Saatin rahatsız edici tıkırtıları kafasının içinde yüksek sesle yankılanıyordu. Arka plandan bazı sesler geliyordu, ama ayırt edemeyeceği kadar boğuktular. Onun odaklandığı tek bir ses vardı, o sesi duymadığı sürece arkadaki seslerin varlığı onu ilgilendirmiyordu.
Saate yavaşça gözlerini kaydırdı. Az kalmıştı. Nefesini tuttu. Kimsenin ona seslenmemiş olmasını umaraktan hala diğer sesleri duymazdan geliyordu. "Az kaldı." dedi kendi kendine. "Bu sefer de kurtulacağım galiba, eğer bu seferde de kurtulursam..."
Ve o sesi duydu.
Herhangi biri için sıradan ve anlamsız bir ses, ama onun için bir çağrı. Özgürlüğünü elinden almış olan acılı dakikaların bittiğine işaret eden o hoş ses, bu sesle beraber üzerinden kalkan tonlarca yük ve hızlıca serbest bıraktığı sıcak nefesi... Rahatsız hissetmesine sebep olacak hiçbir şeyin olmamasıyla beraber gelen aşırı rahatlık, ve yavaş yavaş duymaya başladığı o "sesler."
Tahmin ettiği gibi hepsi gereksiz, boş ve varlığı ve yokluğu fark etmeyen gürültüler.
Tam kalkacakken oldukça az duyduğu bir ses duyuyor sonra, ani oluyor bu. Şaşırıyor, etrafına bakıyor telaşla. Aynı zamanda da kısa sürmesi için dua ediyor kendi kendine, sesin kaynağını bulana kadar geçen her saniye zihninde patlamalara sebep oluyor. Titriyor istemsizce, kızarıyor biraz da. Daha sonra uzaklardan gelen bir silüet görüyor; uzun saçları var, ve ince ve vücudu. Ona odaklıyor küçük gözlerini, kızardığını fark etmemiş olmasını umuyor içten içe. Ellerini bacaklarının arasına saklıyor titremesini belli etmemeye çalışarak. Derin bir nefes alıyor. Ses tellerinin ne zamandır çalışmadığını düşünmeye çalışıyor, ama ona yaklaşan kişiye bakarken bunu yapmak hiç de kolay değil.
Biraz daha yaklaşıyor-ve biraz daha. Şimdi gözlerini görebiliyor. Usulca gülümsüyor karşısındaki kişi, sanki biri ona iltifat etmiş gibi. Ya da birine rica eder gibi-ama aslında bunun bir önemi yok.
O da karşılık vermeye çalışıyor elinden geldiğince, kuru dudaklarını yapabildiği kadar geriyor. Ve aynı sesi duyuyor tekrardan:
"...ne dersin Emilia?"
Gözleri hala onunkilere kilitli bu kelimeleri söylerken, ama anlamıyor Emilia. "Neye ne derim neye ne derim, neye ne derim, LANET OLSUN; NEYE NE DERİM?! Ne demeliyim? Evet? Hayır? Efendim? Anlamadım? Ya da belki de kaçmalıyım?"
Kuru dudaklarını serbest bırakıyor. Gözleri doluyor. Devam ediyor karşısındaki:
"Şey, sen bilirsin ama sen de gelirsen güzel olabileceğini düşündüm-yani bilirsin-fazla arkadaşım yok, senin de öyle galiba. Bak, cevabın hayırsa gerçekten sorun değil, ben her türlü idare ederim-her zaman yaptığım gibi."
Ona bakan gözlere daha da çok odaklanıyor Emilia. Aklındaki sorular aniden yok oluyor, sadece bir cevap kalıyor geriye:
"Eh-Eğ-Evet, ş-şey.. Olur demek isted-dim. T-Tağhbi-kiğ yani, n-neden olmasın-b-ben boş za-zamanlara s-sahibim. Ve t-teşekkürler-sanırım..."
Neye evet dediğine dair hiçbir şey bilmiyor. Sadece ilk kez birinin onunla eşya veya kullanılabilecek bir nesne olarak değil de arkadaş olarak konuştuğunu hissediyor ve sadece buna dayanarak olumlu cevaplıyor-doğru yapmadıysa kendinden nefret edeceğini düşünüyor, ama iş işten geçiyor.
Hâlâ titrerken gözlerini hızla başka yöne çeviriyor, ama kendini alacağı cevaba odaklıyor. Merak ediyor, neden yaptığını ve ne yaptığını...
YOU ARE READING
...
General FictionAdına ve konusunda emin olmadığım bir "şey", çok ciddiye almayınız.
