yuta kırmızı ıslak saçlarını kuruturken çalan eski ankesörlü telefonunu açıyor.
"alo?"
"sen ve ben yuta, bir tür devrim başlatacağız."
yuta'nın kalbi heyecanla çarpıyor.
"kimsiniz?"
"benimle var mısın yuta?"
"tanrı aşkına! tabii ki hayır. iyi günler bayım."
yuta kırmızı saçlarını havluya son bir kez siliyor ve ten ile olan buluşmasına geç kalmamak için odasına çıkıyor.
//
ertesi sabah yuta, çağlar öncesinden kalma gibi hissettiren evinin zilinin çalması ile uyanıyor. gelen kişinin annesinin olmaması için dua ediyor ve kapıyı açtığında yalnızca küçük bir doğum günü kartı buluyor. ilk başta şaka sanıyor çünkü doğum gününe henüz üç (dört de olabilir.) ay var ve bu fazla erken bir kutlama. sonra kartın içini açınca "bana katılmalı ve bu devrimin kahraman olmalısın." yazısını görüyor ve kartı kapısındaki pembe çiçekli çöp kovasının içine atıyor.
//
ertesi gün kendiliğinden uyandığında ne kapısını çalan bir doğum günü kartı ne de eski ankesörlü telefonunu arayan bir kişi var. yuta o çocuktan kurtulduğunu sanıyor ve rahat bir nefes alarak kahvaltısını yapmaya başlıyor. çok geçmeden kapısı çalıyor ve doğum günü kartının sahibini bulma umuduyla kapı koluna sinirle asılıyor. ama bu sefer de karşısında mavi, küçük bir kutu buluyor. yuta kutuyu eline alıyor ama küçük kutuyu sallayınca kapağı açılıyor ve m&m şekerleri yere dökülüyor. yuta, sinirle kutuya tekme atıyor ve arkasına bakmadan içeriye giriyor. yuta devrimci falan olmak istemiyor. bunu anlamak bu kadar zor olmamalı ya? yuta kendi kendine söyleniyor.
//
dört gün boyunca yuta'nın kapısı da telefonu da hiçbir şekilde çalmıyor ve yuta bu sefer gerçekten rahatladığını düşünüyor. ama bir hafta sonra eski ankesörlü telefonu hiç durmadan, ama gerçekten hiç durmadan, çalmaya başlıyor. yuta ilk başta telefonun fişini çekmeyi düşünüyor ama eğer öyle bir şey yaparsa ve annesi ona ulaşamazsa başına neler geleceğini tahmin bile edemiyor. bu yüzden sakince, aslında çok sinirli bir şekilde, telefonu açıyor.
"alo?"
"hâlâ devrimci olmak istemediğinden emin misin yuta?"
"bak, kim olduğunu bilmiyorum. beni neden rahatsız ediyorsun? bir, hatta üç defa cevabımı verdim zaten. hayır kelimesinin ne anlama geldiğini biliyor musun tam olarak?"
"tabii ki biliyorum!" karşı hattaki adam gülüyor.
"biliyorsun ama hayata geçirmeyi pek bilmiyorsun sanırım. beni bir daha rahatsız etme, lütfen?"
"imkanı yok! yuta, sen ve ben dünyayı değiştirebiliriz. neden bana inanmak istemiyorsun?"
"pekala...bak, yarın evimin önünde ol. sana güvenmeden seninle yola çıkamam öyle değil mi?"
karşı hattaki ses heyecanla onaylıyor. "evet, elbette! yarın sabah dokuzda orada olacağım. kendine iyi bak ve bana şans verdiğin için teşekkür ederim!"
yuta telefonu kapatıyor.
//
sabah saat tam dokuzu gösterdiğinde, yuta üst kattaki odasının camından, kapısına doğru yürüyen siyah saçlı, maskeli ve şapkalı adamı izliyor. kucağında iki düzine yumurta var. adamın hareketlerini en ince detayıyla inceliyor ve bir şeyler yapmasını bekliyor. birkaç dakika sonra adamın göğsü yükseliyor ve (derin bir nefes aldığını tahmin ediyor yuta) yuta'nın zili çalıyor. penceresinin altında kapının açılmasını bekleyen adamı izlerken camını yavaşça açıyor ve adamın kafasına bir yumurta atıyor.
YOU ARE READING
"bir- tür- devrim" kahramanları -yutae
Non-Fictionçalan ankesörlü telefonlar, basıp kaçılan ziller, kapıya bırakılan m&m şekerleri, devrimci olmak istemeyen yuta, yuta'nın peşinden ayrılmayan taeyong.
