Günlerden pazartesiydi ve her zamanki gibi annemin klasik sözüyle uyandım
-Ayla hadi kızım okula geç kalıcaksın.
-tamam anne kalkıyorum şimdi.
Hemen kalkıp giyindim, dün akşam yapmış olduğum kurabiyelerden biraz atıştırdım. Ve tam okula gidecekken annemin sesi ile irkildim.
-okul çıkışı dedenin yanına gididiceksin biz evde olmayacağız.
-tamam halide hanım yeterki siz isteyin
Aslında buna çok sevinmiştim çünkü dedemin dükkanı harika bir yer. Birsürü antika eşya var çünkü orası bir antikacı. Oldum olası tarih ve tarihi şeyleri çok sevmişimdir. Neden bilmiyorum ama sanki beni kendine çeken birşey var. Okula gitmek üzere evden çıktım ve yürümeye başladım,nihayet okula vardıktan sonra matematik,türkçe,tarih derken okul bitiverdi. Okuldan arkadaşlarla çıktık, sokağın bitimine kadar beraber yürüdük daha sonra ben dedemin dükkanına gitmek üzere onlardan ayrıldım. Zaten okula uzak değildi orası. Biraz yürüdükten sonra vardım.
-vay vay kimler gelmiş böyle benim küçük aylammı gelmiş.
-ya dede ne küçüğü allah aşkına 17 yaşındayım ben.
-tamam tamam kızma gel otur. Çay söyleyeyimmi sana.
-yok teşekkür ederim, dede bu nedir çok güzel gözüküyor.
-Bu çok eski bir fransız saati.
Yan dükkandan birisi dedemin ismini söyledi ve dedem oraya gitti.
Bende şu saati biraz inceleyeyim. Çok büyük bir şey değildi, ahşaptı ve üzerinde oyma desenler vardı çok eski olduğu da her halinden belliydi zaten ellerimi saatin üzerine götürdüm arkasını tuttum,incelerken elime bir kabarıklık geldi orasını biraz bastırdım. Ve aman tanrım saat sallanıyor, ışıklar çıkıyor ve etraftaki herşey havaya doğru uçuyordu.