Hastlang

166 7 6
                                        

Merhaba, bu ilk hikayem umarım beğenirsiniz. Başlarda biraz sönük ve kısa gidiyor ama bölümler ilerledikçe daha iyi yazmaya çalışacağım. O yüzden lütfen sabırla okuyun. Umarım hoşunuza giden bir hikaye olur. Multimediadaki baş karakterimiz Jenny. Yorum ve oylarınızı eksik etmeyin :)))

Sabahın erken saatlerinde gözüme vuran güneşin rahatsız edici ışığı ile uyandım. Bu güneş bu kadar erken doğmak zorunda mıydı? Ne var yani şöyle saat ondan sonra doğsa. Acıyan gözlerimi ovuşturduktan sonra yavaş yavaş yatağımdan doğruldum. Sanırım dokuz saattir uyuyordum ama hala biricik uykucuğuma doyamamıştım. Yanımdaki komodinde duran saate baktığımda saatin yedi buçuğa yaklaştığını gördüm. Eminim annem ve babam uyanmıştır. Kardeşim de okula gideceği için o da kalkmıştır ve beni bekliyorlardır. Sevimli pofuduk terliklerimi giydim ve sabah serinliğinde üşütüp hapşırık krizine girmemek için üzerime ince bir hırka aldım. Merdivenlerden indikçe burnuma gelen kızarmış ekmek kokusu beni gülümsetiyordu ve aynı zamanda tabak çanak sesleri de geliyordu. Mutfağa indiğimde annemi tezgâhın başında yemekle uğraşırken gördüm. Ben tezgâha sabah mahmuru olmuş gözlerle boş boş bakarken annemin sesiyle kendime geldim.

-Sevgili kızım, acaba en son ne zaman hepimizden önce kalkıp güzel bir kahvaltıyla bizi mutlu ettin? Sanırım yedi yaşındaydın.

- Hı, ne?

Aa sabahın köründe annemin ne dediğini bile anlamadım ama sanırım her zamanki gibi benden dert yanıyordu.

-Jenny biraz daha erken kalk.

-Ama anne saat daha yedi buçuk eğer daha erken kalkarsam şurada bayılabilirim.

O sırada yanımdan geçen bir Charlie varmış.

-Sen bir tenekesin abla. Benden bile geç kalkıyorsun.

Of gerçekten bu sabahın köründe onunla atışamayacaktım. Hem zaten bu son sabahlarımızdı. Yakında üniversite için Amerika’ya gittiğimde geç kalktığı için azarlayacakları bir Jenny olmayacaktı.

-Bak Charlie seninle gerçekten uğraşamayacağım. Hadi git ne oynuyorsan onu oyna beni bırak.

Bu sözlerim üzerine karşımda somurtarak bakan sevgili kardeşimi buldum. Daha fazla uzatmadan en önce mutfak masasına oturup yemeğini beklemeye başladı. O sırada babam da gazetesini bırakıp mutfağa geldi. Üzerinde her zamanki gibi “otoriter, güçlü aile babası Marlon Greenway” hali vardı. Ah canım babam, aslında onun bu haline her zaman özenmişimdir ama abartınca pek bir monoton ve despot duruyor.

Annem mis gibi kokan kızarmış ekmekleri ve kahvaltılıkları masaya getirdi. Sabahın da verdiği iştahla hepimiz yemeye başladık. O sırada babam bana gururlu gözlerle bakıyordu. Sabahın köründe ne mesajı veriyordu anlamadım. Sanırım o da bunu garipsediğimi anlamış olacak ki konuşmaya başladı:

-Gerçekten artık bir hâkim edasıyla burada oturuyorsun canım kızım.

-Baba, daha üniversiteye bile gitmedim ne hâkimi.

- O daha duygularına bile hâkim değil.

Aa işte yeter artık. Bu Charlie susmak bilmiyor mu? Ne demek duygularıma bile hâkim olamıyor muşum?

-Sen şu çeneni kapatacak mısın yoksa ben mi kapatayım?

- Çocuklar yeter artık. Her sabah aynısınız.

-Ama anne şu oğlun hep bulaşıp duruyor bana. Ne suçum var ki benim?

- Her neyse, diyip konuyu kapattı babam. “Şu okul konusunu konuşalım.”

- Ne konuşacağız ki işte vakti gelince gideceğim ve mezun olunca da hâkim olacağım.

- O kadar da hızlı ve kolay olacağını sanmıyorum tatlım.

-Anne bence o kadar hızlı olacak ama tabi kolay olmayabilir. En azından benim için. Yani o sınavlar sonucunda kafayı yiyebilirim.

-Ne güzel seni deliler hastanesine koyarız ben de rahatlarım.

- Charlie az kaldı kafana şu tavayı atarım.

Bütün bu gereksiz konuşmalar dönerken babam bizi sakince izliyordu. Sanırım bizim susup kendinin konuşacağı anı bekliyordu. Nihayet susmuştuk ve sözü tekrar o aldı.

-Artık ciddi konuşmak istiyorum Jennifer. Kaç gün kaldı buradan ayrılmana. Eminim daha kafanda bir planın bile yoktur. Biz şimdiden seni geleceğin hâkimi olarak görüyoruz ve gururlanıyoruz. Amerika’da harika bir üniversitenin hukuk bölümünü kazandın ve devamını getirmek için bir şeyler yapmak zorundasın. Kendin için.

Vay canına bu gerçekten ciddi bir konuşma olmuştu. Çünkü babam bana Jenny yerine Jennifer –yani pek kullanmadığım takma adım- diye hitap etse ya yanlış bir şey yapmış olurdum ya da ortada ciddi bir konu olurdu. Sanırım şimdi ikisi de vardı.

-Merak etme baba her şeyin farkındayım.

Bu şekilde kestirip kurtulmayı düşündüm ama sanırım daha konuşulacak çok şey vardı.

-Senin için gerçekten endişeleniyorum kızım. Bu konuda içimi rahatlatan tek yer Peter’in de seninle gelecek olması.

-Evet, o da benimle gelecek ve günde kaç kere öksürdüğümü bile size rapor edecek.

-Bu konuyu neden bu kadar büyütüyorsun. Çocukluk arkadaşında aynı üniversiteyi kazandınız. Bölümleriniz farklı olsa bile o sana her zaman yardımcı olur. Peter her zaman tedbirli ve dikkatli bir çocuktu.

- Emekli bir öğretmen gibi davranmasa iyi sayılır.

- Aptal bunları seni sevdiği için yapıyor.

-Charlieeee !

-Tamam, anlaşıldı bu sabah pek bir şey konuşamayacağız. Üç gün sonra Hastlang’den ayrılacaksın ama hiçbir şeyi düşünmemişsin. Umarım iki gün içinde kendini hazırlamış olursun Jennifer.

Yeniden SevmekWhere stories live. Discover now