Karsilasma

34 8 8
                                        

Geçmişi miydi canını bu denli yakan yoksa varolduğuna dahi inanmadığı geleceği mi?

Baştan anlatmak gerekirse Buğlem; aşırı yüksek (zekâya) sahipti. 16 yaşında uyuşturucuya başlamıştı. Bazı hocaları onun şizofren olduğunu düşünüyordu ve bu yüzden çocukluğu ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde geçti. 14 yasinda zekasının normal insanlardan 10 kat daha fazla olduğu anlaşıldı ve hastaneden çıktı. 15 yaşında babasını kaybedince ise yetimhaneye yerleştirildi. Ama en kötü zamanları da yetimhanede geçirdi. Başlarına konulan güvenlik, dışarı çıkan kızlara taciz hatta tecavüz ediyordu. Ve söylememeleri içinde tehdit. Buğlem burada Rüya ve Derinle tanıştı. İkiside kimsesizdi. Biri daha çocukken ailesini kaybetmişti. Diğeri ise evden atılmış ve yurda yerleştirilmişti. Üçüde her akşam başlarına gelen bu tacizden çok yorulmuşlardı ve kaçmaya karar verip kaçmışlardı. en büyükleri Rüya 16 Buğlem 15 ve Derin ise 13 yaşındaydı. Beraber iki yıllarını sokaklarda ac sefil halde geçirmişlerdi. Rüyanın tanıştığı bi çocuk yüzünden de Buğlem uyuşturucuya başlamıştı. 16 ve 17 yaşları arasında sık sık uyuşturucu alır. Ve onun parasını verebilmek içinde hiç tanımadığı adamların yatağına girerdi. Hem kalacak yer hem de yiyeceklerini Buglemin yaptığı bu iğrenç işten gelen parayla sağlıyorlardı. 18 yaşına girince bi ev tuttular. Ama Buğlem hayattan öylesine bıkmıştı ki. Yasamak için bi neden göremiyordu. O kadar zeki bi kız sadece ölümü arzuluyor ve bu uğurda bedeninde derin yaralar açıyordu. Evet Buğlem her hafta bir kez intihara kalkışıyor ama canı yandığı için duruyordu. Hem ölmek istiyor hem de canı yanınca duruyordu. Kolları kırık cam kesikleriyle doluydu. Boğazında ise hiç gitmeyen her gün yenilenen kırmızı ince bi ip izi. Yatağına girdiği adamlar bile ona acır hale gelmişti. Ama güzelliği karşısında ona dokunmamak aptallık olurdu.

Bi sabah uyandı ve yatağa baktı belki 70 belki de 80 yaşlarında bi adam vardi yatakta. Ansızın midesi bulandı. Tuvalete koştu kustu. Kafasını kaldırıp aynaya baktı. Bu iğrenç bir şeydi. O adam ona gece dokunmuş muyudu?  Gerçekten hatırlamıyordu. O kadar çok içiyordu ki bunun onun sonu olacağı belliydi. Elini adamın pantolonuna attı cebinden bin liraya yakın para aldı ve bağırarak
"Amk hayatı bu benim param. Ben, ben ne bok yiyorum?"

Eşyalarını alıp odadan çıktı. Sokakta sendeleyerek yürümeye başladı. Önüne ilk çıkan yere girdi ve bi şarap şişesi aldı. Gözleri kıpkırmızıydı. Ağlamamıştı. Içki ve uyuşturucunun verdiği acıdandı. Yere oturdu ve saatlerce karşısındaki ağaca baktı. Evet, yolun kenarı bu kadar yakındı. Yola atlayıp ölse? Ölecek gücü var mıydı? Ya Rüya ve Derin?  Onlara kim bakacaktı?  Cebinden bi hap çıkarıp yuttu

"Sikerim bu hayatı. Lan amk piçleri geçerken iki üç lira bırakın yere. "

Ayağa kalktı. Şarap şişesinin son yudumunu da içmişti. Gözleri kan çanağı gibiydi. Elinden düşen şişe sokak ortasında paramparça olmuştu. Onu gören herkes güzelliğiyle büyüyemiyordu. Fakat o, o kadar sitemkâr ve kimsesizdi ki kendini taşıyacak gücü bile yoktu. Ikı adım atıp yolun tam ortasına diz çöktü. Gözlerinden akan sebepsiz yaşı sildi ve yüzünü yıldızlara çevirip baktı.

"Eeeee canımı almak için daha ne bekliyorsun? Yaşamak bu değil."

Başını önüne eğip devam etti

"Lütfen beni de al yanına ben yaşamaktan çok yoruldum. Hayatımdan, insanlardan hep aynı olan bu düzenden... çok ama çok yoruldum."

Sendeleyerek adım adım ölüme doğru yürümeye başladı.

Caddenin tam ortasına bıraktı, ufacık tefecik vücudunu, başını yola koyup, şehrin ışıkları yüzünden zar zor görünen yıldızlara baktı. Evet tıpkı "icarus" gibi arzuluyordu gökyüzünü, hayranlıkla bakıyordu. Elini gökyüzüne kaldırıp

İYİDEN KÖTÜ Stories to obsess over. Discover now