"Yedi farklı kapı ve yedi farklı giriş vardı.
Ama o gece çıkış yoktu."
Prestij sahibi eski bir okulun öğrencileri planlanan kariyer etkinliği için bir araya gelmek zorunda kalırlar. Birbirinden farklı karakterlere sahip bu yedi öğrenciyi bekleyen ba...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Dünya üzerinde konuşulan yedi bin yüz on bir dil var. Bu kendini ifade etmenin yedi bin yüz on bir farklı şekli demek. Ve ben bu dillerden sadece üç tanesini biliyorum. Bu da bana kendimi ifade etmem için üç farklı yol gösterip yön veriyor. Ancak çoğu zaman bütün o dilleri biliyor olsam bile hissettiklerimi anlatabilecek kelimelerin var olduğuna inanmakta zorluk çekiyorum. Bazı şeylerin bir tarifi yok, bazı şeyleri ifade etmek, göstermek mümkün değil benim lügatımda. Bazı şeyler sadece hissetmek için var ve kelimelere döktüğünde sözcüklerin oluşumu sadece derin bir yetersizlik hissini oluşturuyor. Kelimelerin yetersizlik hissi üstüme sıçrıyor ve bütün varlığımı büyük bir güvensizliğe boyuyor. Çünkü o hisler de fikirler de benim ama ifade edemedikçe, anlatamadıkça derdimi değersizleşiyorlar sanki içimde, çürüyorlar.
Kafanın içindeki vizyonların çürümesi, duyguların çürümesi ne demek? Onları gösteremeden kafanın içinde yaşadığın dünyaların yok olması ne demek? Bir varlığın gömülmesi demek. Varlığımın canlı canlı gömüldüğünü hissediyorum.
Düşüncelerim arasında kaybolup insanlara tepki vermeyi unuttuğum zaman dilimleri var mesela. Kafamın içindeki eziyetle o kadar meşgulüm ki onlara cevap vermeyi bırak dinlemeyi bile aksatıyorum bazı zamanlarda. Bu yüzden çoğu zaman sessizliği seçiyorum. Bütün bunların toplamı da beni yalnızlaştıran bir denkleme çıkıyor.
Sessizlik ve yalnızlığı seviyorum. Yeni dünyalara kapı açan zihnim için daha çok alan demek bu. Beni içine gömüp içimde kalacak binlerce yeni kelime daha demek. Bir döngüye sıkıştım ve sıkıştıkçaküçüldüm. Küçüldükçe uzağa itildim. Antidotumun nerede olduğunu ise aramaya yeltenmiyorum bile artık. O kadar alıştım ki bu duruma kurtulup da olduğum hâlden, kendime güvenli bir yuva gibi bellediğimkabuğumdan çıkıp da yara almaktan ve gerçek dünyayla yüzleşmekten ölesiye korkuyorum.
Bu da beni olduğum kişiye çeviriyor. Ve ben, gerçekten ben olmaktan hoşlanıyor muyum? İşte bu büyük bir soru işareti. Olduğum kişiyi ve yaşadığım hayatı değiştirmek istediğimi söyleyebilirdim. Ama herkesin memnuniyetsizlikleri vardı. Herkesin kendi ya da hayatı hakkında hoşlanmadığı çok fazla şey vardı muhtemelen. Benim kadar fazla mıydı onlarınki bilmiyordum. Ama bir takım özgüvensizlik ve mutsuzlukların herkes için var olduğunun farkındaydım. Çünkü hayat tuttuğunuz her noktadan elinizde kalan bir nefes alma serüveniydi.