YÜZÜK KUTUSU

100 7 1
                                        

Yürüdüğü yolda hiçbir şey düşünmeden hızlı adımlar ile patika yolun bir an önce bitmesini istiyordu. Her şeyi bir an önce yapıp diğer yapmak istediklerini yapmaya başlamak için sabırsızca hareketler ediyordu. Hiçbir şeyin keyfini çıkartma gibi niyeti yoktu. İlerideki yerleşkede küçük şirin bir kafeye bir bardak çay içmek için oturdu. Yüzünden eksik olmayan hüzünlü bakışları ile garsona doğru baktı ve bir bardak çay istedi. Aklına bir anda hayatında olan ve bir daha hiçbir zaman göremeyecek olan sevgilisi geldi. Usulca onunla birlikteyken çizdiği resimleri çantasında aradı. Hiçbir zaman yanından ayırmıyordu. Kamp ateşinde otururken onun manzarayı izleyişini resmetmişti. Eline gelen o çizim onu o kampa götürdü.

Isparta'dan Antalya'ya nasıl gideceklerini düşündüler ve otostop ile gitmeye karar kıldılar. Çınar yıllardır otostop ile seyahat ettiği için pek çok deneyimi vardı. Sırtlarındaki çantalar oldukça ağır olmasına rağmen bu durum onları şimdilik rahatsız etmiyordu. O kadar güzel bir yolculuğa çıkmıştı ki Çınar ve Ada belki hayatlarında hiç bu kadar mutlu olacakları akıllarına bile gelmezdi. Bir araç hemen durdu yolun kenarında ve iki âşık gence korna çaldı. Aracın sahibinin üzerindeki üniforma Ada ve Çınar'ın dikkatini çekti. Sıcak bir tanışmanın ardından Ada kendisinin de sağlık personeli olduğunu söyledi. Özgür, Isparta'nın bir kasabasında sağlık personeliydi ve Ada ile aynı meslek de olmaları sevindirmişti. Ada, Çınar ve Özgür meslek hakkında konuşmaya başlamışlardı. Gezgin çift kendi yaşantılarından bahsettiler. Özgür, İnce Su Mağara'sına daha önce gidip gitmediklerini sordu. Çınar uzun yıllardır o bölge de yaşasa da gitmemişti. Ada ise İzmir'de görev yapıyordu. Özgür işinin olmadığını ve onları gezdirebileceğini söyledi. Mağaraya gitmeye karar verdiler. Bir doğa harikası olan mağara onların yarım saat boyunca içinde gezip ve fotoğraf çekildiler. En son çekildikleri fotoğraf mağaranın girişini de alan bir kareydi. Mağara gezisinden sonra gişe de duran orta yaşlarda karı-koca çay ikram etmek istediklerini söyledi. Keyifli sohbet uzayıp gidiyordu. Akşam olmadan Antalya'ya gitmeleri gerekiyordu. Birkaç dakika sonra oradan ayrılıp tekrar yola devam ettiler. Özgür, Bucak da yaşıyordu ve dedesinin Bucak'a gelmeden hemen sol tarafta bir pide kebap ve dinlenme tesisi vardı. Ada ve Çınar'a orada yemek ısmarladıktan sonra Bucak-Antalya Yolu'na bıraktı. Sırtlarına kuşanarak çantalarını yolda yürümeye başladı iki âşık. Otostopa hemen kavşağın ve İlçe'nin bitiminde devam etmeleri daha fazla araç ile karşılaşmalarına sebep olacağından ilerlemeleri gerekiyordu. Hava hafif bulutlu halinden yavaş yavaş kara bulutları bir araya topluyordu. Rüzgâr kuzeyden güneye doğru esiyordu. Ada ve Çınar yürümeye devam ettiler. Havanın kötüleşmesi biraz da olsa keyiflerini kaçırmıştı ama yola devam ettiler. Hafif yağmur yağmaya başlamıştı ki bir araç yolun güvenlik şeridinde durdu. Çınar ve Ada'nın elli metre kadar ilerisinde duran araç dörtlülerini yakmıştı. Tek başına Antalya'ya giden cam balkon imalatını yapan Zeki dolgun sakallı esmer biraz da göbekli orta yaşlarda bir işletme sahibiydi. Biraz sohbetin ardından Zeki, Çınar ve Ada'nın kız olduğunu ve ondan dolayı durduğunu itiraf etmişti. Çınar'ın her zaman otostop çekerken uzun altın saçlarını açıp kullanmasının gerçekten işe yaradığını anladı. Çınar ön koltukta hemen Zeki'nin yanında arkada ise çantalar ve Ada oturuyordu. Çınar Antalya Otogarının oradaki kavşakta inmeleri gerektiğini oradan da Kumluca ilçesine Adrasan mevkiine gideceklerdi. Hava kararmadan Adrasan Sahilinde olmaları onlar için daha iyi olacaktı. Otogar da hiç beklemek istemiyorlardı ve direk gitmek için Kumluca Otobüsünün olduğu perona ilerlediler. Yanlarına yetecek kadar ATM'den para çekip otobüse bindiler. Hava yavaş yavaş kararmaya başlamış ve kendini turuncunun eşsiz renklerine bürümeye başlamıştı. Yolda giderken artık Ada ve Çınar kendilerinin yorulduklarının farkına vardılar. Birbirlerinin omuzlarına yaslanarak sessiz bir yolculuk yapmaya karar vermiş gibi aralarında hiç konuşmadan anlaştılar. Otobüs Olympos sapağında on dakikalık bir mola vermişti. Çınar sigarayı çok içen bir insan olarak ona bu mola çok iyi gelmişti. Bulundukları mola yeri Olympos'u içine alan bir vadiydi. Eşsiz manzarası, ufuk çizgisi tabloda ince ince çizilmiş bir resim gibi insana huzur veriyordu. Ada otobüsten daha yeni inmişti. Çınarın yanına geldi ve sigarasını ateşledi. Birer bardak çay içtikten sonra otobüsün hareket haline geçtiğini gördükleri için hızlı adımlar ile bindiler. Hava kendini artık iyice karanlığa bürüyordu. Adrasan Kavşağının hemen ilerisinde Antalya- Kumluca Karayolu seyelan nedeni ile kapanmıştı ve otobüs de mecburen Adrasan Yolundan gitmesi gerekiyordu. On dakikalık bir yol daha gittikten sonra Çınar ve Ada Adrasan yakınlarında indiler. Karanlıkta otostop pek mümkün olmayacağından onlar ile inen bir bayan ile ticari taksiye bindiler. Ticari taksinin ücretini ortak bir şekilde ödedikten sonra Adrasan Sahilinde indiler. Asıl gitmek istedikleri yer Gelidonya Feneriydi ve bunun için de Likya yolunda yürümeleri gerekiyordu. Yaklaşık olarak Adrasan- Gelidonya Feneri arası 12 kilometrelik bir mesafedeydi. İlginç bir yolculuk oluyordu, bunun her ikisi de farkındaydılar ve bundan mutlu oluyorlardı. Seyahatleri boyunca ilginç ve özlenmesi mümkün olacak şeyleri yaşayacaklarını da biliyorlardı. Adrasan' da yaşayan bir ortak arkadaşlarına mesaj attılar görüşmek için ama saatler sonra Antalya merkezde olduğunun cevabı gelmişti. Sahilde bulunan küçük bir kafeye oturdular hem yorgunluklarını dindirmek için hem de telefonlarını şarja takmak için. Kafe de birkaç tane İngiliz oturmuş şarap içiyorlar kendi aralarında çok hoş muhabbet ediyorlardı. İki adet köpek ve kafenin sahibi vardı. Şirin ve güzel kafe de Çınar köpeklerden korktuğu için biraz rahatsız gibi hissediyordu. Kafenin sahibine sahilde kamp kurmak istediklerini söylediler. Bir an önce çadırı kurup yemek yapmaya başlamaları gerekiyordu. Ada açlığa hiç dayanamazdı. Sahildeki marketten alışveriş yaptıktan sonra kamp ocağında makarna yaptılar. Yolculuk yormuştu bu güzel iki aşığı. Çınar etraftaki kediler ile uğraşıyordu. Kediler sessizce gelip çadırın etrafında ya da erzak poşetlerinin yanından ayrılmıyorlardı. Birkaç köpekte gelmişti çadırın yanında bulunan ağacın yanı başına. Makarnayı yedikten sonra nescafe içmek için başka bir kapta su kaynattılar. Genel anlamda Çınar yemek yapma, odun toplama, ateş yakma vesaire gibi şeyleri Ada'nın yapmasına pek fırsat vermeden kendisi yapardı. Ada ise yardım eder mutlu şekilde kamplarını yaparlardı. Saat 24.00 yaklaşıyor ve yorgunlukları göz kapaklarının ağırlaştıklarını hissetmeye başladılar ve o günü artık huzurlu bir uykuyla kapattılar. Gece birkaç kere köpeklerden dolayı Çınar kalkmıştı ve tuvalet ihtiyacını gidermişti. Sabah uyandıklarında her ikisi de dinç ve uykusunu almış bir şekilde kalktılar. Kendi aralarında kahvaltıyı Likya yolunda ilerledikten sonra yapmaya kara verdiler. Marketten birkaç günlük yiyecek ve içecek aldıktan sonra yola koyulacaklardı fakat Ada köpeklerden korktuğu için Çınar'a sert bir tepki vererek aralarında kısa bir tartışma çıktı. Likya yolu izlerini takip ederek yola çıktılar. Birkaç kere karışıklık nedeni ile yolu kaybettiler ama doğru yolu telefondaki bir uygulama sonunda buldular. Hafif %30'luk bir eğimli yolda yürüdükten sonra Adrasan Sahilini de manzara alan sarıçamların olduğu yolun kenarında kahvaltı yapmak için durdular. Ada sırtındaki çantanın ağırlığı neticesi ile yorulmuştu. Çınar elindeki suyu verdi ve çantasını yere koydu. Hemen marketten aldıklarını açtılar ve Çınar için en önemli olan yumurta haşlaması yapıp ekmeklerine katık ederek yediler. Kendilerine birkaç saat orada zaman ayırmaları gerektiklerini söylediler. Manzara da fotoğraf çekildiler. Bulundukları yer hafif çam ağaçlarından sızan güneş, bazı farklı ağaçların yeni yeşermesi ile tıpkı bir masalın bir bölümünü yaşıyormuş gibi his veriyordu. Ada etrafı geziyorken bir anda yolun hemen kenarında birçok cam parçalarını gördü. Çınar'a söyledi. Bu durum karşısında ne yapabilecekleri hakkında düşündüler. OGM'yi arayıp durum raporu verdikten sonra kendi kendilerine insanların doğaya zarar verdiklerini hakkında konuştular. Yolun yürüdükleri kısmı araç geçebilecek düzeyde ve toprak bir yoldu. Eğimi az ve uzun olması Ada'yı çok zorluyordu. Çınar ise yolun durumunu aldırış etmeden bulunduğu ortamın tadını çıkarıyordu. Bazen duruyor olmaları daha çok yorulacaklarından dolayı kendilerini zorluyorlardı. Daha yaklaşık olarak 10 kilometre yolları vardı. İleride çakıllı yol gözlerini korkutmuştu ve Ada git gide eğimin artması ile daha çok yorulduğunun farkındaydı. Dinlenme aralıkları artmaya başlamıştı ve Çınar Ada'yı bu durum karşısında zorlamamaya çalışıyordu. Çakıllı yol bittikten sonra ileride su sesi ve birkaç adamın sesi geliyordu. Çınar orada 15-20 dakikalık bir mola vermeleri gerektiğini söyledi. Ada eline yolda yürürken yardımcı olması için eline bir kuru ağaç parçası almıştı. Dinlenecekleri yer yaklaşık olarak %40 eğimi olan yemyeşil ve kuşların sesi ile insana bir nebze de olsa terapi sağlıyordu. Çeşmenin başında ferahlamak için ellerini yüzlerini yıkadılar. Ada bir ağacın dibinde otururken doğa da onları yalnız bırakmayan bir kaplumbağa gördü. Eline telefonu aldı ve onu sonsuz anılara götürmek için birkaç kare çekti. Çınar pek bir heyecanlı bir şekilde eline aldı. Kaplumbağa bu durumdan pek hoşnut değildi. Çınar'ın niyeti ona zarar vermemek için dikkatlice tutmaktı. Kaplumbağayı bıraktıktan sonra yola devam ettiler. Yürüyecekleri mesafenin sandıklarından daha çok olacağını bilmeden doğayı yaşayarak yürümeye devam ettiler. Artık yol tamamen daralmış ve bir insan geçebilecek şekilde uzayıp gidiyordu. Küçük bir tepenin zirvesine geldiler ve oradan sonra Gelidonya Fener'ini göreceklerini umuyorlardı ama fenerden ziyade yolun sol yanındaki uçurumu ve Akdeniz'in güzel manzarası ile karşı karşıya kaldılar. Çınar sigara molası yapmaları gerektiğini ve birkaç kare çekilmek istediklerini söyledi. Bu yolculuk esnasında her ne kadar zorluk derecesi her geçen dakika artsa da aralarındaki uyum söz konusu bile olamaz. Kısa tartışmalar onlar için pek de önemli değildi. Tepenin hemen yanı başından yol devam ediyordu. İzler yolun çakıllı bir yol olduğunu gösterdiğini Ada yollardaki izlerdeki renklerin bu bölgede değiştiğini söylemişti. Çınar bir çiş molası verirken Ada ise şikâyetçi olduğu çantayı eğimli bir kayaya yasladı. Bir anda ayak sesleri yükseldi bulundukları yerde. Gittikleri yönden gelen gri yürüyüş kıyafetli bir kadın yaklaşmıştı. Kendisi Türk değildi. Ada ve Çınar hoşnut bir şekilde selam verdiler. Nereden geldiğini az bir İngilizce ile konuşmaya çalıştılar. Konuşmaları bittikten sonra yola devam ettiler. Bu sefer eğim aşağı doğru devam ediyordu. Küçük bir vadi ve kır çiçekleri, uzun otlar vardı. Ada artık yorgunluklarını belli etmek için sürekli olarak rahatsız olduğu şeyleri söylemeye başladı. Çınar bu durumdan rahatsız olmaya başlamıştı. Çünkü ortamın tadını çıkartmaya çalışıyorken. Huzur olan ve yorulan Ada'yı anlamak yerine doğanın tadını çıkartmaya çalışıyordu. Bir daha belki hiç gelemeyecekleri bir güzellikti yürüdükleri yol. Vadinin iç tarafından geçerek bir tepenin kenarından yola devam ettiler. Tepenin yanındaki patikanın aşağısındaki uçurumun yüksek ve ürkütücü olması Ada'yı ciddi anlamda korkutmuştu. Çınar ilk başlarda o kadar fazla korktuğunu anlamadı. Ada bir taşa tutunarak gidemeyeceğini söyledi hüzünlü ve endişeli bir şekilde. Çok korkmuştu rüzgârın onu çantası ile aşağı düşüreceği korkusu belirmişti gözlerinde. Haykırmaya başladı bir anda biz burada düşersek kim bulacak bizi burada kimse bulamaz nidaları yankılanmıştı bütün ağaçları, taşları ve dağları. Çınar söylenerek hemen biraz düzlüğe çantasını koydu. Ada'nın yanına gitti. Ada çantasını yere koyup Çınar'a sarılarak o uçurum bölgesini geçtiler. Çınar, Ada'nın çantasını da alıp biraz düzlüğe doğru ilerledi. Ada'nın yanına geldiği zaman biraz daha ilerlediler sonra hafif ağaçlarla kaplı uçurum kısmı kapatan küçük bir kayalığın dibindeki yeşil yere çantaları koydu. Arkadan gelen Ada'nın bir anda çığlık sesleri yükseldi bütün Akdeniz'de. Yeşil alanda sivri taşlar hassa olan ayağının kenarını kesmişti. Çınar yanına kan ter içinde koşarak ne olduğunun farkına varmaya çalışıyordu. Ada ağlamaklı bir şekilde ayağını gösterdi ve çantaların yanına gittiler. Biraz söylendiler ve bağrıştılar. Sonunun da bugünlük yürüyüşü bitirmeleri gerektiğini ve burada çadır kurmaları gerektiğine karar verdiler. Zaman çok daralıyordu havanın kararmasına yaklaşık olarak 2 saatlik zaman kalmıştı. Ağaçların arasından orta yaşlarda baya terlemiş elinde birkaç su şişesi olan bir adam yaklaştı yanlarına. Gelidonya fenerinin yakın olduğunu 2 saate orada olabileceklerini söyledi. Çınar ve Ada gaza geldiler. Yollarına devam etme kararı aldılar. Ada'nın da negatif düşünceleri değişmişti ve bu zorlu parkuru bitirebileceklerini düşündü. Biraz daha durduktan sonra yola hızlı ve enerjik bir şekilde devam ettiler. Yolda birbirlerine söylenmek yerine şarkı ve ezgiler söylemeye başladılar. Artık daha kurallı ve yürümeye karar verdiler. Durmak yerine tempolarını düşürecek ve iki yudumdan fazla su içmeyecek olmaları Çınar ve Ada'nın daha az yorulacaklarını biliyorlardı. O şekilde yola devam ettiler. Yolun yarısından daha fazla kısmını bitirdiklerini biliyorlardı. İzlerin kenarlarında ara ara yolun kaç kilometre kaldığını gösteren tabelalar vardı. Çınar hesap yapıyordu sürekli olarak kaç kilometre yol kat ettiklerini ve ne kadar kaldığını. Her ikisinin de yorgunlukları gözlerinden ve yüzlerinden belli olabiliyordu. İkisinin de saçlarının kenarlarından hafif hafif terler yanaklarına iniyordu. Az ileride eğim %90 a kadar çıktı ve kendilerini zorlayarak o eğimi çıkmaya çalıştılar. Çınar, Ada'nın elinden tutarak rampayı çıkmasın yardımcı oluyor hem de kendisini çıkartıyordu. Hava kararmış göz gözü görmez hale gelmişti. Bir türlü yaptıkları hesaplar tutmuyor ve yol bitmek bilmeyen bir işkenceye dönüşmüştü. Çınar Ada'ya belli etmese de kendisi de çok fazla yorulmuştu. Eğer Ada'ya bu durumu söylerse oldukları yerden asla ilerleyemez ve yığılıp kalacaklarını düşündü. En sonunda aşağı tarafta Gelidonya Feneri'nin ışığı belirdi simsiyah ağaçların arasından. O ışık onları daha da heyecanlandırıp yoldaki çakıl taşlarını umursamadan hızlı adımlar atmalarına sebep oldu. Ve işte dedi ikisi de artık buradayız hayal ettiğimiz Likya Yolu ve sonunda Gelidonya Feneri. Fenerin hemen yanında bulunan ağaçlar ile yapılmış platform da yüz üstü yatarak resmen zaferi bütün Akdeniz kıyılarına bağırıyordu. Ada ise yüzündeki gülümse ile garipsiyordu Çınar'ın bu denli haykırışlarını. Biraz sakinledikten sonra hemen hızlı bir şekilde çadırı kurup ateş yakmaları gerekiyordu. Çınar odun aramaya etrafa bakındı ve Ada ise çadırın kurulumu ile ilgileniyordu. Çınar kamp kurdukları yere geldiğinde çadırın kurulmuş olduğunu gördü ve mutlu oldu. Yemek yapmak ve keyif çıkartma zamanı gelmişti. İşin garip yanı o gün 21 Mart ekinoks tarihiydi. Uçsuz yıldızlar ve alabildiğine deniz ve yakamoz manzarası bir akşam tablosu gibiydi. Yazılmaya çalışılsa bir şiir olurdu belki de. Aldıkları erzakları çıkarttılar ve aperatif bir şeyler hazırlayıp yediler. En son yolda yaptıkları kahvaltı ile duruyordu ikisi de. Çınar çok duygusal ve bu durumu da yansıtmaktan hiçbir zaman çekinmeyen birisiydi. Duygusal olması onu sanata daha çok bağlıyordu. Ada Çınar'a nazaran daha az duygusaldı. Ada çok merhametli ve insanlara yardım etmeyi seven birisiydi. Ada tam bir koç kadını, Çınar ise tam bir oğlak erkeğiydi. Çınar elinden kâğıt kalemi eksik etmezdi. Her boşlukta bir şeyler çizerdi. Ada bu durumu çok seviyordu. Yolculuk esnasın da üzerlerine çizim yaptığı tişörtleri giydiler. Ada'nın üstündeki tişört turkuaz renkli ve yürüdükleri Gelidonya fenerinin resmi ve yol haritası vardı. Çınar'ın üzerinde doğasever yazısı ile ayı desenli sanatsal bir çizim vardı. Ada ve Çınar bu hali çok seviyorlardı. Ay tam hilal şeklinde onlara etrafı hafif puslu bir biçimde aşklarını izliyordu. Çınar ve Ada yorgunluklarını birer bardak kahve ve közlenmiş patates ile gidermeye çalışıyorlardı. Biraz daha oturduktan sonra gecenin ve doğanın efsununa kendilerini bırakıp en güzel rüyalarda buluşmak için uyumaya karar verdiler. Ada tam uykuya dalarken garip sesle irkildi ve Çınar'ı hafif el hareketiyle dürttü. Dışarıda bizden başka yabani hayvan olduğunu dile getiriyordu. Çınar çadırın fermuarını açıp dışarı çıktı ve etrafı kolaçan etti. Fenerin dönen ışığından başka hiçbir şey hareket etmiyordu. Ada'ya hiçbir varlığın olmadığını söyledi ve sarılarak uyuma haline geçti. Bu sefer aynı sesi her ikisi de duymuştu ve biraz sonra o sesin nereden geldiğini Çınar anladı. Ses aslında çadırın içinden Ada'nın karnından geliyordu. Bu kadar gerçek ve yoğun gelmesi Ada'nın bir çeşit korkmasına neden olmuştu. Dakikalar sonra Ada ve Çınar uykuya daldılar. Doğada olmanın en güzel yanını Çınar ve Ada çok iyi biliyorlardı. Ne kadar uyurlarsa uyusunlar dinç ve enerjik kalkıyorlardı. Çınar sönen ateşi yakmak için hemen etraftaki kuru odun parçalarını topladı. Ada'nın çok sevdiği şeylerden bir tanesiydi kampta uyandıktan sonra tulumun içinde uzanmak. Bir iki dakika o şekilde kendine gelmeye çalıştı ve o da Çınarın yanına gitti. Eşsiz manzara gün aydınlanınca daha çok güzelleşmişti. Birkaç fotoğraf çekildikten sonra kahvaltı yaptılar. Daha sonra Çınar kalem ve kağıdını çıkartı ve uzakta manzaraya konuk olan sevdiği kadını resmetmeye başladı. Ada'nın haberi yoktu bu durumdan ve zaten olsaydı efsunu kaçardı diye düşünüyordu genç ressam. Pek çok zamanını almadan bir boyut kazandırdı elindeki beyaz kâğıda. Karaöz tarafından birkaç kişi Fenerin manzarası için geliyorlardı. 6-7 kişilik bir gruptu içlerinde hiç Türk yoktu. İnsanlar ülkelerinden kalkıp bizim topraklarımızdaki antik ve tarihi yapılara gelmesi ve bizim insanımızın bu denli yakınlıktaki güzel doğa harikası olan yerlere gelmemesi üzüyordu. Bir grup Türk genç grupta gelmişti. Biraz durduktan sonra Ada ve Çınar bu grubun yanlarına gittiler. İnsanlar ile her zaman iletişim kurmak her ikisine de güzel geliyordu. Küçük köpeklerinden dolayı Çınar onların içinde pek kalmak istemedi ve biraz daha keyif yapıp Karaöz tarafına geçeceklerdi. Bütün ekipmanlarını hızlı bir şekilde toparladılar. Tek başına yaklaşık 40 kusur yaşlarında bakımlı Halis geliyordu. Çınar ve Ada diğer yoldan daha düzenli ve eğim olarak da aşağıya doğru yürümeye başladılar. Ayaküstü Halis ile selamlaştılar ve Halis gidecekleri yere kadar bırakabileceğini söyledi. Çınar ve Ada bu duruma sevindiler yavaş adımlar ile yürümeye başladılar. Eğim bittikten sonra güzel tatlı bir yola devam ettiler. Birbirlerinin yolda yürürken videolarını çektiler. Çınar yolda şımarırken ayağı burkuldu ve yolun hemen alt tarafına doğru yuvarlanmaya başladı. Ada endişelenmişti ve hemen Çınar'ın yanına koşar adımlar ile geldi. Çınar ise gülerek yukarı yola tekrar girdi. Çınar'a göre komik bir şekilde yuvarlanma olmuştu. Bu durumu Ada'da görünce yüzünde tebessüm belirdi. Yollarına devam ettiler. Patika yol kendini topraklı araçlarında geçebileceği bir yola bağlamıştı. Toprak araç yolunun sonunda ise kaç kilometre ve nereye yön olduğunu gösteren bir tabelanın yanında durdular. Hem Halis'i bekleyip hem de dinlenmek gerekiyordu diye düşündüler. Yaklaşık 3 kilometre yolu hiç mola vermeden yürümüşlerdi. Tabela da birçok kişinin ve facebook grubunun ismi yazıyordu. Kendilerinin de tabelanın bir köşesinde isimlerinin olmasını istediler ve Çınar küçük bir kalem ile yazdı. Çok geçmeden Halis gelmişti Çınar ile Ada'nın yanına ve pahalı siyah arabaya bindiler. Bir kilometre ileride küçük bir koy olduğunu ve orayı da görmelerini istedi. Çınar'da orada kamp ocağı ile su kaynatıp kahve içebileceklerini söyledi. Halis'in yalnızlığı hem konuşma yapısından hem de yüzünden belli oluyordu. Ada bardakları çeşmenin başında doldurdu ve kaynaması için kamp ocağının üzerine koydular. Bu arada Halis kendisinden bahsetti. Kendisinin gemi kaptanı olduğunu bir gün sonra da Antalya limanından uzak ülkelere gideceğini anlattı. Birkaç yıl önce karısından boşandığını söyledi. Hayata bakış açısını her şeyden bahsetmek istiyordu. Elinden geldiği kadarıyla anlattı kendi yaşam öyküsünü. Halis Olympos'ta bir gece konaklayıp oradan da sabah erken saatlerde limanda olması gerektiğini söyledi. Çınar ve Ada Olympos sahilinde çadır kurmaya karar verdiler. Tekrardan yola çıktılar yaklaşık 30 km olan mesafe o kadar kısa sürdü ki ettikleri muhabbet sanki yarıda kalacaklarmış diye korktular. Olympos'un hemen girişinde bir adres sormak için durmuşlardı ve bir film çekim otobüsünü gördüler. Ada heyecan ile keşke bizi de alsalar diye Çınar'a konuşurken araca doğru bir kaba sakallı 30 yaşlarında bir adam yaklaştı ve konuk oyuncu alımının olduğunu söyledi. Çınar ve Ada heyecanlı bir şekilde arabadan aşağı indiler ve kayıt yaptırmak istediklerini söylediler. Gençten bir kadın yanlarına yaklaştı ve telefon numarası ile diğer bilgileri aldı. Çınar ve Ada'ya bugün akşam ya da yarın akşam kesin arayacaklarını belirtti. Hemen hayal kurdular her ikisinin de sıra dışı tipleri vardı. Çınar uzun saçlı ellerinde kollarında yüzük bileklik olan ve Ada ise altında renkli bir şalvar yine Çınar gibi onun da ellerinde kollarında yüzük ve bileklikler vardı. Yönetmenin aradığı hippi tarzında kişilere uyuyorlardı. Halis aracı kalacağı ağaç evlerin oradaki otoparka park etti ve Çınar ile Ada'da marketten eksik olan yiyecek ve içecek malzemeleri alıp hep birlikte Olympos Sahili'ne geçtiler. Bir saat kadar oturdular birlikte genç âşıklar ve Halis daha sonra halis yorgun olduğunu ve otele geçmesi gerektiğini belirtti. Yine baş başa kalmışlardı. Güzel rüzgar almayacak bir köşeye geçip çadır kurdular. Çınar daha önce birkaç kez bu sahile hem tatil için hem de kamp için gelmişti. Aslında çadır kurmaları yasak olmalarına rağmen bu kısımda çadır kurmak zorunda kaldılar. Çınar ayağını burktuğu sırada acıtmıştı ki bandaj ile sardılar. En büyük şansları Ada'nın sağlık personeli olması ve Çınar'ın da ilk yardım bilgisinin olmasıydı. Ayağında doku zedelenmesi olduğu için hafif de olsa ağrısı vardı. Bundan dolayı yürüyecek pek fazla olanağı yoktu. Küçük bir ateş yakıp akşam yemeğini yediler. Hemen yan tarafa bir genç grubu gelmişti. Hiç kimseden konuşmak için ne Çınar ne de Ada çekinmeden konuşuyorlardı. Ada ve Çınar ellerinde sıcak kahveleri ile genç grubun olduğu yerde ateşin başına oturmak için izin aldılar. Sıcak çayları vardı ikram edebileceklerini söylediler. Tarık ve Yeşim yeni evlenmişlerdi çiçeği burnunda 8 aylık evlilikleri vardı. Yeşim'in kuzenleri Dalaman'dan gelmiş ve Tarık'ta hepsini almış Olympos'a gezdirmeye getirmiş. Yeşim ve Tarık' da hayalleri ve onları yapmak için uğraşan bir çiftti. Tıpkı Çınar ve Ada gibi. Geçen yaz balaylarını motor ile bütün Karadeniz'i gezerek yapmışlar. Yeşim sağlık de Antalya'da bir hastanede aynı Ada gibi sağlık personeliydi. Akşam 22.00' e kadar hoş muhabbetler edip çaylarını içtiler. Yeşim, Tarık ve kuzenler gitmek için toparlanmaya başladılar. Yine aynısı oluyordu ve her zaman olacaktı. Çınar içinden kendi kendine söylenerek ve yüzünde hafif tebessüm ile her şeyin sonunda yanı başında sevdiği kadının olmasını düşünüyordu. Bu durum onu çok mutlu ediyordu. Diğer insanların her zaman gelip geçici baki olan Ada'ydı onun hayatında her zaman öyle düşünürdü. Çınar ve Ada denize biraz daha yaklaşarak oturdular. Denizin ve rüzgârın ince ince huzur veren sesini dinlemek için oturmuşlardı. Kendi aralarında hoş muhabbetler ve az önceki çiftten bahsettiler. Her ikisi de ilerde öyle olacaklarını hatta daha mutlu bir çift olacaklarını düşünüyorlardı. Evlenmek onlar için asıl hayatın ve mutluluğun başlangıcı olacaklarını biliyorlardı. Biraz daha oturduktan sonra Mart Ayı serinliğini her zaman gösteriyordu. Çadırın içine girdiler biraz telefonlarındaki oyundan birlikte oynadılar ve sonra huzur ile uyudular. Sabah olduğu zaman kalın bir erkek sesi ile uyandılar. Seslenen kişi Olympos Antik Kent'in güvenliğiydi. Çınar kafasını çadırın fermuarından çıkarttı. Güvenlik görevlisi sert bir hitap ile Milli Parklar yasasına göre çadır kurmanın yasak olduğunu söyledi. Çınar ise ayağının durumunu izah etmeye çalışsa da güvenlik görevlisi bu durumu hiç umursamaz bir şekilde hemen çadırı toplayıp kaldırmamızı istedi. Çınar ve Ada hızlı bir şekilde güvenlik görevlisinin dediklerini yaptılar. Sadece daha erken çadırı kaldırmalarına neden oldu zaten bir gecelik gelmişlerdi. Oradan hemen 1 kilometre kadar uzaklıkta bulunan Çıralı mevkiine geçeceklerdi. Olympos Antik Kent'i daha önce Ada hiç gezmemişti ve onun için kısa bir tur yaptılar Antik Kenti' in içerisinde güzel su kanallarını gördüler ve Ada bu kadar yıl öncesi bu kadar görkemli bir şehrin nasıl meydana geldiğini düşünüyordu. Şehrin sahilden giriş tarafında küçük bir tepe bulunuyordu. Çınar ve Ada o tepeye çıkmaya çalıştılar ve çantaları çalılıkların arasına saklayıp çantasız çıktılar eğimi gerçekten çok dik bir şekilde bulunan tepenin üzerinde şehri savunan askerler için kuleler bulunuyordu. En üst kısma kadar çıktılar. Birer sigara içtikten ve fotoğraf çekildikten sonra şehrin diğer kısımlarını gezmek ve fotoğraf çekilmek için aşağı indiler. Çok büyük olmasına rağmen tepeye çıkmadan önce gittikleri kısımlarda pek fazla kalmadıkları için çok da fotoğraf çekilmediler. Olympos Antik Kent'ten çıktıktan sonra sahil şeridindeki Likya Yolu'nu takip ederek Çıralı' ya geldiler. Çıralı Sahili'nde tıpkı Olympos Sahili gibi çadır kurmak yasaktı. Bundan dolayı özel kamp işletmesi aradılar ve Çıralı Kamping adında bir yer buldular günlük kalma fiyatları oldukça uygun ve güzel bir yer olması Çınar ve Ada'yı oraya sürükledi. Kamp alanın gitmeden önce telefon aracılığıyla Osman ile konuşmuşlardı. Kamp alanına geldiklerinde Osman ile selamlaşarak nereye kamp atacaklarına bakınırken, Çınar çardak şeklindeki üstü kapalı altı tahta platformda kurmaları gerektiğini söyledi. Ada için fark etmiyordu. Çınar çadır kurmaya başladı. Osman uzun boylu 45 yaşlarında oranın yerlisi bir işletmeciydi. Sıcakkanlı ve mütevazı hareketleri Çınar ve Ada için bulundukları kamp alanına daha sıcak bakmalarına sebep oluyordu. Düşündükleri gibiydi de Osman kendi bahçesinde yetişen biber, patlıcan, domates ve pişmemiş yumurta ve kamp ateşi için kuru odun alabileceklerini söyledi. Bu gibi yerlerde az rastlanan bir durum olması Çınar ve Ada'yı şaşırtmıştı. Sezon nedeni ile birkaç genç dışında kimse yoktu. Onlarda Mersin tarafından gelmişlerdi. Çınar ve Ada'dan sonra 3 kişilik bir grup daha geldi. Çadırı kurduktan sonra hemen ön tarafa bir masa, sandalye ve lamba koyarak küçük yuvalarında keyif yapmak için resmen kendilerine yer yaptılar. Yemek yapmak için birkaç kilometre ilerdeki marketten gerekli malzemeleri aldılar. Yemek yedikten sonra Çınar ve Ada günlerdir yollarda olması nedeniyle duş aldılar. Hava kararmaya başlamıştı ve ufak bir gezinti yaptılar sahil tarafında. Çadırın başındaki ateşe oturdular ve biralarını alıp çektikleri fotoğraflara bakındılar. Müzik onların her anında kulaklarını hoşnut eden bir gıdaydı ve dinledikleri parçalar ortak seçip dinliyorlardı. İki gece kamp alanında kalıp kendilerine gelmeleri için yeterli bir süre olduğunu düşündüler. İki günün sonrasında asıl gidecekleri yere doğru gideceklerdi. Bulundukları yere uzaklığı yaklaşık olarak 4 kilometre kadar mesafesi vardı. Hava çok rüzgârlı olması rahatsız ediyorlardı ve Ada hemen gidecekleri günün hava raporlarına bakmaya başladı. Gidecekleri yerde hiçbir sorun ile karşılaşmak istemiyorlardı. Her şeyin sorunsuz olması gerekiyordu. Akşam geç saatlere kadar oturmak yerine çadırın içinde uyumayı tercih ediyorlardı. Gün içerisinde pek fazla yorgun oluyordu bedenleri. Çok geç olmadan o günde aynısını yaptılar. Birbirlerine sarılarak uyudular. Çınar gece birkaç kere rüzgârın şiddetinden ve sesinden uyandı. Ada'nın üzerine baktı tulum açılmış mı diye. Dışarı çıktı bir ara sigara yaktı ve çizim aklına geldi ne kadar güzel çizmişti. Sonsuzluk anlatan bir çizimdi diye düşündü kendi kendine. Sonsuz olacağını hissediyordu aşkının da bu yaşadığı mutluluğunda. Sigarası bittikten sonra yorgun gözlerini ovuşturarak Ada'nın tulumuna girdi. Ada ise Çınar'ın tulumunu kullanıyordu. Kalite bakımından Çınar'ın tulumu daha koruyucuydu. Ada'nın tulumu 0 derece bir normal tulumdu fakat Çınar'ın tulumu ise -40 dereceye kadar muhafaza edebiliyordu. Çınar soğuktan etkilenmediği için kendi tulumunu kullanmasına gerek yoktu. Bazı soğuk gezilerinde Ada Çınar'a sarılarak ısınıyordu. İki gözü de yavaş yavaş kapandıktan sonra uykunun en derinliklerine doğru ilerledi rüya âleminde. Sabah uyandıklarında kahvaltıdan sonra bisiklet kiralayıp etrafı gezmek için daha kullanışlı kıyafetler giydiler. Bisiklet ile Olympos sahilinde oturup keyif çıkartmak için bisikletleri sürdüler o yöne doğru. Çıralı Olympos arasında yolu kesen bir nehir vardı ve bisiklet ile o nehirden geçmeleri gerekiyordu. Çınar hızlı bir şekilde geçti ve bunun kaydedilmesi gereken bir durum olduğunu anlayınca Ada telefonunu çıkarttı. Çınar'a tekrar geçmesini ve güzel bir video kaydı alabileceğini söyledi. Video kaydı tamda istedikleri gibi oldu. Güle oynaya her ikisi de nehri geçtiler. Nehirden sonra kumsala geldiklerin de Çınar bisikleti kumsalda sürmeye zorladı ve tekerler kuma saplanınca pedal ile çarkın arasında bulunan dişliye baldırını hafif derin bir şekilde yaraladı. Ada derin bir yara olabileceğini düşündü fakat Çınar bu durumu pek de önemsemeden bir an önce denize girmek istiyordu. Ellerine aldılar bisikleti ve yaklaşık olarak 200 metre ilerlediler. Çınar'ın baldırından yavaş yavaş kan sızıyordu ve denize girince kanamanın durmasını umuyordu. Üzerindeki kıyafetleri çıkarttı. Her zaman kullandığı yeşil fosforlu şortu ile denize girdi. Mart ayının son günleri olduğundan dolayı deniz yeterince daha ısınmamıştı. Fakat Çınar bu gibi durumları pek de önemseyen birisi değildi. Deniz içindeki bütün hücreleri hissetmesine neden olmuştu. Tabiri caizse çivi gibi nitelendirmek daha doğrusu olurdu diye düşündü. Sahilden Çınar'ı izleyen Ada elinde telefon ile Çınar'ın fotoğraflarını çekiyordu. Ada yanında getirdiği kitabı okumaya başladı. Kendini güneşin sıcağı ile denizin serinliğine bırakmıştı. Çınar denizin soğuğuna pek fazla dayanamadı ve çıktı. Islak ıslak Ada'nın yanına geldi. Ada bu durumu pek sevmedi ve yanında getirdiği havluyu kurulanması için Çınar'ın üzerine verdi. Artık yaptıkları şeylerden çok çabuk sıkılıp başka şeyler yapmak için fikir üretiyorlardı. Çınar ve Ada'nın en çok hoşlarına giden şey sürekli olarak ilerlemek ve ilerledikleri yerde biraz vakit geçirip daha sonra istiyorlardı. Sahilden ayrıldıktan sonra Çıralı tarafında bulunan bir kafede çay içmek istediler ve oturdular. Sezon daha açılmamıştı ve kimse yoktu etrafta. Kimsenin olmaması Çınar ve Ada için pek de önemli değildi. Her ikisi de kendi başlarında kendi hallerinde yaşamayı seven insanlardı. Bir bardak çay içtikten sonra markete uğrayıp yiyecek içecek malzemeleri aldıktan sonra akşam bisikletleri kiraladıkları yere geri teslim etmeleri gerekiyordu. Kamp alanına gidip malzemeleri bırakıp daha sonra bisiklet ile 3 kilometre uzaklıkta bulunan bisikleti kiraladıkları yere gittiler. Kamp alanına yürüyerek gittiler. Çantaların ağırlığına bedenleri o kadar alışmış ki çantasız kendilerini kuş gibi hissediyorlardı ve çok fazla yorulmuyorlardı. Akşam Rus asıllı bir çift gelmişti ve ellerindeki konservelerden vermişlerdi. Konservelerin hazırlanışı oldukça kolay olması ve protein acısından daha zengin besin değeri vardı. Ada ilk başta besin değerinden ziyade görüntüsünü beğenmediği için yemedi. Çınar üzerinde Rusça yazıları okuyamadı fakat hindi ve dana resmi olduğu için içindeki gıdanın ne olduğunu anlamıştı. O gün etraf gezintisi dışında pek de bir şey yapmadılar. Ertesi gün sabah saatlerinde yola çıktılar gidecekleri yer Çınar ve Ada için her şeyin başlangıcı olan yerdi. Bir büyük kamp etkinliği sırasında Boncuk Koyu'nda tanışmışlardı. Küçük bir ateşin başında görmüştü Çınar Ada'nın bal gözlerini. Çınar ile Ada tanışma ve hayatlarını birleştirdiği o yere gideceklerdi. Aynı saatte aynı yerde birbirlerinin gözlerine bakacaklardı. Yol, deniz manzaralı eğimi olan bir yoldu. Gidecekleri yerde iki gün kalmayı planlıyorlardı. Yanlarına ona göre yiyecek ve su aldılar. Ön de Ada ve onu takip eden Çınar yavaş yavaş gidiyorlardı. Yaklaşık olarak bir buçuk saati bulan Likya yolu yürüyüşleri onları Boncuk Koyu'na ulaştırmıştı. Gittiklerinde Çınar çok garipleşmişti ve çok garip hale gelmişti aynı gün ve aynı saatlerde orada olmak çok güzel bir duyguydu. Boncuk Koyu'nda birkaç kişi günü birlik gezmek amaçlı gelmişlerdi. Onların gitmesini beklediler. Sahile matlarını serip manzaranın keyfini çıkardılar. Birer kadeh şarap içtiler ve sürekli anın tadını çıkartmak için fotoğraf ve sohbet ettiler. Çınar ve Ada halinden o kadar çok memnundu ki diğer insanların bir an önce gitmesini dört gözle bekliyorlardı. Yeşil matlarına uzandılar ve gökyüzündeki bulutlara şekil vermeye çalıştılar. Birisi tavşan oldu birisi kuş birisi balık. Geçirdikleri dakikalar onları birbirlerine daha sımsıkı bağlıyor gibi hissediyordu Ada. Rüzgâr 15 kilometre hızla esiyordu. Bu durum ikisinin de endişe etmesine neden oluyordu. Çadırın yıkılacağını düşünüyordu Ada. Çınar Ada'yı sakinleştirmeye çalışıyordu. Aklında çok güzel bir planı olması nedeniyle o gece orada olmalarını engelleyecek her şeyi yok etmek zorundaydı. Ada'nın endişesini mutlu ve anı yaşayabilmesi için ikna yoluna başvurdu. Korkuları neticesinde Ada bir türlü ikna olmak istemiyordu. Sonunda ikna olup çadırı kurdular ve gökyüzü turuncu rengine bürünmüştü. Aynı yerde ateşi yaktı Çınar ve hissettiği aşk her şeyden daha önemliydi. Bir şeyler yedikten sonra kadehlerine şarap koydular ve sessizliğe büründüler. Hiçbir şey konuşmak ikisinin de içinden gelmiyordu. Seven insanlar zaten kalpleri yakın olduklarında gerek duymazlar konuşmaya sadece kalpleri konuşur. Çınar ve Ada'da öyle yaptılar. Ara ara o günü hayal ettiler küçük konuşmaların ardından sessizliğe uzanan ve gecen saatleri umursamadan oturdular. Gece geç saatlere kadar oturdular. Daha sonra yatmak ve rüzgârın korkutucu sesinden kurtulmak için çadıra gittiler. Çınar bu günün özel olması adına Ada'ya küçük ama kıymetli bir hediye almak istemişti yolculuğa çıkmadan önce birçok kez kuyumcu gezerek en mantıklı olan şeyi tek taş yüzük almaya karar vermişti. Yüzüğü koymak için elleri ile uğraşarak bir tane yüzük kutusu yaptı. Ada, Çınar'ın emek vererek yaptığı şeyleri daha çok seviyordu. Günlerce saklamıştı Çınar çantasının bir köşesinde o yüzük kutusunu. Çadıra geçtiklerinde elindeki kadehleri bir kenara bırakıp Çınar Ada'ya hediyesini uzattı ve Ada çok mutlu olmuştu. Hiç böyle bir hediye beklemiyordu. Ada mahcupluk hissetmişti Çınar'a karşı. Çınar böyle şeyleri hiç önemsemez birisiydi. Sevdiği kadın yanında olsun ona hediye gibi geleceğini düşünen bir yapısı vardı. Mutluluğu artan Ada keyifli bir uyku geçirecekti bu gece. Her şeyden önemli olan sevdiği adamdı. Her ikisi de uykuya daldılar. Sabah erken saatlerde Çınar uyanmıştı. Yanı başında Ada yoktu bir anda dışarı çıktı. Etrafa bakındı, bağırdı en yüksek tepelere çıktı fakat hiçbir iz yoktu Ada'ya ait.

Çınar, garsonun seslenmelerini hiç duymamıştı. Bir anda irkilip kendine geldi ve hafif hüzünlü bir şekilde boş boş bakındı garsonun yüzüne. Garson bir bardak çay daha içer misiniz? Diye sordu. Çınar çaydan başka şeyler içerisindeki ani yangını söndürecek acı şeyler içmek istedi ve garsona acı kahve getirmesini söyledi. Kahvesi geldikten sonra elindeki çizimi çantasının özel bölgesine koydu ve kahvesini yudumladı. Garsonun garip bakışlarından rahatsız olmaya başlamıştı ve masaya içtiklerinin tutarından biraz daha fazla para koyarak oradan uzaklaştı. Gitmesi gereken fakat hiçbir zaman gitmek istemediği evine doğru yola çıktı. Otobüse binerek evinin yolunu tuttu. Evde yalnız kalmak ve ya onun dışında sürekli olarak yollarda bulunmak onun için en güzel şeydi. Şehirlerde pek çok sıkıntı ile karşılaşıyordu. İnsanların ona yaklaşımı ve garip bakışları her zaman çok rahatsız ediyordu.

ANDA KALStories to obsess over. Discover now