyacım varsa.  

Olmayanlara daha doğrusu olup olmadıkları tamamen bir muallak olanlara duyduğum ihtiyaç öyle yeni bir şey değil benim hayatımda. Sen de benim için uzaklarda bir yerdesin, hala orada mısın bilmiyorum. Ulaşmak için çocukluğumdan beri öğretilmiş mesaj bırakabileceğim yollar var ama sana ulaşıyorlar mı emin değilim. Beni sen yaratmadın ama yaratılanların arasında kalmak için neden seni arıyorum? En yakın arkadaşımken de, ağzımın içine kabul ettiğim ilk dil seninkiyken hala neredesin bilememem büyük haksızlık. Bunlar yeterli gelmediyse daha da terbiyesizleşebilirim, aşkın devrim yarattığı bizim kıtada epey işe yarıyor malumun. 

Karman çormanım, aklımın yerinde hatta sadece aklımda olsa iyi kalbimin orada kocaman bir oyuk var. Hayatımda bile olduğundan emin olmadığım gen zincirlerimin yegane kaynağının başında hastanelerden yükselen kokuyu alırken yazıyorum. Oyuk belki dolmaz ama kendime de sana ulaşmadan nasıl ulaşırım bilemiyorum. Bu bir günah çıkarma. Sol tarafta duran adamın günah çıkarmayla işi neymiş diye sorma sakın. 

Artık gerçekle rüyayı karıştıracak kadar kaçık bir evredeyim. Akıl hastanelerinden birinde yapayalnız kalmaktan korkuyorum ama içimde çok karanlıkta kalmış bir yerlerde hala şöyle sağlamından her şeyi hisseden biri olduğunu biliyorum. Kaybedecek hiçbir şeyim yok, ölümün ne kadar yanımda olduğunu öğrendim. Aklımı en son içkimin yanında meze yapıp mideye indirdim, şu an kanalizasyonlardan birinde işine bakıyor. Bu yüzden sana yazıyorum; aşkın, aşıklardan daha kutsal olduğunu göstermek için. Anlayacağın tamamen kayboldum, elimde hiçbir şeyim yok. İçimde bir yerlerde hala sesini duyabildiğim Jisung'a ulaşmaktan başka çarem kalmadı. Tanrıya ettiğim son dua gibi bir şekilde bu kağıdın ara sokaklardan birinden karşına gelmesini mi beklemeliyim? 

Minho, benim canımın en içi, kalemin üzerindeki kayışında senin adını okumam neden hala attığından emin olmadığım kalbimi hızlandırıyor. Yaşıyor olduğumu mu hatırlatıyorsun bana, bütün bu tek perdelik dramın arasında yediğim haltların,  içtiğim sidikten bozma içkilerin arasında alkolik babamın yanı başında bana hayat dersi mi veriyorsun? Milyonlarca insanın sahip olduğu bir ismi böyle güzel nasıl taşıyabilirsin?

Hollow Man|| minsungStories to obsess over. Discover now