Çiçek çocuktu o. Çiçeğiydi ''Piyanocu''nun. Çiçek çocuk öyle seslenirdi ona. Piyanocu derdi. O da ona çiçek çocuk derdi. Çiçeğim derdi hatta. Çünkü tüm tanıdıkları ona çiçek çocuk diyordu zaten. Çiçekleri çok seviyordu çünkü. Evinin her bir köşesine özenle yerleştirdiği çeşit çeşit çiçekleriyle biliniyordu o. Ama onlar böyle tanışmamışlardı.
Komşulardı. Her gün işe gidip geliyordu Piyanocu. Kafasını rahatlatmak için de her günün akşamında piyanosuyla buluşuyor notaları tuşluyordu. Bilmiyordu ki karşı dairesindeki çiçek çocuk her gün özenle onu dinlerdi en sevdiği çiçeğinin başında oturup.
Mimoza, Mimoza Çiçeği'ydi en sevdiği çiçeklerin başında olan.
Çiçek çocuk içinden geçirirdi her gün; ''Notalarla ve o piyano tuşlarıyla arasındaki bağ çok farklı sanki.'' Sonra bu içinden konuşmasına Mimoza'sıyla devam ederdi. ''Bak Mimoza, seni yalnızca ben büyütmüyorum. Sanatla da büyüyorsun. Sanatsal güzelliğimsin, Mimoza.''
Çiçek çocuk bilmiyordu Piyanist olduğunu. Biliyordu da küçüklüğünden beri ''Piyanocu'' derdi, öyle de kalmıştı. Piyanocu olmuştu Mimoza'sını sanatsal yapan adamın adı. Piyanocu ise zaten biliyordu o çocuğun çiçek çocuk olduğunu.
Denk geldiler bir gün. Çiçek Çocuk, Piyanocu'nun Çiçeği oldu o gün.
Her şey gelişti ,beraber çok şey atlattılar ve nihayetinde evlenmek istediler. Tek sorun eşcinsel evliliği yaşadıkları ülkede kabul edilmiyordu. Aslında onlar için düğün falan da önemli değildi. Tek istedikleri kağıt üzerinde evli olarak gözükmeleriydi. Bir de Çiçek Çocuk, Piyanocu'nun soyadını istiyordu.
Aşıklardı. Çok aşıklardı. Evlenememiş olsalar bile kimliklerini değiştirmeye hakları vardı. Bu yüzden Çiçek Çocuk soyadını aldı Piyanocu'nun. Onlar için bu bile yeterdi zaten.
Yaşadılar. Yıllarca yaşadılar ve beraber oldular. Evlendiler kendilerince. Piyanocu, doğum günlerinden birinde Çiçek Çocuğa ev almıştı. Evlerini. Yıllar sonra buna pişman olsa da o evi sevmekten vazgeçemiyordu. Yaşadılar, evlerinde. Aynı yatakta uyudular, aynı masada yemek yediler, aynı koltukta uyuyakaldılar, beraber.
Çiçek Çocuk evlerinin her bir köşesine çiçekler koymuştu yine. En çokta Mimoza koymuştu. Konuşuyordu her gün, hepsiyle. Erinmeden ''sanatsal çiçeklerinin'' hepsiyle konuşuyordu. Ama zehir oldu sonunda ev de, çiçekler de.
Bir gün gittikleri bir etkinlikten lüks arabalarıyla dönerken Piyanocu'nun kirli geçmişi yüzünden karşılaştıkları saldırı sonucunda Çiçek Çocuk ayağını kaybetmişti.
Çiçeğinin dalını kırmışlardı Piyanocu'nun.
Her zaman ''Ne olursa olsun seni bu dünyada bensizlik acısıyla bırakmayacağım sana söz veriyorum Piyanocu..'' derdi Çiçek Çocuk. ''Bu dünyadan kendi isteğinle gitmeyecek kadar hayat dolusun Çiçeğim. Ben sen gelene kadar öyle değildim. Kendimi zehirlerdim her gün sigarayla. Ama sen beni de hayat dolu bir insan yaptın. Eğer Tanrı seni benden alırsa bil ki bu senin suçun değil Çiçeğim.'' diye yanıtlardı her seferinde Piyanocu. Her seferinde harfi harfine aynı cevabı verirdi.
Çiçek Çoçuk da bilirdi haklı olduğunu. Üzülse de içten içe bilirdi. Onu bulduğunda cidden kötüydü ama onu toplamıştı. Hayattaki görevini tamamlamıştı sanki bunu yapınca. Çiçek Çocuk hayat doluydu çünkü birinin daha hayatını doldurmuştu çiçekleriyle, çiçek haliyle. Üstelik bu kişiye aşıkta olmuştu. Piyanocu'ya.
Çiçek Çocuk bacağını kaybettikten sonra yaşamları zaten zor iken çok daha zorlaşmıştı. Piyanocu, Çiçek Çocuğun ona olan tavırlarının zamanla değişmeye başladığını fark etmiş, yine de anlayışla karşılamıştı. Çünkü biliyordu, kolay değildi onun için de bir bacağını kaybetmek.
YOU ARE READING
Mimoza Bahçesi° Jikook (OneShot)
FanfictionÇiçek Çocuk her gün Piyanocu'nun piyano çalışını dinlerken Mimozalarıyla konuşurdu. Piyanocu'nun ise kötü bir geçmişi vardı. Mimoza; Yalnızca bedenlerin ölmesidir. Ek olarak eklemek istedim tahmin edeceğiniz üzere Çiçek Çocuk Jimin, Piyanocu ise Jun...
