⚠ Başlamadan önce Ra uyarısını yapsın... Ceset ve ölüm isteği gibi şeylerin bulunduğu karanlık bir kurgudur. ⚠
Küçük kasabanın yağmurlu günlerinden birinde masasının başına oturmuş genç adam masasının önündeki pencereden çamurlu sokağı izliyordu. Kediler karşıdaki evin sundurmasının altına toplanmış, ıslanmışlardı. Üşüyen bedenini bir an onların yerine koydu, yine de empati yapma konusunda hep sıkıntı çekmişti. Elindeki beyaz mendilin üstüne siyah iplikle kelebek figürünü işlerken iğneyi eline batırdığı için ara verdiğini hatırladı.
İğnenin battığı yerdeki kan çoktan ölü gibi beyaz parmaklarında donup koyu bir renge dönmüştü. Diğer parmaklarıyla gelişi güzel orayı sildikten sonra kelebeğin son kalan kanadını işlemeye döndü. Dikkatlice bitirdiği işe baktığında başını omzuna düşürmüş ve önüne gelen uzun saçları kulağının arkasına sıkıştırdıktan sonra geniş omuzları düştü. Giydiği siyah kadife takım elbisenin cebini yokladı. İçindeki ölü kelebeği masaya bıraktıktan sonra gür kirpiklerini kıpıştırdı.
Koleksiyonu için yeni bir tane bulmuştu ve kanatları henüz buruşmadığı için çok iyi bir parçaydı.
Kanatları buruşmuş olarak mendile işlediği siyah kelebeği öne gelecek şekilde düzgünce katladıktan sonra ölü kelebeği çıkardığı cebine mendili yerleştirdi. Küçüklüğünden beri ona öğretildiği gibi dik oturduğu sandalye biraz rahatsızdı. Ama masasına göre boyu oldukça iyi olduğu için hayatındaki diğer şeyler gibi çıkaramıyordu odasından onu. Solgun yüzünde küçük bir gülümseme belirirken koleksiyonun sabit halde durduğu iğneli tahtayı önüne çekip yeni bulduğu ölü kelebeği iğnelerle kanatlarından gerdi.
Odasının boyası dökülmüş kasvetli havası duvarda boydan boya asılı ölü kelebek tahtaları ile daha da kasvet kokuyordu. Ama Jungkook için yaşamak kadar güzeldi bu duvar.
Yaşamak bu adam için ölünün nefesleri gibiydi.
Kasabanın kasvetli havası onu ölü gibi hissettirirdi ve bu onun için en iç açıcı şeydi. Aklına ölüm gelince dudakları kıvrıldı. Bugün her zamanki gibi gazete almak için Mezarcı Yoongi'nin kulübesinin önünden geçerken yeni birinin öldüğünü ve ailesinin ağlayarak mezarında ağladığını görmüştü. Kasabada belki en iyi anlaştığı mezarcı ise kahkaha atarak yanlarında duruyordu. Her zaman söylediği şarkısı dilinde üstündeki kalın siyah ceketin yakalarını çekiştire çekiştire gözlerinden yaş gelene kadar ve sesi kısılana kadar buna devam edeceğini, herkes dağılsa da mezarın başında dört döneceğini kasabadaki herkes biliyordu.
Deli deyip sadece görmezden geliyorlardı.
Kelebeği gerdikten ve diğerlerinin yanına astıktan sonra derin bir nefes alarak annesinin cırtlak sesini duymasıyla kapanan göz kapakları sıkıntıyla açıldı. Duymamış gibi yapmak istediği için gazeteyi eline alıp okumaya başladı. Mürekkep kokusuna odaklanıp annesini görmezden gelirken ölen kişinin gazetede olduğunu fark etti.
Tanıdık bir sima gibi dursa da çok üstünde durmayarak gazeteyi okuyacakken odasına dalan annesi telaşlı gibiydi. Ona saygının her unsurunu öğretse de asla özel alana saygısı olmayan annesine saygılı olmak adına üst üste attığı bacaklarını indirdi ve ona doğru döndü. Sıkıca yukarıda toplanmış saçları hep Jungkook'u sanki onun ağrısını hissettirir gibi saç diplerini okşamasına neden olurdu. Üstündeki bordo elbise ve hep en sonuna kadar sıkılı olan ve göğüslerini ortaya çıkaran siyah korse annesinin alamadığı nefesleri ona derin derin aldırırdı.
"Kötü haberim var! İnanamıyorum bunun olduğuna, her şey tam da yolunda derken hem de!" Odada bir iki volta atan annesi onu meraklandırırken ayağa kalkıp ince bileklerini nazikçe tutmuştu. Ne olduğunu anlamak ister gibi baksa da konuşmayan kadın en sonunda ona sorulan soruyla derin bir nefes almıştı.
"Neyiniz var? Neden at arabasına atlayıp alışveriş yapmıyorsunuz? Eminim sizi sakinleştirir."
Kadın kafasını iki yana sallayıp duvardaki onu ürküten ölü kelebeklere kısa bir göz atmış ardından konuşmuştu. "Artık ona yetecek paramız olmayabilir! Babanın ortağı birden ortadan kayboldu! Paraları toplamış, kaçmış. Ardından sadece ölü oğlu bulundu." Dünyanın sonundan bahseder gibi kendini Jungkook'un kollarına yıllar sonra ilk atışıydı belki de.
"Senin düğünün ne olacak paramız yokken kim bilir!" Annesi devam ederken ağlamaya başlamasıyla şaşkın şaşkın titrek ellerini kadına sardı.
"Bir yolu bulunur elbet..." Sessizce kadının ağlamasının durmasını beklemişti ve aklından geçen tek şey keşke ölen çocuğun yerinde olsamdı. O kadar şanslı değildi ama birden ölümün soğuk nefesini ensesinde hisseder gibi bütün vücudu titredi.
Sonrasında gülümsedi, ölüm olmasa da bir ölünün nefesinin yakınlarında olmasını umut etti.
..x
Karanlık seni içine çektiğinde birisi sana kahkahalarla gülecek, ağlayanlara güvenmeyiniz.
-
Bilmiyorum fark ediyor musun ama buraya tutunmaya çalışıyorum. Tam benim tarzımda bir şeylerle geldim bu sefer ama gitmem an meselesi çünkü midem bulandı. Bunu acele acele atıyorum, yanlışım varsa üzgünüm.
Ra iyi günler diler.
ESTÁS LEYENDO
corpse groom | taekook
FanfictionSoylu Lohengrin Malikenesi o gün iş ortaklarının sırra kadem basması ile sarsıldı. Arkalarında bıraktıkları tek şey oğullarının cesediydi. "Ölüyüm ama hala dökecek gözyaşım var."
