90 12 0
                                        

Önümde duran büyük vazoya bakıyordum. El işi olduğu her hâlinden belli oluyordu. Üzerine çizilmiş dalgalı ve engebeli çizgiler ara ara sağa sola bulaşmış ve hafif kaymıştı. Lacivert, bordo, siyah ve beyaz lekeler döşenmişti her bir köşesine. En dikkat çeken kısmı ise; ağız kısmının bir parçasının, uyumsuz ve düzensiz bir şekilde altın rengine boyanmış olmasıydı. Kırılmış gibi görünüyordu... Kırılmış ve daha sonra yapıştırılmış. Koridorun ortasına, tek başına bir sehpanın üzerine konması, bu büyük ve gösterişli vazoya olan ilgimi daha da arttırıyordu.

"Japonlar kırılan eşyalarını tamir ederken, kopan veya kırılan parçanın yerini altınla doldururlarmış."

Aniden gelen sesle irkildim. Arkamı döndüğümde, yeni boyanmış gül rengi saçlarıyla, siyah suit takımının içinde bana doğru yürüyen Taeyong'u gördüm.

"İnanışa göre; bir insan ya da eşya hasara uğramışsa veyahut acı çekmişse, o bundan sonra bir hatıraya sahiptir. Ders almıştır ve artık olduğundan çok daha değerlidir."

Cevap vermedim. Yalnızca önümde duran vazoya bakıyor ve onu dinliyordum.

"Kintsugi."

Anlamamıştım. O an tüm algılarımı kapatmış şekilde dinliyordum onu.

"Efendim?"

"Bu işleme kintsugi deniyor. Eski bir gelenek. Hâlâ yapan var mıdır bilmem fakat oldukça anlamlı."

"Evet, evet öyle."

Birkaç dakika ikimizden de ses çıkmadı. Ne diyeceğimi bilmiyordum. İlişkimiz henüz bir haftalık bile değildi. Fazla göz önünde bulunmak veya odak noktası olmak istemiyordum. Büyük salon tanımadığım insanlarla doluydu.

"Neden böylesin? Çok suskun duruyorsun."

Ona doğru dönüp, ne diyeceğimi bilmeden konuşmak için hamle yaptım fakat çatık kaşları ve koyu gözleriyle karşılaştığım an, sesim içime kaçtı. Sadece bakıyordum.

"Youngheum, iyi misin?"

Boğazım kuruyordu. Ona bakarken hem rahatlıyor hem de geriliyordum.
Hafiften bir yalancı öksürükle âni gerginliğimi gidermeye çalıştım.

"İyiyim. Sorun yok."

Kafasını sağa doğru eğmiş, durumu anlamaya çalışıyor gibi bakıyordu. Çok geçmeden bileğimden tutup, bedenimi yavaşça kendine doğru çekti.

"Gel, aşağı inelim."

İstemiyordum. Bu balo denen olay canımı çok sıkıyordu. Etraf sürekli koşuşturup birileriyle dedikodu yapan insanlarla doluydu. Böyle ortamlarda, tüm ilginin bende olduğunu, beni eleştirdiklerini ve hakkımda binbir çeşit laflar söylediklerini hissediyordum. Üst kata çıkma sebebim buydu. Bir kızla yanlışlıkla göz göze gelmiştim ve bu, beni ağlatacak raddeye getirmişti.

"İnmek istemiyorum, Taeyong. Ben burada kalacağım. İstersen gidebilirsin."

Bileğimi elinden kurtarıp birkaç adım uzaklaştım. Biraz durup beni inceledi. Yüz ifademden veya hareketlerimden bir şeyler anlamaya çalışıyordu.

"Terasa çıkmak ister misin? İçerisi çok boğucu olmaya başladı sanki, ha?"

Bayılıyordum. Onun bu kadar düşünceli ve hâlden anlar olmasına, bayılıyordum... Harikaydı. Muhtemelen; dışarı çıkacaktık, bana bazı sorular soracaktı ve sonrasında yalnızca dinleyecekti. Her zaman böyle biri olmuştu, müdahâle etmeden dinler ve yorumlardı. Hafifçe ona doğru döndüm. Gözlerimin parladığına emindim.

•kintsugi• [ taeten | oneshot ]Cerita yang bikin terobses. Temukan sekarang