BÖLÜM4: İFTİRA

314 7 0
                                        

Akşam yemekhanede mükemmel yemekler olmasına rağmen, yemeden uyudum. İştahımın olmadığı gibi kafamda milyonlarca soru, binlerce cümle vardı. Hiçbiri anında çözülecek şeyler değillerdi. Çözümü bulmak için zamana ihtiyacım vardı ve bu zamanı ancak uyuyarak öldürebilirdim.

Eğer şu an Ankarada son sınıf okusaydım ne olurdu?
Eylem, Nehir, Çağın yanımda olsaydı atlatabilir miydim?
Aile evinde, kendi evimde yaşasaydım kalbim kasılır mıydı?
Akşam yatağa yatınca, birşeyler olur. Güneş havadayken insan kendindedir. Bilinçlidir. Neyi düşünmesi gerektiği ne yapması gerektiği daha nettir. Fakat gece yatarken, o yorganın altına girince, zihnin senden bağımsız ittifak kurar. Aklın güneş doğduğunda zinde olduğu için gece yatarken bedeninden bir adım önde olur ve senden farklı hareket eder. Aynı o durumdayım.

Zihnimin gerilerinde saklı olan o düşünceleri gece zihnim ortaya çıkarken, benden izin almadan, kendi kendini yoruyordu. Sorular kafamın içinde dönerken, uykuya dalmam imkansızdı. Gece yemek yemeden yatmak alışkanlıklarımdandı ve bu bana rahatsızlıl vermiyordu. Kaç gündür ailemlede görüşmüyordum sesleri kafamda canlanmıyordu. Ama bir şey vardı, bir sorun. Aptal bir sorun. Neydi beni uyut...

Bavul.

Taksici hala görmemişmiydi kocaman şeyi ? İllaki bagajı açmış olmalıydı. Daha üzerinden iki gün geçmişti o babulun buraya, bana ait olduğunu hatırlaması gerekti. Ama yoktu. Hala bavulu getirmemişti. Madalyalarım, biricik kıyafetlerim, spor ayakkabılarım, herşeyim oradaydı ama oratada yoktu. Nasıl unuttum koskoca şeyi hala anlayamamıştım.

Yorganın içinin bana uyguladığı pisikolojik bavul baskısı gitgide artarken, uykuya dalmak için "Küçük gözlü kuzular, bana uyku ge-ti-rin. Küçük gözlü kuzular bana uyku ge-ti-rin." tekerlemesini tekrarladım.

Tekerleme tamamen kendi uydurduğum ve ilginç olsa da söyledikçe uykumu getiren saçma cümlelerden oluşuyordu. Kuzuların uyku getirmesi, küçük gözler... Gerçekle bağlantısı olmamasının yanında gece korktuğum için uyuyamadığım yıllarımın kurtarıcısı haline gelmişti.

Küçükken kaçırılma tehlikesi geçirmiştim. İlk okul 4. sınıftaydım. Tek arkadaşım vardı. Hiç unutmuyorum. Pınar. Bir gün Pınarla okul çıkışı servisleri beklerken dondurma almak için karşı bakkala gidiyorduk. Ne akılsa. Alacağımızda bir max. Karşıya geçerken bir adam sıcak günde burnuna kadar çektiği atkıyı biraz indirerek, "Bekleyin!" diye bağırdı. Biz Pınarla saf tabii o yaşta neyi düşünebiliriz ki? Adam karşıya koşar adımlarla gelerek yanımıza yaklaşmıştı. Acayip sakallıydı ve sakallarının rengi karışık olduğu için seçilmiyordu. Karşımızda durunca "Kızlar tek başınıza karşıya geçemezsiniz gelin." dedi. Küçük olmama rağmen çok iyi hatırlıyorum. Hafızam onu nasıl kazımışsa aklıma, o adamı bir daha görsem tanır ve korkardım. Sonra bizde tamam diyerek tuttuk adamın elinden. Ne olduysa o anda oldu. Adam yolun başka yerine sapınca tutuşları sertleşti. Bileklerimize doğru kayan eli, kocaman olduğu için, kaçmaya çalışsakta kurtulamazdık. Adam yavaşça yere eğilip boylarımızı eşitledi. Kulaklarımıza tıpkı bir canavar gibi fısıldamıştı. Bağırmak aklımıza bile gelmemişti korkudan. "Ses çıkarmak yok! Bağırırsanız döverim sizi." kafa sallamıştık sadece. Kabul etmiştik. Halbuki sadece vururdu.

Yürümeye başladık bizi duvarlarında grafiti bulunan bir sokağa sürükledi. Pınar ağlıyordu. Sanırım duygumu yitirmiş olmalıyım ki gözümden tek damla yaş gelmemişti. Halbuki bende ağlasaydım dikkat çeketdik. Ardından bir binanın çatı katına çıkmaya başladık. O sahneler aklımda net olarak canlanamıyor. Ama genelde filmlerde bodurum katına inildiğini bilirdim. Biz çatı katına çıkıyorduk. Binanın daire kapıları tahtaydı. Eski bir bina olduğu belli oluyordu. Birden "Cesaret" kavramı beynime altın ok saplamıştı. Kollarım bedenimden kopmuş gibi ayrı oynuyordu. Bir taraftan adam elimi sertçe tutarken diğer taraftan Pınarı tuttuğu için bir elim boştaydı. Birden bir kapıya sertçe vuruverdim. Ama o kadar ani olmuştu ki. O akılla bunu başarabilmem, %100 burslu olarak Doğa kokejinde okuyacağımı göstermişti.

SAPLANTIWhere stories live. Discover now