SurMiras

73 5 0
                                        

Yaşadığım yerle alakalı bazı şeyleri oldukça enteresan bulmuşumdur. Örneğin bahçelerdeki çimler aynı boydaydı, aynı türden çiçekler benzer bir peyzajla ekilmişti. Bazı asiler çıkıp da şakayık yerine lale ekmiyor değildi ancak bu çabaları zarafetle bertaraf ediliyor, şakayıklar ansızın bahçenin güneyindeki yerlerini alıyorlardı. Gelen misafirleri ilk olarak onlar karşılıyor, birazdan fahri kraliyet salonuna kabulünüzü alacaksınız mesajını usulca veriyorlardı. Şakayık kraliyet çiçeğiydi ve ben 12 yaşında Kraliçe B'nin Louis ile evlenirken elinde şakayık tuttuğunu gördüğüm anda zaten başka bir ihtimal olmadığını biliyordum.

Arabalar benziyordu, şoförler benziyordu, hizmetliler bile benziyordu. Hepsi gülümseyerek size yardım etmek için beklerdi. Hepsi günlük hayat rutinlerinizi birer dinlenceye çevirmek için çalışırdı. Yaza merhaba partileri verilirdi ve sonra elveda. Aynısı kış, ilkbahar ve sonbahar için de yapılırdı. Üç ay, bir parti döngüsü adına ziyadesiyle kısa olduğu için ilaveler de yapılırdı elbette. Barıştık partisi, ayrıldık partisi, yeni arabamın partisi, burssuz mücevher tasarımcılığı kazandım partisi, kocam metresini sepetledi bir süre daha rahatım partisi...

Bazen SurMiras'ın gerçekten ne zaman oluştuğunu merak ediyorum. Yaklaşık 15 kadar evin aşağı yukarı Koşuyolu semti kadar bir alana yayılmasıyla oluşmamıştı burası, bundan emindim bir kere. Bu tanım yalnıza oturulacak bir site demekti, alelade yerlerdeki alelade siteler gibi. Her bir evin değerinin boğazda bir yalıyla eş değer olabilecek fiyatı da burayı SurMiras yapmıyordu. Galiba biz yapıyorduk, SurMiras sakinleri. Bir grup varlıklı ailenin çocukları için kurduğu ütopyadan fazlası olduğunu düşünüyorum buranın. Düşünmekten de öte biliyorum çünkü burası bizim ütopyamız değil. Burası bildiğimiz tek dünya.

Aile kültürümüzden miras kalan ayrıcalığın sur suretine bürünüp bizi dünyanın kalanından ayırmasıyla başladı SurMiras. Kendi gelenekleri, kuralları ve işleyişi vardı. Kendi geçmişi, kendi geleceği ve kendi gerçeği vardı. Bunları umursamayanlar vardı, yeniliğe ve farklı olasılıklara aç olanlar vardı. Bir de ben vardım, buranın ve burayla alakalı her şeyin farkında olan ve en ufak detayına kadar seven. SurMiras benim ailemdi, arkadaşlarımdı, eğitimimdi. SurMiras benim evimdi ve bu aidiyet hissi yalnızca 15 ev sınırları içerisinde de değildi. Los Angeles'ta 3 kişi bir araya gelip 15. yaş günümüzde Alex Russo'dan özenip yaptığımız quinceañera'yı yad edince işte orası SurMiras oluyordu.

Yaşadığım hayatla alakalı bazı şeyleri oldukça enteresan bulmuşumdur. Örneğin nasıl oluyordu da ben Çınar'ın gözünün içine bakarken o hep başka limanların hayalini kuruyordu? Çınar elimi tutmuyordu ama bırakmıyordu da. Tutmayacağım demiyordu, tutacağım da demiyordu. Hep yanımdaydı ve hep olacağım diyordu ama benim istediğim gibi mi olacaktı, sadece gülüp geçiyordu. Çınar tıpkı SurMiras gibi geçmişime bağlılığımın bir nişanesiydi.

Yenilikleri seviyordum ama değişiklikleri sevmiyordum. 3 günde 3 ülke görebilirdim ama dönüp dolaşıp geleceğim yine SurMiras olurdu. Bir sürü insan tanıyabilirdim ama hiçbirinin gözlerine baktığımda hayatımda ilk kez sinemaya gittiğim kişinin silüetini görmezdim. Kime gidersem gideyim ben hep Çınar'a dönerdim. Çünkü Çınar'ı sevmek eve dönmek gibiydi. Çünkü ,her nasılsa, Çınar'ı sevmek beni ben yapıyordu. Aslıhan Arslan'ın hiçbir olasılığında SurMiras Çınar'sız olmuyordu.

Sırça KöşkStories to obsess over. Discover now