İngiltere baharları, lise öğrencileri için Dünya ve Güneş'in insanlığa verdiği en büyük hediyeydi. Futbol, basketbol ve çeşitli spor dalları müsabakaları baharda başlar, neredeyse soğuklar bastırana kadar devam ederdi. Bu süreçte, istisnalar dışında, liseli sporcular ders kitabının kapağını açmaz, antrenmanlara yoğunlaşırlardı. Onların olimpiyatlara, ödüllü yarışmalara ve ülke çapındaki bilimum yarışlara katılmaları için kıçlarını yırtan okul yöneticileri zihniyeti nedeniyle hocalar dahil sporcuların derslere tek tük girmelerine tek kelime etmez, aynı zamanda notları da bol keseden verirlerdi. Bu sporcular kalan vakitlerini bira içmek için kimlik kartı istemeyen izbe barlarda, bir yükselip bir alçalan hormonlarını dinleyerek sabaha kadar partilemeyi bir haltmış gibi benimsemekle, yani kısaca ev büyükmüş küçükmüş fark etmeksizin kimin evi boşsa leş gibi bir parti düzenleyip yiyip içip sıçmakla harcarlardı. İngilizlerin Amerika etkisinde kalmadığını söyleyen herkes külliyen yalan söylüyordu.
Bu istisnalardan biri okulun masa tenisi oyuncularından biri olan Harry Styles idi. Yani, ben.
Ben, az önce bahsettiğim üçüncü kalite Amerikan lise dizilerinden fırlama sporcu karakterlerden değildim. Ben sporcu bile değildim. Benim notlarım iyi de değildi fakat iyi olmaları için düzenli şekilde ders çalışırdım. Dünya çapında nam salmış şairleri okur ve elimden geldiğince şiir yazardım. Kült filmleri, senaryolarını ezbere okuyabilecek kadar baştan sonra tekrar tekrar sarıp izlerdim. Kamera kullanmayı, çektiğim videoları editlemeyi çok severdim. Dolly çekimi yapma konusunda ustalaşmayı kafama koymuş, üç sene boyunca elimde kamerayla dolaşmıştım. Sporla, kendimi durduramayıp üst üste dörtlediğim Belçika usulü waffleları eritmek için lisenin spor merkezindeki koşu bandında koşmak dışında haşır neşir değildim. Masa tenisiyle son iki yıla kadar uzaktan yakından alakam yoktu. Hikayem, öğle aralarında arkadaş grubumdan sıkılıp boş bulduğum tenis masasına gözümü dikmem, o sırada okulun BEYSOcularından birinin beni görmesi, nasıl oynanır bana öğretmesi, devamında da takıntı haline getirmemle başlayıp okul takımına girmemle devam etmişti.
Kendime sporcu demeye dilim varmıyordu. Böyle sporcu mu olurdu yahu? Batmalıydı, lanetlenmeliydi bence böyle sporcu. Ben yalnızca ara ara bazı şeyleri, onda iyi olmakla sonuçlanıncaya kadar takıntı haline getiren biriydim. Vücudum atletik bile değildi sporcu olmak için. Yalnızca boyum uzundu (Bilgi kredileri Ulusal İstatistik Ofisine gidiyor) ancak uzun boyun iyi bir sporcu olmakla doğrudan bağlantılı olmadığını anlamayacak kadar hıyar biri değildim, aksi takdirde soluksuz okuduğum 402 bölümü Haikyuu'ya haksızlık etmiş olurdum. (Shoyo Hinata'ya selam çakıyorum burada)
Masa tenisi artık beni eğlendirmiyordu. Koç antrenmanlara artık gelmemi, en azından haftada bir kez gelmemi, istiyordu ve beni her gördüğünde dakikalarca dil dökmeye başlaması beni sıkıyordu. Az önce de dediğim gibi, ben ara ara bazı konularda takıntılı hale gelen birinden ibarettim.
Örneğin şu anki takıntım, bugün tutmaya başladığım bu günlüğün bir kitap olabilecek kadar çok olmasıydı. Şu an bu satırları saman kağıdına özenli bir şekilde yazmamın tek sebebi de buydu. İleride ünlü bir kişilik olursam kitabım basılmalıydı çünkü. İleride ünlü bir kişilik olursam kitabım basılmalıydı çünkü. Neymar'ın kitabının herkesin elinde dolaştığını görünce almıştım bu kararı.
Hoşuma gitmedi de değil açıkçası bu iş. Milyonlara konuşuyormuşum ve hepsi beni pürdikkat dinliyormuş, değindiğim noktaları not alanlar varmış gibi bir ortamdayım gibi hissediyorum. Basın toplantısı diliyle mi yazmaya devam etmeliyim? Ama bu çok sıkıcı olurdu. Olduğum kişilikten devam edeceğim. Sıfır yapmacıklık, sıfır yalanla.
Biraz daha abartıp anlık olarak ne düşündüğümü, zihnimden neler geçtiğinden bahsetmeli miyim? Mesela şu an neden son derece ilkel bir yöntem seçip doğrudan bir Word sayfasına yazmadığımı sorguluyorum. Kitap ve sayfa kokusu sevdiğimdendi belki de. Ah, aslında böylesi daha iyidir. Her zaman şiir kitaplarının sonuna en iyi şiirlerinden birinin orijinal nüshasını ekleyen şairleri sevmişimdir. Eğer hedeflediğim kitabım gerçekten basılırsa bu saman kağıdına karaladıklarım da eklenmeliydi. Daha vurucu olurdu böyle. Öldüğümde hayranlarım duygulanıp bu sayfalara tutunarak ağlama krizlerine girerlerdi. (Gülüyorum burada)
Eğer kendimi bu satırlara ve kokusu gitgide iğrençleşen saman kağıtlarına döküyorsam hakkımda biraz daha özele girmeliyim diye düşünüyorum. Son zamanlarda ara ara kendini belli eden bir baş ağrısını şakaklarımda ve gözlerimde misafir ediyorum. Uyku düzenimin olmamasına bağladığım teori, son bir haftada kusursuz uykular çekişime rağmen ağrıların beni yoklamaya devam etmesiyle çürümüş bulunmakta. Hastaneye gitmek elbette akla yatan ilk seçenek, fakat gündemimde olan problemler yüzünden hastaneye gitme yollarım tıkanmış bulunmakta. Ne alaka mı? Hadi basit bir matematik yapalım.
#Seçenek 1: Hastaneye baba arabayla götürsün.
Bu seçenek doğrudan eleniyor. Babadan bir şey istemek yasak.
#Seçenek 2: Hastaneye anne arabayla götürsün.
Bu seçeneğin üstü, anne işten izin almaması için çiziliyor. İzin alırsa maaşından keserler. Maaşından kesilirse baba, maaş gününde kavga çıkarır. Harry sinirlenir. Harry sinirlenmek istemiyor.
#Seçenek 3: Hastaneye Harry kendisi gitsin.
Bu seçeneğin karalanamasının nedeni, Harry'i okula getirip okuldan alan kimselerin, Chris'in ailesi olması. Eğer Harry okul çıkışı hastaneye gitmek için Chrislerle gitmezse, Chris'in annesi Harry'nin annesini arar. Seçenek 2'ye geri dönülür. Plan suya düşer.
Yani, çok alaka. Bu yüzden, beni öldürmeye yaklaşmadığı sürece migren olarak tanımladığım bu ağrılar için hastaneye gitmeyi henüz düşünmüyorum.
Ders zili çalıyor. Kalemi kağıdı bırakıp ayaklanmam, sınıfa doğru uzun bir süre yürümem ve Fizik dersine odaklanmam gerekiyor. Hiçbirini yapmak istemiyorum. Yazmaya devam etmek, etmek ve etmek istiyorum. Sayfalar dolusu kendimi anlatmak, geleceğimde neler yapmak istediğimden, hayatımdaki önemli şeyler ve kimselerden, 2011'e nasıl veda ettiğimden, ilgi alanlarımdan, nasıl bir çocukluk geçirdiğimden iyi ve kötü anlarıyla bahsetmek istiyorum.
Fakat tüm bunları şu an yapamayacağımı biliyorum. Çünkü en başta bahsettiğim gibi, ben derslerine düzenli çalışan biriyim.
Şimdilik hoşça kal, Harry.
ESTÁS LEYENDO
special books by special kids : larry
FanfictionLouis'nin belli kişileri konu alan bir Youtube kanalı var ve bir gün Harry, onun videolarına konuk olacaktır.
