Kafamın altında bir el hissetmemle uyandım ve refleks olarak silahıma doğruldum.Evet her insanın normal karşılamayacağı şey bizim için refleks olmuştu. Karşımdaki kişi de silahına doğru hareketlenince hemen bağırdım ''Çabuk o silahı indir, canını yakmak istemiyorum!'' dedim. Karşımdaki kişinin gece karanlığıyla yüzünü göremesem de uyanır uyanmaz paniklemiş ve korkmuştum. Ne işi vardı ofiste? Ne diye eli kafamın altındaydı? buraya nasıl girmişti? kafamın içi bu sorularla dolmuştu ama herşeyden önce karşımdaki adamın buz gibi bakışları ve kendinden emin duruşu beni panikletmişti. Kendimden taviz vermeyecektim ve tekrardan bir seslenişte bulundum ''sana o silahı indirmeni söylemiştim.'' deyince silahı indirip ağzının varlığından bile şüphe duyduğum bu sinir bozucu adam en sonunda konuştu. ''sakin ol ve asıl sen indir o silahı.'' deyince çok da zeki olmadığını anladım. gecenin saat 05:48'inde karakola giriyor ve ışıklar kapalıyken yanıma uzanıp kafamın düşmesini engelliyor bu da yetmezmiş gibi silahımı indirmem için ikazda bulunuyordu. İyice deliye dönmüştüm. aramızdaki mesafe silahın boyundan ibaretti. Hemen silahımı indirir gibi yapıp, o anki boşluğundan yararlanarak silahı ters çevirip elinden atmayı başardım. Bunu başarsam da hemen arkamdaki duvara elimi büküp beni itti. Kafamı sertçe duvara vurunca bilincimi kaybetmek üzereydim ki hemen yanıma geldi. Zeka kırıntısı hissetmediğim bu adamın ''aldın başına belayı mert'' deyişini duydum. Adının mert olduğunu öğrendiğim bu adamın son sözlerinden sonra bilincimi en derin karanlıklarına daldım. Uyandığımda kaya baş komiser dahi tanımadığım birkaç yüz daha uzandığım koltuktan bana bakıyordu. Biraz doğrulmaya çalışınca Kaya baş komiserin ''selin, iyi misin kızım?'' demesiyle başımı salladım ama yalandı, başım deli gibi ağrıyordu ve her tarafımdan gelen limon kolonyasının kokusu midemi bulandırmaya yetmişti bile. Kafamı etrafta çevirdiğim sırada arkada sandalyeye yaslanıp, ellerini önünde birleştiren Mert denilen o çocuğa baktım. Deliye dönmüştüm bir de sırıtıyordu. Öfkeyle ayağa kalktım ''sen?'' diye sinirle soludum. ''Bir polise o hareketi yapmamalıydın öyle değil mi?'' diye sordu. Deliye dönecektim, şu pişkinliğe bak ne kadar kendini beğenen birisi bu diye geçirmeden edemedim. Nasıl yani şimdi bu polis miydi? Kaya baş komiserin sesiyle kendime geldim. ''selin kızım tam da etrafında gördüğün bu insanlar için konuşacaktık bugün, kendini iyi hissediyorsan toplantı salonuna alalım hepinizi. kusura bakmayın ayrıca çocuklar sizi de burada beklettik.'' deyince etrafımdaki tüm insanlara bakmaya başladım. Hepsi mesleğinde tecrübelere sahip insanlara benziyorlardı. Ayrıca neden buradalardı aklımda en ufak fikir bile yoktu. Herkes toplantı odasına geçince bende elimi yüzümü yıkamak için lavaboya gittim. Sabah sabah kabus gibi çöktü üzerime ya sinir şey, aklıma gelince yine deli gibi sinirleniyordum. Zaten şu Allah'ın belası vaka yüzünden gecem gündüzüm birbirine karışmıştı. Kaya baş komiser ile günlerdir ileri düzeyde bir seri katille uğraşıyorduk. Ayrıca bunu basına yansıtmadan ve daha fazla insana zarar gelmesin diye yapıyorduk ama bu seri katilimiz zevkine insan öldürüyor ve dün ile birlikte öldürdüğü insan sayısı dörde çıkmıştı. Önlemimizi elimizden geldiğince aldık ama bu seri katilimizin durmasını bir tık bile yavaşlatmadı. Her gün ölen onca gence bakınca seferber olduk. İlerleyebildiğimiz bir adım bile yok oysa ki. Toplantı odasına doğru gidince koluma birisi çantasıyla tabiri caizse hayvan gibi vurmuştu. Hayır yani ben ne işledim de başıma bunlar geliyor diye çığlık atacaktım birazdan. Arkama o kişiyi azarlamak için döndüm ve karşımda Açelya'yı gördüm. Açelya benim liseden en yakın arkadaşımdı ve aradan 5 sene geçmesine rağmen görüşememiştik. O kadar güzelleşmişti ki ve ben onu o kadar özlemiştim ki. Kocaman bir şekilde sarıldım ona ikimiz de bir mucizeye bakar gibi bakıyorduk birbirimize çünkü hepimiz başka şehirlere dağılmıştık ve ben yine Açelya'yı İstanbul'da bulmuştum. ''Selin, napıyorsun burada sen?'' deyip daha çok sarıldı. ''yıllardır İstanbul'un en önemli cinayet bürosunda çalışıyorum asıl sen napıyorsun?'' dedim meğersem Açelya'nın da bugün buraya ataması yapılmış. O kadar sevindim ki ama bir an önce toplantı odasına gitmemiz gerekiyordu. Kaya baş komiserimiz de yerine oturunca 8 kişilik bir toplantıya başladık. Kaya komiser tam da tahmin ettiğim bir konuşma yaptı. Bu seri katil için yeni bir ekip oluşturulacaktı ve bunu en gizli ve en az kadroda tutarak işinde en iyi olan insanları almışlardı. Kaya baş komiser ''Arkadaşlar bu bir ekip işi, çok titiz çalışmamız gerekiyor. Karşımızda eli bu işe yatkın olan bir psikopat arıyoruz. Sezen, teknoloji uzmanıdır, ıp adresleri, yüz tanıma, katillerin cv'si dahil her işi yapabilecek potansiyelde. Mert, Beykoz şubemizden bir komiser arkadaşlar Cinayetlerde baya ilerleme kaydetmiş ve bunu da şubesine yansıtmıştır. Açelya Silivri şubemizden, en ince detayları yakalayıp, katillerin bulunmasında kolaylık sağlamıştır. Selin bizim şubemizden cinayet bürodaki çoğu davalarda yer aldı ve üstün başarı sağladı. Kısaca burada bulunan bütün herkesin işlevleri aynı. Sizi özel bir mülakat sonucu birleştirdim ve eminim ki Selim, Han, Alp de en az sizler kadar yetenekli. Amacımız kimseye özellikle de basına yansıtmadan ,daha fazla insan ölmeden bu seri katili yakalayabilmekte. Size bir dairede gizli tutulmak için ofis tuttuk. Artık kendi güvenliğiniz açısından da orada kalacaksınız yeterli donanıma sahip bir yer hepimize kolay gelsin arkadaşlar.'' dedikten sonra hemen içeriye Buse abla geldi. Buse abla bu arada 155'e gelen ihbarları almakla ilgileniyor. Buse abla Kaya baş komisere dönüp: ''Kaya baş komiserim yeni bir cinayet daha Şile yakınlarında.''
YOU ARE READING
VAKA
Mystery / Thriller8 çeyrek bir tamdan oluşan bir ekip,katiller,ve olayları çözmek için gecesini gündüzüne katan 8 tane genç polis. bu hikaye kaya,selin,açelya,mert,selim,alp,sezen,han'ın birbirleri için verdiği uğraşlara hepimiz tanıklık edelim, iyi okumalar :)
