Yazarın ağzından ~
"Hadi ama Jungkook..biliyorum hiç sırası değil ama beni bir dinlesen?"
Jungkook kimseyi dinlemek istemiyordu.Babası hayata gözlerini yumalı daha kaç saat olmuştu ki?Bir?İki?Jungkook babasının iyileşmesini beklerken saatleri o kadar çok saymıştı ki artık zamanı kestiremiyordu.Ölüm şuan o kadar tazeydi ki o..o tahtı düşünecek durumda değildi.Taht bir süre boş kalsa bundan kimse zarar görmezdi.Sağa sola volta atarken birden sinirle abisi gibi gördüğü yüzlerce asırlık kardeşine döndü.
"Taht bir süre boş kalsa bundan kimse zararlı çıkmaz hyung."Üzüntüyle babasının cansız bedenine baktı.Üzüntü ona çok uzak bir kavramdı ve bu durum onun canını sıkıyordu."Babam daha yeni öldü.Ben..ben buna hazır değilim."
Tedirgindi.Evet yüz asırdan fazladır yaşıyordu ama hala kendinde yeterli tecrübeyi görmüyordu.Belkide babasının bu taze acısıydı ona bunu hissettiren.Zaman her şeyi gösterecekti.
"Öyle olacak zaten."
Adamlar Eski Kralın cansız bedenini taşırken Jungkook'un gözleri ondaydı.Kahinin konuşması ile ona döndü.
"Anlamadım?"
Bunu sinirle değil gerçek bir merakla sormuştu.Kahin önündeki defterlerden sonunda başını kaldırıp Jungkook'a döndü.
"Bu defter babana ait.Ben öldükten sonra mutlaka okumalısın diyerek bana vermişti.İçinde bir kehanet var.Ve sen bu kehaneti gerçekleştirmeden tahta geçemezsin."
Jungkook şaşırmıştı.Gözleri abisine kaydığında onun da en az kendisi kadar şaşkın olduğunu gördü.Bir yandan da bazı şeyleri kavramaya çalışıyor gibiydi.Jungkook seri adımlarla kahinin yanına gidip kitabı aldı ve önünde hazır duran sayfaya baktı.Anlamaz bir ifade ile yaşlı kahine döndü.
"Noah.Burada ne yazıyor?Hiçbir şey okuyamıyorum."
Kahin kitabı elinden alıp arka sayfayı çevirdi ve geri uzattı.
"Benim okuduğum kısım burasıydı.Arka sayfa ibranice yazıyor ve ben onu okuyamıyorum."
Jungkook şaşırmıştı.
"Ne demek okuyamıyorsun?Bu kitapları sen yazıyorsun Noah.Sen her dili bilirsin.Bunu okumanı engelleyen şey ne?"
"Ben vampirlerin kahiniyim.İbranice cinlerin ve şeytanların dilidir.Uzun yıllar önce yaptığımız bir anlaşma ile onların bizim dilimizi,bizim onların dilini öğrenmemiz yasak.Biliyorsun iki millet savaş halindeydi ve her ihtimale karşı kahinlerin birbirlerinin dilini öğrenmesi yasak.Ortak diller hariç tabi."
Namjoon meraklanmıştı.
"Neden peki?Bilseniz ne olur ki?Siz sadece geleceği görür ve kehanet yazarsınız.Aynı dili bilmenin milletler arasında nasıl bir zararı olabilir?"
"Kara büyü.Biz kahinler o zamanlar kara büyüyle uğraşırdık ama ateşkes sonucu bu da elimizden alındı.O yüzden her milletin kendine özel yetiştirdiği büyücüleri var.Bizden önce bu yoktu.Onlar her dili bilirler ama kehanet yazamaz ya da geleceği göremezler."
Namjoon anladığını belirten bir şekilde kafasını salladı.Ama hala bazı şeyler tam oturmuyordu.
Jungkook da ondan farksız değildi.Hatta durumu daha beterdi.Bir yanda ölen babası,bir yanda geçmek için binbir engeli aşmak zorunda olduğu tahtı.Bütün bunların sebebi neydi?Bu engellere ne lüzum vardı?Aklındaki sorulara bir türlü cevap bulamamak onu iyice sinirlendiriyordu.Sayfaya biraz daha dikkatli baktı.
"Noah.Burda bir kızdan bahsediyor."
Kaşları çatılmıştı.
"Bu kız kim ve bana nasıl yardım edecek?"
"Bekleyeceksin Jungkook.Kızın sana gelmesi için tam tamına bir ay var.Tetikte ol.Onu bul ve kehaneti tamamla."
Odadan çıkıp gitti.Jungkook ve Namjoon birbirine bakıp aynı anda şatonun salonuna inmeye karar verip oraya doğru adımladılar.Diğerleriyle bu durumu konuşup sorunu halletmeleri gerekiyordu.Tabi önce yakılması gereken bir cenazeleri vardı.
Şâşalı bir cenaze töreninin ve kalabalığın ardından ekip salonda toplandı ve düşünmeye başladı.
"Kahinin okuyamadığı ibranice kısımda kehanetin nasıl çözüleceğine dair ip uçları var.Belliki bir iblis bunu yazıp buraya getirdi.Kara büyü bile olabilir.Nasıl olsa kendi dili ve okuyamıyoruz."
Jungkook'un tahmini üzerine Taehyung hayret eder bir biçimde ona döndü.
"Nasıl olur?İblislerin buraya geçmesi yüzlerce yıldır yasak."
Jungkook volta atmayı durdurdu.Şaşkın gözlerini yavaşça salondakilere çevirdi.
"Ama bizim oraya gitmemiz değil.Belli ki babam o tarafa geçip iblis kahinlerden birine bu kehaneti yazdırdı."
Sinirlenmişti.Babası belliki onun tahta geçmesini istemiyordu.Canından çok sevdiği babası,ona ihanet etmişti.
"İhtimal vermiyorum.Öyle olsa bu kitabı sana ulaştırması için neden kahine versin?"
Jin haklıydı.Ama Jungkook bunu göremeyecek kadar sinirliydi.Histerik bir gülüş atıp sinirle soludu.
"Belli ki sevgili "Eski" kralımız benimle dalga geçmek istemiş."
Jungkook babasını çok sevse de babasından aynı sevgiyi görememişti.Herkese karşı donuk olan vampir,bir tek ona sıcaktı.Ama babası tam tersi ne hislerini belli ederdi ne isteklerini.Onu anlamak çok zordu.
Jungkook sinirle salondakilere döndü.
"Bu sikik kehaneti tamamlayıp tahtıma geçicem!Ve o çok sevgili(!)babamın tüm bu çabaları boşa gidicek."
Hızla salonu terk etti.Herkes birbirine korkuyla bakıp neler olacağına dair tahmin yürütmeye çalışıyordu.Bundan sonra herkesi büyük bir kıyamet bekliyordu.Sonu belli olmayan,belkide bolca kan dökülecek olan bir kıyamet.
Eveeet yeni bir kurguyla karşınızdayım.Eğer bolca vote atıp güzel yorumlarda bulunursanız bende yazma isteğimi yitirmeden ortaya güzel bir hikaye koyarım.Satır arası yorumlarınızı bekliyorum❤️
YOU ARE READING
Kehanet
FanfictionBabasının ölümü üzerine tahta geçmek için geriye kalan tek varis Jungkook,kehaneti gerçekleştirmek için neler yapması gerektiğini çözmeye çalışır.Karşısına çıkan kız kehanetin bir parçasıdır ama bunu nasıl gerçekleştireceğini ne kız ne Jungkook bilm...
