We've updated our Content Guidelines.
Review the latest guidelines to keep sharing stories safely.

Benim Adım Joseph

12 0 0
                                        

Çocukluğumuz… Sinirlendiğimizde sönmüş yanardağın birden faaliyete geçmesi gibi, üzüldüğümüzde büyük bir meydan kalabalığının içinde annemizi kaybetmişiz gibi bütün duyguları en yücede yaşadığımız,
o eşsiz hislerin tek yeri olan çocukluğumuz. Hepimizin ufacık bedenleri içinde, ama içi dolu dolu geçen zamanlarımız.

Benim adım Joseph. Evet, hepiniz gibi ben de bir zamanlar çocuktum. Tıpkı ilkokul yıllarınızda çizdiğiniz resimlerdeki gibi iki penceresi olan küçük bir evde doğup, büyüdüm. Evimizin yanında bir de ağaç vardı.
Ama dağ yoktu arkamızda, önümüzden nehir de akmıyordu. O küçücük evde dokuz çocuklu bir ailenin yedinci
üyesiydim. “Siyahların Mahallesi” diye anılan kentimizin sokaklarında, köşe başları gerektiğinde kalabalık
da olabilen azınlık çete üyeleriyle doluydu. Yasadışı ne varsa hemen hemen hepsini barındırırlardı. O yaşımda, silah sesleri mantar tabancası gibi geliyordu kulaklarıma.
Mücadeleyi öğreniyordum, zor şartları kolaymışçasına yaşamaya çalışarak. Çetelerin içinde, kafasında gelgitler
yaşayan, içinde bulunduğu ortamdan kaçmaya çalışan ama bunu yapamayıp, her teşebbüsünde de babasından
yediği dayaklarla kalan bir çocuktum. Hayat o yıllarda benim için çok renkliydi. Yaşadığım ülkede ise sanki
sadece iki renk varmış ve biri diğerinden üstünmüş gibi
düşünülüyor, öyle davranılıyordu. Rengarenk bir hayatın, kocaman bir dünyanın içinde, siyah - beyaz kalıplara sıkışmış küçücük bir yerdeydim. Tahmin edebileceğiniz üzere; ben kötü olan renktendim. Kentimizden biraz
öteye gidip, iyi olan rengin içine karışmak ürpertiyordu bedenimi. Halbuki ben, çevremdeki insanların tenlerini iyi - kötü olarak sınıflandırmak yerine, renkli görüyordum ya da öyle görmek istiyordum.

Hayallerim vardı ve bu hayaller, küçük bir çocuğun uyurken düşlediği hayaller değildi sadece. Bu hayaller; küçük bir çocuğun, yargılayan ve yargılanan tüm büyüklere de umut vaat eden hayalleriydi. O yıllarda, müziğe farklı bir ilgim vardı. Dünyam dediğim, duvarda idolüm olan sanatçıların posterlerinin asılı olduğu odamda,
kendi kendime şarkı sözleri yazar, kendi kendime söylerdim. Kim bilir, belki de babamdan gelen erken bir
mirastı bu bana.

Bir gün bir arkadaşım bana bir yarışmadan
bahsetti. Duyunca çok heyecanlanmıştım. Bir ses ve
beste yarışmasıydı. Duyar duymaz, büyük olan hayal-
lerimin temelini atabilme fırsatının elime geçtiğini hissedip, çok heyecanlanmıştım. Yarışmaya başvurdum. Yarışma gününe kadar zaman geçmek bilmiyordu. Her
gece rüyalarımda yarışmaya katılıyordum ama hiçbir
rüyamda finali göremiyordum. Sahneye çıkıyor, şarkımı söylüyordum ve orada bitiyordu rüya. Bırakın sonucu, alkışları bile göremeden bitiyordu.

Rüyalarla geçen günlerden sonra, artık beklenen gün gelmişti. Yarışmanın olduğu Apollo Tiyatrosu’nda yerimi aldım. Sahnenin arkasında diğer yarışmacılarla beklerken, heyecanımdan ellerimi birbirine çevreliyor, bir sağa bir sola dönüp duruyordum. Bu esnada yan tarafımdaki tekerlekli sandalyeli kıza hafifçe çarptım. Özür diledim hemen. Heyecanımı dile getirmeme gerek
kalmadan, bana bakarak gülümsedi ve “Önemli değil, anlayabiliyorum heyecanını. Aslında bu özrünü kabul
etmeyebilirim. Senden özür mahiyetinde bir şey istiyorum. Şarkını söylerken, dans da edecek misin?” dedi. Şaşırmıştım, ne diyeceğimi bilemiyordum o anda. Bunu
hiç düşünmemiştim ama kızı da kırmak istemiyordum. Ne cevap vereceğimi düşünürken; “İşte şu abim, ondan
özellikle rica ettim şarkısını söylerken dans etmesini. Ama ben anlamam, diyerek kibarca geri çevirdi hep.
Malum ben de edemiyorum, ama dans edenleri izlemekten aşırı keyif alıyorum. Rica etsem, sen dans eder
misin benim için?” dediğindeyse artık hiçbir şey söyleyemeyecek haldeydim. Sadece gülümsedim; çünkü ben de
dans etmeyi bilmiyordum ama bundan da önemlisi kızı abisi gibi geri çevirmek istemiyordum. Gülümsemem, kafamı hafif öne eğip kızın isteğini onaylayarak devam etti. “Tabi, senin için dans edeceğim. Yeter ki beni affet,” diyerek tamamladım önüne geçemediğim gülümsememi. Bunu duyunca, kız bana öyle güzel gülümsedi ki, bu gülümsemeyle tüm heyecanım gitti ve hatta neredeyse kuruyan boğazımı bile yumuşattı.

Gördüğüm (Raflarda)Stories to obsess over. Discover now