"Hiç ayrılmayalım. Her zaman böyle yan yana olalım," dediğinde kocaman gülümseyip derin bir nefes almıştım.
Çağla, Yaprak ve ben sıcacık kumun üzerinde yatıyorduk. Ellerimiz birbirinden ayrılmadan güneşin altında ısınıyorduk. Sudan çıktığımız halde çamur olmamızı umursamadan sıcağın keyfini çıkarıyorduk.
"Hayatımıza kimler girip, kimler çıkacak acaba?" diye mırıldandığımda gözlerimi yummuştum. "Umarım gerçek adamlara âşık oluruz."
"Yaprak Poyraz'a, sen de sözde Göktuğ'a âşıksınız zaten. Olan bana oldu valla," deyip kahkaha atan Çağla ile gülmeye başlamıştık.
Sevmek, âşık olmak kolaydı da, karşılık dilenmek farklıydı. Bir şekilde kırılıyordu insan. Sen ona böyle hayran hayran bakarken onun sana bakmaması, gözlerini kaçırması, senden bir şekilde kaçması, acıtıyordu.
"Poyraz benimle evlenmek istiyor," diye fısıldayan Yaprak ile şaşkınlıkla ona döndük. Bizim yüzümüzdeki şaşkınlık gidip yerini mutluluğa bırakırken, Yaprak ifadesizdi.
"Evlenme teklifi mi etti?" diye heyecanla soran Çağla'ya kafasını salladı.
"Hayır fakat ima etti. Gelecekle ilgili planlar yapıyor. Her zaman benim olduğum hayaller kuruyor." Hayranlıkla gülümsedim. Poyraz âşıktı. Baştan ayağa âşıktı. Derin bir nefes alıp bakışlarımı gökyüzüne çevirdiğimde kıkırdadım.
"Acaba ben nasıl bir adamla evleneceğim?"
Yaprak, "Göktuğ demiyor muydun sen daha az önce?" diye sorduğunda gülümsedim.
"Her aşk evlilikle bitmiyor ki..."
"Nasıl bir adamla evlenmek istersin?" diye merakla soran Çağla'ya gülümseyerek baktım.
"Gözlerine baktığımda içimi titreten bir adamla evlenmek isterim. Aşkımı elinin tersiyle itenle değil de, avcuna alıp saklayanla. Beni adam gibi seven birisiyle. Sözleriyle değil de, gözleriyle, dokunuşlarıyla seven bir adamla evlenmek isterim. Beni sahiplenen, her şeyden ve herkesten koruyan bir adamla. Farkında olmasam da beni hayranlıkla, sevgiyle, aşkla izleyen bir adamla evlenmek isterim. Delice sevmek isterim onu. Kokusunu soluduğumda tüm kalkanlarımın yıkılmasına sebep olan, kollarıyla beni sarmaladığında huzurun en güzel halini yaşatan ve nefesi hissettiğimde boğazımda bir yumruya neden olan bir adamla evlenmek isterim."
***
Ailemin karşısında dimdik olmak içimdeki öfkeyle kolay gelmişti fakat o kapıdan çıktığımdan beri iyi değildim. Korkuyordum. Ve içimdeki korku karnımdaki bebeğe sığınmamı sağlıyordu. Onu okşadığımda bana hissettirdiği huzura alışmaya çalışıyordum.
Oturup, sakin kafayla kendime bir yol çizmem gerekiyordu. Karnımdaki bebek için her şeyi planlamam ve ona göre hareket etmem gerekiyordu. Ve bunu hayatımda ilk defa yapacaktım. Zor olacaktı. Acı çekecektim. Muhtemelen defalarca kez yere çakılıp kana bulanacaktım. Dizlerimin yaralanmasını umursamadan ayağa kalkmaya çalışıp yeniden çakılacaktım. Düşerek, acı çekerek gerçekleşecekti her şey.
Benim karnımda bir can vardı. Kimden geldiği gerçekten bu kadar önemli miydi? O masum bir candı. Belki de tüm yaşananlar onu çok korkutmuştu. Belki de gözlerimden damlayan her damla tanesiyle acı çekiyordu. Bebekler hissederdi öyle değil mi? O benim kalbimdeki yangında yanıyor muydu acaba?
Bir aile olduğumuzu beni öyle inandırmışlardı ki... Benimle gurur duyulsun diye yıllarca çırpınmıştım. Babamın gözünde mesleğim bile hazırdı. İç mimar olmak istediğimde öyle bir büyük bir tepkiyle karşılaşmıştım ki, belki de ilk çatlak o zaman oluşmuştu. Fakat ben her şeyi olduğu gibi görmezden gelmiştim.
Ve şimdi yapayalnız kalmıştım. Kalbimin kırılan parçaları ciğerlerime batıyor ve alıp verdiğim nefesi kesiyordu.
Karnımda bir bebeğin büyüdüğünü öğrendiğim günden beri aklımda tek bir soru vardı. Ona nasıl bakacaktım? Onu nasıl büyütecektim? Ailem yoktu belki fakat bana sahip çıkan iki dostum vardı. Onlara öyle bir minnet duygusu duymamı sağlamışlardı ki... İkisi de beni bu konuda öyle bir azarlamış ve bu sorunu aklıma bile getirmememi istemişlerdi. Aramızdaki bağın üzerimize gelen sorunlara rağmen gerçek olduğunu hissetmiştim. Bebeğimin iki özel teyzesi vardı.
Yaprak'a bakarken onu görmediğim kadar huzurlu görüyordum. Bunun bebeğimle alakası olduğu öyle belliydi ki... Onun itiraf ettiği gerçek aklımdan bir türlü çıkmıyordu. Yaprak... Nasıl tarif edebilirdim ki? Bunu nasıl yapabildiğine anlam veremiyordum. Beni vazgeçiren Yaprak, kendi bebeğine neden kıymıştı.
Ayaklandım ve üzerimi değiştirip aşağı indim. Salonda oturan kızlar beni gördüğünde anında ayağa fırlayıp endişeyle bana baktılar. "Ben okula gidiyorum. Gerekli birkaç belge alacağım. Hem biraz hava almış olurum."
"Tamam. Biz de gelelim," diyen Yaprak'a gülümseyerek, "Kendim gidebilirim..." dememe rağmen gözlerinde garip bir ifade vardı. Kaşlarımı çatmamla gözlerini benden kaçırdı. Anlamayarak Çağla'ya döndüm.
"Annemiz yine endişeli," deyip gülmesiyle tebessüm ederek kapıya yöneldim ve okula doğru yürümeye başladım.
Ilık rüzgâr yüzüme doğru esmeye devam ederken kısa bir süre sonra okul kapısından girdim ve öğrenci işlerinde gerekli birkaç işlerimi halledip okuldan ayrıldım. İstemsizce ailemle yaptığım son kahvaltı zihnime akın etmişti.
Ve sonra günlerdir hiç aklıma gelmeyen biri geldi. Göktuğ... Yüzümdeki kanın yavaş yavaş çekildiğini hissederken onu kaybettiğim gerçeği yeniden aklıma balyoz gibi indi. Kendi ellerimle ikimizi de bitirmiştim. Kendime eziyet etmeyi bırakıp başka bir şey düşünmeye çalışıyor ama istemsizce yine onu düşünüyordum. Onu aldattığımı söyleyen bendim fakat bir kere olsun gelmemişti.
Sevdiğim adama öfkelenmeye başladığımı anlamamla asıl kin ve nefret duymam gereken insanı düşündüm ve dişlerimi birbirine bastırıp sertçe soludum. O benim hayatımı altüst etmişti ama ben onda bir iz bile bırakamamıştım. Siyahtan nefret ediyordum! Onun gözlerinden nefret ediyordum! O gece karası gözlerden nefret ediyorum! Bana bunu yapmasına rağmen hiç suçluluk duygusu duymaması... Gelmesini falan istemiyordum zaten ama insan hiç mi merak etmezdi?
Düşüncelerin içinde boğulurken okul kapısından çıktığımı fark ettim ve sokağın kenarına doğru yürüyüp önce bir tarafa baktım. Diğer tarafa dönerken gözlerim yabancısı olmadığın gözlerle çarpıştı ve kalakaldım. Onun bana doğru geldiğini fark etmemle şaşkınlığımı bir kutuya saklayıp kilit vurdum, ardından duygusuz ve boş bakışlarımı ortaya serdim. Bana yaklaşmasıyla iki adım geriledim. Onun bana yaklaşması iyi değildi. Yine o lanet olası gözlerini gözlerime dikmişti. Ben ona bakmaya devam ederken sahte bir gülümsemeyle gözbebeklerime baktı, ardından mırıltısı kulağıma doldu.
"Evleniyoruz."
Karşımdaki adama baktığımda ne diyeceğimi bilemiyordum. Onun dudaklarından çıkan tek bir söz mü kalbime hançeri saplamıştı yoksa pervasız bakışları mı, bilmiyordum. Nasıl canımı yakmayı başarabiliyordu? Önemi olmayan birisi nasıl beni bu hale getirebiliyordu?
Beni çıldırtmak mıydı niyeti? Arada gelip kendini hatırlatmak mıydı? Zaten unutamayacağımı bilmiyor muydu?
Hiçbir tepki vermedim. Bomboş gözlerle ve ifadesiz yüz hatlarımla ona bakıyordum. Ona tahammülüm yoktu artık. Ya adam gibi yaptığı şeyin arkasında duracaktı ya da çekip gidecekti. Başka hiçbir şeye tahammülüm yoktu. Çünkü yorgundum. Günden güne omuzlarıma binen yüklerle ayakta durmaya artık gücüm yetmiyordu.
"Anladın mı beni?" diye sordu gözleri yüzümü incelerken.
Çözemediğim bir duygusallığın akımına uğradığımı hissederken şaşkınlıkla kalakaldım. Gözlerim yavaş yavaş dolarken hâlâ onun duygusuz gözlerini izliyordum. Onun karşımda böyle yıkılmaz durması benim canımı yakıyordu. Onun karşımda böyle durması bana her şeyi hatırlatıyordu. Sevdiğim adamı öperken onun gözlerine bakmamı, gözlerini ilk defa gördüğümde içime dolan karanlık merakı, kulağıma dolan sesi, tenime, bana dokunuşu, ona karşı koyamayışım... Bir de tabii sevdiğim adamı kaybedişim, ailemin beni kapı önüne koyması, onun beni o lanet olası otel odasında yapayalnız bırakması...
Yutkundum, ardından "Anladım..." diye fısıldadım. Sesim titremişti. Anlaşılan benden beklediği tepki bu değildi. Gözlerimi onun gözlerinden aldım ve yanından geçmek için harekete geçtim fakat kolumun etrafına sarılan parmaklarla pimi çekilmiş bir bomba gibi ona döndüm. "Defol git başımdan!" Gözleri şaşkınlıkla büyürken, "Nereye?" diye sordu.
"Sen benim karşımda nasıl böyle durabiliyorsun?" diye dişlerimin arasından tısladım ve yeniden ondan en uzağa gitmek istedim ama beni yeniden engelleyerek önüne çekti.
"Bana arkanı dönüp gidemezsin!" diye öfkeyle solumasıyla boştaki elimi göğsüne dayadım ve onu iterek kendimi kurtardım. "Konuşmamız gerekiyor! Bunu sen de biliyorsun. Zorluk çıkarma!"
"Sen ne diyorsun be? Seni kırmızı halıyla karşılayacağımı sandın galiba? Benim senin bir insanla konuşacak hiçbir şeyim yok!" Benim öfke kokan sesime aldırmadı ve bileğimden yakalayarak beni peşinden sürüklemeye başladı. Şaşkınlık ve endişeyle kendimi ondan kurtarmak istedim fakat bileğimi sıkıca tutuyordu.
"Canım yanıyor..." diye mırıldanmamla adımları ansızın durdu ve merakla bana döndü. Gözleri gözlerimi delip geçti fakat saniyeler sonra gözlerini kaçırıp parmaklarını hafifçe gevşetti. Bu sefer teması sert değildi.
"Seninle konuşacağız. Ondan sonra ne yapmak istiyorsan yapabilirsin. Umurumda değil!" deyip arabaya yöneldi. Korkuyla etrafıma bakındım. Onunla yalnız kalmak istemiyordum. Hiç kimse gözükmemesine rağmen çığlık atmaya başladım. Dehşetle bana döndüğünde onu ilk kez insanı bir duyguyla gördüğümü fark ettim. Avcunu anında dudaklarıma bastırdı ve yüzüme yaklaşıp, "Kes sesini!" diye hırladı.
Kafamı iki yana salladım. "Hım..." diye mırıldandım kaşlarımı çatarak.
"Seni buradan omuzuma atarak da götürebilirim biliyorsun değil mi? Dikkat çekmek istiyorsan söyle. İstemiyorsan, şimdi şu arabaya bin ve kapat çeneni! Konuştuktan sonra istediğin yere defolup gidebilirsin!" dedi ve arabanın kapısını açıp koltuğa oturmam için zorladı.
Onun kendinden emin gözlerini gördükçe delirecek gibi hissediyordum. Bu yüzden, "İmdat! Yardım edin bana!" diye bağırmaya başladım. O ise beni bu sefer gerçekten zorladı ve yüzüme kapıyı kapattı. Açmak istememle kilitli olduğunu fark etmem beni dehşete sürükledi. Bana bir şey yapar mıydı? Yapsaydı gizli yapardı değil mi? Fakat şimdi beni götürüyordu işte! Korkuyla onun tarafına döndüm ve kapıyı açmamla o bindi. Beni geriye itip yerime oturmamı sağladı. Arabayı çalıştırıp yola koyulurken endişe ve korkuyla onun yüzünü izliyordum.
✦
Bölümü beğenenler?
Not: Yeni bölüm pazar günü gelecek!
✦
Facebook Grubumuz: Dilara Büyük'ün Kaleminden
Instagram: dilaraabuyuk
IG: dilarabuyukromanlari