ZORBA

By SleepAllNight

308K 9.3K 881

Eğer sol tarafımda atan şeye engel olabilseydim, senden uzak dururdum. More

Bölüm 1-ZORBA
Bölüm 2-DEFOL
Bölüm 3-BAŞLANGIÇ
Bölüm 4-MESAJ
Bölüm 5-KORKU FİLMİ
Bölüm 6-İKİ KOLA...
Bölüm 7-KORUMACI
Bölüm 8-DİKEN
Bölüm 9-ÖPÜCÜK
Bölüm 10-AİLE TANIŞMASI
Bölüm 11-AYRILIK
Bölüm 12-MEKTUP
Bölüm 13-ARKA BAHÇE
Bölüm 14-SÜPRİZ
Bölüm 15-SON DEFA
Bölüm 16-SARIŞIN
Bölüm 17-KURTULUŞ
Bölüm 18-KAMP
Bölüm 19-ACİZ
Bölüm 20-AİLE
Bölüm 21-SINAV
Bölüm 22-DAVA
Bölüm 23- DURUŞMA
DUYURU
Bölüm 24-GEZİ PART-1
Bölüm 25-GEZİ PART-2
Bölüm 26-POSTACI
Bölüm 27-ŞELALE
Bölüm 28-BENDEN BAŞKASI
Bölüm 29-EVLİYİM
Bölüm 31-VİZE
Bölüm 32-KAN
Bölüm 33-BABA
Bölüm 34-ARTIK BİTİYORDU
Bölüm 35-BLAKE
Bölüm 36-AİLE
Bölüm 37-İSTANBUL'SUN
Bölüm 38-KARANLIK
Bölüm 39-DÖNMEK ÜZERE
Bölüm 40-SANA ZARAR VEREMEYECEK KADAR AŞIĞIM
Bölüm 41-BAŞ UCUN(FİNAL)
Teşekkürler...
SENDE AMAN

Bölüm 30-KELEPÇE

5.4K 175 9
By SleepAllNight

Gözlerim kapalı bir şekilde Kaan'ın kucağında yatıyordum. Halim olmasada bilincim açıktı.

"Merve! Yalvarırım bırakma beni!" diye inliyordu yanı başımda Kaan.

"Lanet olsun! Nerede kaldı ambulans?" diye gürledi.

Duyuyordum kabul. Ama algılamıyordum, evliyim kelimesi kulaklarımda yankılandığından beri, vurulduğumu, Ömer'in belki ölmüş olduğunu, Kaan'ın dediklerini, hiçbir şeyi ama hiçbir şeyi algılamıyordum. Tek kelime, bir aitlik eki... Evliyim...

O kadar ki ambulansın siren sesini bile duymamıştım muhtemelen. Sadece iki kişi tarafından kaldırıp sedye olduğunu düşündüğüm şeye koyulduğumu fark ettim. Kaan görevlilere bir şey soruyordu, sesini duyabiliyordum ama algılamak... Hissetmek...

Evliyim.

Ambulansa götürüldüğümü ve bindiğimi, yerdeki sarsıntıdan anlamıştım. Kulaklarım uğulduyordu.

"O şerefsizi bu ambulansa koyamazsınız!" diye kükredi Kaan.

"Beyfendi hasta zor durumda, özel ilişkileriniz sağlıktan önemli değil." dedi kibarca.

"Başka araç çağırın, bu olmaz!" diye diretti Kaan. Zaten Kaan'la tartışmak zaman kaybıydı ki görevlide bunu idrak edince ambulansa bindi. Kapının kapandığını ve içerde Kaan'la birlikte iki kişinin olduğunu sanıyorum. Siren sesleride gelince yol almaya başlamıştık evet.

Görevli hiç zaman kaybetmeden üzerimdeki kazağı çıkarttı. Kolum hareket edince acının artarak hucüm ettiğini görebildim.

Yaranın etrafına beni kendimden geçirecek derecede acı veren bir şey sürüp, baskı yapmaya başladı. Muhtemelen tampon yapıp kanamayı azaltmaya çalışıyordu.

Ağzıma bir maske taktı, ardından bir serum koluma...

"Konuşabilirsiniz." dedi nazik sesiyle.

"Ne yani? Bu kadar mı? Bir şeyler yapın kurtarın onu!" dedi hayretle Kaan.

"Ambulansta kurşunu çıkartmamı beklemediğinizi söyleyin bana? Kurşun içerde ve üzülerek söylemeliyim ki sol omuz altı, kalbe yakın kritik bir yer. Sizi hâla duyabiliyorken konuşmayı deneyin." dedi. Bunları duymak beni oldukça korkutmuştu. Ölmezdim değil mi?

Kaan yüzümü ellerinin arasına alıp konuşmaya başladı. "Beni burada yalnız bırakmazsın değil mi? Gerçi yalnız kalmam." dedi iç çekti. Evet kalmazsın sen evlisin.

"Ardından gelirim hemen." dedi şen bir sesle.

"Konuş benimle..."

"Aç gözlerini..."

"Defol diye bağır bana, ne çok konuştun rahat bırak de..."

"Hatta biliyor musun ağla. Canım yanıyor ağla Merve..."

Kaan bana ardı arkasına telkinler veriyordu ama hiçbirini yapmaya ne gücüm nede halim vardı.

Derken görevlinin nazik sesi "Çekilin lütfen." dedi Kaan'a.

Ambulansın kapısı açılınca yine soğuk hava vucüdumu istila etti. Kısa bir üşümeden sonra hastanenin kokusunu aldım. Bir bayan sesi yarama bakıp "Durum ne?" dedi.

"Merve Ateş. Kurşun yarası, içerde kalmış, kanamayı durduramadık muhtemelen damarı parçalamış gibi duruyor, kurşun kalbe yakın bir yerde, hastanın bilinci açık ama hareket etmiyor." diye durumu anlattı görevli.

Bayan doktor elimi tutarak "Beni duyuyorsan elimi sık Merve." dedi.

Duymasına duyuyorum ama bunu yapabilir miydim? Olanca kuvvetimle elini sıkmayı denedim, normalde bu kuvvetle ağırlıklar kaldırabilirdim.

Sadece işaret parmağım oynayıp başka bir tene değdiğinde ne kadar aciz bir durumda olduğumu anladım.

"Ameliyathaneyi hazırlayın!" diye emir verdi bayan doktor.

"Kan grubu?" diye sordu görevliye.

"Bir bilgi bulamadım bununla ilgili kimliğinde." dedi mahçupça.

"Siz?" dedi doktor.

"Bilmiyorum." dedi. Kaan'ın sesiydi bu emin değilim ama. Ne kadar yıkılmış bir sesti.

"Kan testi! Ardından üç ünite kan! Çabuk!" diye emirler yağdırdı.

Sedye hastanenin zemininde ilerlerken Kaan elimi tuttu.

"Artık gelemezsiniz." dedi sert bir erkek sesi. Kaan yavaşça elini elimden çekti.

Önce üzerime bir şeyler giydirildi, ardından bir masaya yatırılım ve ağzımdaki maskeden iğrenç tatlı bir gaz verildi.

***

Uyandığımda ağzımda iğrenç bir tat vardı. Sonra sonra gözlerimi açınca kolumda takılı olan serumları gördüm.

Ardından sırtımdaki sızı. Bir hemşire gelip serumları kontrol etti.

"Nasılsınız?" dedi.

"Nasılım?" dedim. Ameliyat nasıl geçmişti?

Sorum karşısında önce güldü, ardından "Kurşun çıkarıldı, sol kolunuzda bir problem var mı bilmiyoruz bunu siz iyice kendinize geldiğinizde öğreneceğiz. Şimdilik vucüdunuzu tamamen kontrol edememeniz normal, korkmayın." dedi. O kadar sevimli bir sesle konuşuyordu ki...

"Kaan..." diye inledim.

"Dışarıda bir beyfendi var evet..." dedi.

"Kaan... Gelebilir mi?" dedim. Gelsin...

Tebessüm ederek başını salladı. Kapıyı açtı "Kaan Bey..." dedi.

Kaan neredeyse koşarak girdi odaya. Beni görüncr gözündeki ışıltın her şeye bedel Kaan ama evliyim ne demek?

Sarıldı hemen. "Kaan..." diye inledim. "Yaram." dedim. Eli şuan yaramın üzerindeydi.

Elini oradan çekip belime indirdi ve ayrılmadan sarılmaya devam etti. Uzun uzun kokumu içine çekti. Yutkunup duruyordu, buna anlam veremedim açıkçası.

Kokunun narkoz etkisi yarattığını bilmiyordum Kaan tüm acımı aldı neredeyse. Evliyimi kim alacak peki? Buna kokunun gücü yetmez!

Geri çekildiğimde yeşil gözleri yaşlıydı, ağlamamıştı ama gözlerinde birikmişti göz yaşları, yeşilin etrafını kaplayan bir kırmızılık vardı.

Burnunu çekerek "İyi misin?" dedi. Başımı sallayıp onayladım. Sağ baş ucumdaki sandalyeye oturdu. Elimi avcunun içine alıp okşamaya başladı.

"Çok korktum..." dedi.

"Kaan..." dedim.

"Beni bırakırsın diye çok korktum." dedi.

"Kaan..." dedim. Konuşamam izin vermiyor ki...

"Seni öyle kanlar içindr görünce aklımı kaybettim." dedi hayretle.

"Kaan..." dedim bu sefer sitemle.

"Hele ki bunu yapanın ben olma olasılığı, o kurşunun benim silahımdan çıkmış olma ihtimali." dedi.

"Kaan..." dedim tekrar.

"Eğer öyleyse..." dedi.

"Kaan!" dedim bu sefer sesimi yükselterek.

"Efendim?" dedi. Şükür konuşabilecektim.

"Evli misin?" dedim. Beni senin vurman, belki şuan Ömer'in ölmüş olması... Evli misin Kaan?

"Ne evlisi?" dedi şaşkınca.

"Ben dizinde yatarken, vurulduğumda söyledin ya..." dedim hayretle. Bunu beynim üretmiş olamazdı, beynim bana bu kadar büyük bir adilik yapmazdı.

"O mu?" dedi hayretle.

"Ben sadece duyunca şaşırır benle konuşursun diye söyledim, yok öyle bir şey..." dedi. Ne yani bunun için mi harap ettim kendimi ben?

Afallamıştı. Bunu duyduğumu sanmıyordu. "Yani öyle bir anda sürekli bilincini açık tutmam gerekiyordu ve seni şaşırtacak ilk o geldi aklıma."

"Gerçek sanmadın değil mi? Yapmam bilirsin." dedi güvenle.

"Bir daha asla, ölmüş bile olsam bunu yapma!"

Tam cevap verecekti ki kapı çalındı ve iki polis girdi. "Bu kadar yeter." dedi Kaan'a.

"Biraz daha..." dedi Kaan istekle.

"Zorluk çıkartmayın lütfen." dediler.

Kaan eğilip alnımdan uzun uzun öptü beni. Neler dönüyor anlayamadım henüz...

Kaan polislerin yanına gidince sağdaki belinden bir kelepçe çıkartı.

"Onun yanında yapmayın bunu." dedi Kaan mahçup bir sesle.

"Emir böyle." dedi polis.

"Ya burada neler oluyor?" dedim hayretle.

"İki kişiyi, adam yaralama ve cinayete teşebbüsten tutuklu Kaan Bey." dedi

"Ne? İki kişi mi?" dedim.

"Evet Kaan Bey sizi yaralayan kurşununda kendi silahından çıktığını söylüyor." dedi. Kaan bu sırada başını önüne eğmişti hiç konuşmuyordu.

"Hayır! İnceleme istiyorum yok öyle bir şey!" dedim hayretle.

"Tabiki inceleniyor. Bu Kaan Bey'in ifadesi sadece... Hem öyle olsa bile Ömer Bey şikayetçi..." dedi polis.

"Ölmedi mi o?" dedim.

"Ben hallederim onu, tutuklamanıza gerek yok..." dedim.

"Sakın! Halletmek yok! O şerefsizle görüşmeyeceksin!" diye kükredi Kaan.

"Görev... Tutuklamamız lazım." dedi polis.

Kalkmaya çalıştım. Ne yapacaktım bilmiyorum ama Kaan giderken yatmak çok saçmaydı.

"Kalma!" diye emir verdi Kaan.

"Gitme o zaman." dedim. Canım acıyordu, serumları çıkartmaya çalıştım.

"Geleceğim ama şimdi yat ben gelmeye iyileş." dedi.

Bir hemşire gelip zorla yatırdı.

Kelepçeler Kaan'ın bileğine geçerken bin defa öldüm. Ardından Kaan'ı götürdüler. Kaan giderken öyle bir bakış attı ki içimi aldı giderken...

Kaan'ı elleri kelepçeli bir halde görünce acı ağrı her şey anlamını yitirdi. Ben sadece Kaan'ı istiyordum yanımda.

Şok olmuş bir şekilde yatağa zımbalı kalmışken kapı çaldı ve Samet girdi içeri.

"Balım..." dedi ve kocaman sarıldı bana.

Geri çekildiğinde ağlamış gibiydi. "Ama iyiyim ben Samet ağlama." diye teselli etmeye çalıştım.

"Çok korktum Merve. Annenlerde aradı haber vermeli miyim bilemedim." dedi.

"Sakın. Sakın duymasınlar..." dedim.

"Samet..." dedim minnet içinde.

"Söyle balım." dedi.

"Bana yarım eder misin?" dedim.

"Tabiki... Ne yapmalıyım?" dedi. Canım benim ya.

"Kaan tutuklandı..." dedim. Kaan'la tanışmış mıydı?

"Kaan... Evet şu zorba..." dedi. Sana göre oldukça kabaydı evet, sen çok daha ılımlı birisin.

"Tanıştınız demek?" diye sordum.

"Tabi... Ona tanışmak denirse..." dedi.

"Anlatsana ne oldu?" diye sordum.

"Ya polis beni aradı, senin yardımcın olduğum için beni çağırdı yoksa senin Kaan'ın beni çağırmaya niyeti yokmuş..." dedi. Çağırmaz tabi...

"Bir saniye, polis bu olayı nasıl biliyor?" dedim.

"Polis sanırım, Ömer senin saplantılı aşığın, size saldırmış ve bunlar olmuş, yani anladığım kadarıyla böyle biliyor." dedi.

"Tamam devam et gelince ne oldu?" dedim.

"Neyse can havliyle geldim hastaneye, girişten adını sordum kaçıncı katta olduğunu söylediler geldim hemen, ameliyathanenin kapısına çökmüş Kaan, tabi ben tanımıyorum onu, Merve felan diye salak salak bağırmaya başladım. Şuursuzlaştım iyice..." dedi. Yine kestim.

"Kaan ne haldeydi?" dedim. Bunu sorunca bozuldu biraz.

"Kapının dibine yığılmış gibiydi. Başını dizlerinin arasına almış, ben öyle bağırınca kaldırı kafasını, gözleri felan kırmızıydı, normalde öyle mi bilmem... Neyse benim bağırdığımı duyunca kalktı. Merve afedersin ama seninki tam bir öküz." dedi.

"Neyini gördün ki daha..." diye sitem ettim.

"Birden ayağa kalktı üzerime yürüdü, açık konuşalım duvara yapıştırdı beni..." dedi. Samet çok cılızdır Kaan gibi bir gücün karşısında hele... O anı görmediğim için şükrediyorum.

"Yüzüme baktı baktı... Sonra geri çekildi." dedi. Kaan Samet'i araştırmıştı, sanırım o sinirle ilk bakıştı kim olduğunu anlamadı.

"Neyse sonra Merve nasıl dedim. Bilmiyorum dedi. Nasıl oldu diye sordum. Cevap vermedi. Bidaha sordum nasıl oldu diye, kes sesini diye öyle bir bağırdı ki odalardaki birkaç hemşire çıkıp ne oldu diye baktı." sinirden gözü dönmüş.

"Sonrada sen uyandın ve gitti işte." dedi.

"Onu kurtarmamız lazım, elde ne var ilk işimiz ne?" diye sordum.

"Seni o vurmadıysa, eğer vurduysa kılımı kıpırdatmam Merve, neyse vurmadıysa Ömer şikayetçi şuan ondan. Ömer şikayetini geri alırsa ufak bir cezayla, para cezasıyla yırtar. Ama seni vuran oysa kanunları sende biliyorsun işte anlattırma bana..." dedi. Beni Kaan vurduysa şikayetçi olmasamda kısa bir süreliğinede olsa hapse girerdi.

"Tamam yardım et Ömer'in yanına gitmem lazım." dedim.

"Şaçmalama, kalkamazsın, kalksanda o itin yanına gitme." dedi.

"Yardım etmesende kalkarım." diye direttim. Bir süre gözünün içine dik dik bakınca vazgeçip yardım etti.

Üzerimde beyaz bir hasta elbisesi vardı. Bununla gezmeyecektim hastaneyi, Samet'in yardımıyla montumu ve ayakkabılarımı giydim. Samet koluma girdi ve dışarı çıktık. O sırada hemşire gördü "Ayağa kalkmanız için daha erken." dedi nazikçe.

"Yatacağım ama sonra." dedim ve umursamadan yürüdüm. Kattaki danışma masasıdan odayı sorduk. Bulunduğumuz katın en sonundaymış.

Samet'le beraber yürüdük odaya kadar. "Samet sen dışarda kal." dedim. Tek konuşmam daha iyi olacaktı.

"Saçmalama seni onunla birlikte bırakamam." diye diretti. Duymazdan gelip kapıyı çaldım ve içeri girip Samet'in yüzüne kapıyı kapattım.

Ömer beni görünce şaşırdı biraz. "Oo! Merve. Gel otur." diyerek baş ucundaki sandalyeyi gösterdi. Oturdum.

"Geçmiş olsun." dedim.

"Teşekkür ederim, sanada." dedi.

"Nerenden vuruldun?" diye sordum. Açıkçası planım huyuna gitmekti.

"Sağ ön kaburga kısmı..." dedi.

"Hayati tehliken var mı?" diye sordum.

"Keşke olsa diye aklından geçirsende yok." dedi gülerek. Sustuk, nasıl devam edeceğimi bilmiyordum.

"Heralde buraya nasıl olduğumu sormaya gelmedin Merve?" dedi.

"Evet." dedim.

"Peki derdin ne?" diye sordu.

Başımı önüme eğdim. Derdim Kaan'dı. Samet'in anlattıkları geldi aklıma. Gözleri kıp kırmızı bir Kaan... Sinirden deliye dönmüş, Samet'e saldırmış bir Kaan. Bilekleri kelepçeli bir Kaan.

Farketmeden göz yaşları süzülmeye başlamış yanaklarımdan. Bunu farkedince hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Şuan Kaan yanımda olsa beni sustursa diye yalvararak ağlamaya başladım.

"Ne o ağlıyor musun?" diye dalga geçti Ömer. Dalga geçilmesine hiç dayanmaz ağlardım normalde zaten, şimdi ise ağlamaktan nefes almakta zorlanıyordum. Birkaç defa derin nefes alma konusunda kendimi zorlasamda nefessiz kaldım.

"Hey tamam dur." dedi telaşla Ömer. Kalkıp yanıma geldi. Başımı ellerinin arasına alıp kalırdı. "Derin nefes al, sakin ol." dedi.

Deniyordum zaten bunu ama yapamıyordum sıkıntı burada.

"Tamam ne istiyorsun? Kaan'ı mı? Tamam geri alacağım şikayetimi yeterki nefes al tamam mı?" dedi. Duyguduğum en güzel şeydi ama şuan toparlayamıyordum kendimi.

"Kapat gözlerini." dedi. Dediğini aynen uyguladım.

"Şimdiye kadar ki en mutlu anını düşün." dedi.

Kaan'la balodaki halimiz geldi ilk aklıma, sonra beraber uyuduğumuz gece...

"Tahminimde yanılmıyosam Kaan vardır o anlarda." dedi sinirle.

"Öldüreceğim onu!" diye gürledi.

Nefesim yeni yeni düzelmeye başlamıştı. Gözlerimi açtım. Ömer hemen karşımdaydı. Son cümlesinden sonra korkarak baktım ona yaşlı gözlerimle.

"Bakma öyle!" diye bağırdı tekrar. Bakmaya devam ettim.

"Tamam Merve tamam! Şikayetimi geri alacağım." dedi. O an sanki gözlerimin içi güldü.

"Tek şartla." deyip gözlerimin içine altı.

Kesin şerefsizce bir şey isteyecekti. Lanet olsun bunun olmasından korkuyordum.

"Sadece beni düşman olarak görme. Dost kalalım, yakınlarımda ol istiyorum." dedi. Bir an düşünmedim, eğer Kaan çıkarsa zaten Ömer istediği kadar yakınımda olsun bana zarar vermezdi.

"Kabul." diye cıvıldadım.

"Kapıdaki polisleri çağırırsan..." dedi.

Koşarak gittim. Kapıda Samet tırnaklarını yiyordu stresten.

"Hasta sizinle görüşmeli." dedim polislere. Geldiler içeri.

Ömer'in yanı başına oturdum.

"Şikayetimi geri almak istiyorum." dedi ve ardından bana baktı. Ona kocaman bir gülümsemeyle cevap verdim.

Polisler bir takım sorulardan sonra gerekli evraklarla beraber odadan çıktılar. Eğer beni vuran Kaan değilse bitmişti artık.

"Sen nerenden vuruldun?" diye sordu.

"Sol omzumdan." dedim.

"Kritik bir yer sanırım." dedi.

"Öyleymiş." dedim.

"İyi bir nişancıda değilimdir aslında..." dedi.

Vote ve yorumlarınızı bekliyorum :)

Continue Reading

You'll Also Like

904K 44.2K 60
"Bir Anlık Yayın, Bir Ömürlük Hikaye" Asena, üniversite sınavları, ders notları ve arkadaşlarının dertleri arasında kaybolmuş kendi halinde bir genç...
604K 26.2K 82
Diyabet hastası bir kızın gerçek ailesi...
35.5K 1.5K 51
Futbol tutkunu maceraperest gençlerin eğlenceli serüvenine siz de katılın. (Yazım hataları düzenlendi ✅ ) Ben daha iyisini yazana kadar en iyisi... ✍...
55.7K 5.4K 142
BU HİKAYE BANA AİT DEGİLDİR!!! 💫 ÇEVİRİ. 🖤 🤍 🖤 Bir çocuğun yalnızca evinde, sığınağında, kendini güvende, sevildiğini ve huzurlu hissettiği tek y...
Wattpad App - Unlock exclusive features