tanıtım

41 7 5
                                        



Araba tümsekli yolda ilerlerken sürekli olarak sarsılıyordu.

Tekrar bir tümseğin üzerinden geçtiğimizde, titreyen ellerimle sarsılmadan dolayı bozulan saçlarımı düzelttim. Gergindim, korkuyordum. Zaten insan hep bilmediğinden, bilinmezlikten korkardı. Ve ben şu an bir yeni yetme gibi, hiçbir şey bilmiyormuşum gibi korkaktım. Şu an ne hissediyorum ya da ne düşünüyorum net değildi, herşey çok karışıktı kafamın içinde. Ama korktuğum kesindi. Kesinlikle ayak uçlarımdan saç diplerime kadar korku doluydum. Çaresizdim çünkü altı ay önce savunmasız bir anımda hiç yapmamam gereken bir şey yapmış ve bizzat Sovyet Birliği tarafından gönderilen tebligatı kabul etmiştim. Tabii o zamanlar depresiftim, hayatımın bir önemi yoktu. Hala olduğu söylenemezdi, ama en azından şimdi çilekar ailem onlara verilen servetle rahat bir yaşam sürecekti. Bu bana önemliymişim gibi hissettiriyordu, bu yüzden bana verilen görevi başarıyla tamamlamalıydım.

Korkuyordum. Çünkü eğer gittiğimiz yerde sıkışıp kalırsam beni oradan dünya üzerindeki hiçbir güç kurtaramazdı. Sonum acılı bir ölüm olurdu. Şu ana kadar Pripyat'a göreve giden hiçbir birlik veya asker geri dönmemişti. Yola çıkmalarından en uzun iki gün sonra iletişim bağları kesiliyor ve onlardan hiçbir haber alınamıyordu. Başlarına ne geldiğini tanrı bilirdi. Şimdi ise idam olmaya hazırlanan bir günahkâr gibi sonuma hazırlanıyordum. Ölecektim, bu kesindi. Hafifçe sağıma dönüp göz ucuyla benimle aynı birlikteki insanlara baktım.

Bir biyolog, dört asker, bir fizikçi ve iki kimyager olarak yola çıkmıştık ve ben şu ana kadarki yaşantımda hem hemşire hem de bir biyolog olarak çalışıyordum, sayısız deneye ve buluşa imza atmıştım, tabi bu genç yaşımda yaptıklarım dikkat çekmişti. Adım başarımdan dolayı çoğu eyalette tanındığı için çalıştığım hastanede başhemşire olarak seçilmiş, ve bu göreve layık görülmüştüm.

Yanımızda birçok yedek maske, ve oksijen tüpleri vardı. Dezenfekte edilmiş giysiler, radyasyon seviyesini ölçmek için özel olarak tasarlanmış aletler, Ve herhangi bir durumda kullanmamız için gönderilmiş silahlar da..

Silah kullanmayı bilmezdim, iki ay öncesine kadar. Ama görevimize hazırlandığımız bir ayda hem dövüşmeyi hem de silah kullanmayı öğrenmek zorunda kalmıştım. Tek umudum kimseyi veya herhangi birşeyi vurmak zorunda kalmamaktı.

Oraya gitmemizdeki asıl amaç bölgenin tamamiyle boşaltıldığından emin olmaktı. Tabi yerseniz, devletin asıl amacının burada neler döndüğünü anlamak ve yaptıkları deneylere devam edebilmek olduğunu biraz gözleri açılmış herkes bilirdi. Eğer bu sefer başarılı geçerse ikinci bir sefere hazırlanmak için Sovyet'e geri dönmemiz gerekiyordu. Ondan sonra ana görev olan reaktörün patladığı bölgede araştırma yapacaktık. En azından bize söylenen buydu. Ne kadar hayatta kalırdık bilemiyorum.

Büyük çelik korumalı arabanın içindeki herkes sessizdi. Sanki hepimiz sonumuzu biliyor gibiydik. Öleceğimizi biliyorduk. En azından ben yaşayacağımıza ihtimal vermiyordum. Bizim diğer birliklerden farklı bir özelliğimiz yoktu ki. Hem herşey yolunda gitse ve sağ salim eve dönsek bile radyasyon bırakmayacaktı peşimizi, moskova'da hemşirelik yaptığım süre boyunca sayısız radyasyon hastasıyla ilgilenmiş, sürecin nasıl acı verici ve yavaş olduğunu kendi gözlerimle görmüştüm. Tanrı şahidim olsun ki öyle bir durumda kaldığım anda beyaz hastane yatağında kıvranarak ölmek yerine kafama sıkardım. Düşüncelerim her geçen saniye nefes almamı zorlaştırıyordu, içerisi de oldukça havasızdı zaten. Parmaklıklarla kaplı camdan dışarı baktım. Hava hafif hafif kararmaya başlıyordu, tahminime göre geceye doğru Eski Başkent Kiew'e varmalıydık. Oradan da Pripyat'a gitmemiz dört saatti. Sabaha doğru orada olmalıydık.

Kafamı iyice cama çevirip ağaçlı patika yola baktım. Etrafta hiçbir ev veya herhangi bir canlı gözükmüyordu. Zaten patlamadan sonraki dört ayda 600 km çapındaki bütün evleri alel acele boşaltmışlardı, hayvanlar da infaz edilmişti. O yüzden etrafın bu kadar sessiz olması çok normaldi.

" Lütfen herkes maskelerini taksın, Sarı Alana girmiş bulunmaktayız !"

İçerideki diğer herkes gibi hızlıca
Kucağımda duran maskeyi yüzüme geçirdim. Sarı alan radyasyon seviyesinin tehlikeli olarak görüldüğü alandı. Maskesiz ve tulumsuz dolaşmak içimizden birini hasta edebilirdi. Radyasyona karşı bağışıklık kazanmak için iki aydır hepimiz bir takım ilaçlar kullanıyorduk ama bu bile yeterli değildi. Her an önlem almak zorundaydık. Maskeyi tamamen taktığımda biraz daha güvende hissediyordum. Araba patika yolda hızını arttırarak ilerlerken bir süre sonra ağaçlar sıkılaşmaya ve patika yol kaybolmaya başladı.

Hava iyice kararırken arabanın içindeki herkes bir bir uyumaya başladı. Eğer uyumaya çalışırsam uyuyamazdım çünkü çok gergindim. Gergin olduğumda uyuyamıyordum.

Pencereden etrafı izlemeye devam ettim. Hava iyice karardığı için ağaçları bile zar zor görebiliyordum. Bölgedeki ışıklar kapatıldığı veya patladığı için sadece ay ışığı ve arabanın farları ile aydınlanıyorduk. Ağaçlar gittikçe çoğalıyordu. Arabanın motor sesi dışında hiçbir ses duyulmuyordu. İfadesizce geçtiğimiz yolları izlerken gözüme birşey takıldı, İki tane parlayan beyaz nokta gördüğümden emindim ama araba durmadan ilerlediği için onları kaybettim. Herhalde ateş böcekleri falandı gerçi onların da şimdiye radyasyondan ölmüş olmaları gerekti. Galiba maskeden dolayı yanlış görüyordum. İstemsizce ürpermiştim. Bu ölü topraklarda bir canlı yaşıyor olsa bile buna yaşamak denemezdi, tek başına, her an radyasyonun ızdırabını çekerek.

Fazla üstelemeyip ağaçları izlemeye devam ettim. Yolumuz bitmek üzereydi. Ve eğer ülkeme yardımcı olmak istiyorsam güzel bir uyku çekmeliydim. Gözlerimi kapatarak motor ve ağaç seslerini dinleyerek kesik kesik uyuduğum bir uykuya daldım.



Düzgün distopik kurgu bulamayınca ipleri elime alayım dedim. chernobyl olayı hakkında pek birşey bilmiyorum ama kurgu fantastik olacağı için zaten gerçek dışı olaylar bol bol  olacak. Umarım kitap hoşunuza gider.

Chernobyl Stories to obsess over. Discover now