BÖLÜM 8

163 6 2
                                        

Hayatım kendi yaptığım ya da yaptığımı sandığım pislikleri toplamakla geçiyor. Bundan memnunmuş gibi gözüksem bile bu memnun olduğumu göstermez. Daha kaç ceset çıkaracağımı bilmiyorum. Kaç kişiyi öldürdüm, onu da bilmiyorum. Tek bildiğim şey bu işin daha yeni başladığı...

    Her şeyi unutup eski işime geri dönmek istiyordum. Başarılı bir öğretmen sayılırdım ve birkaç günlük iznimin sonuna gelmiştim. SUV'umun kapısını açıp kendimi zor içeri attım. Bir daha katil olmayacaktım.

    Eve gelmeden önce markete uğradım. Bir düzine ucuz havlu ve lateks eldiven aldım. Eve gittim ve olası bir suçlamada aleyhimde delil olarak kullanılabilecek olan her şeyi temizlemeye karar verdim. Lateks eldivenleri elime geçirdim ve kimyasallar yardımıyla her yeri sildim. Karşıya kadar havlulardan uzun bir yol oluşturdum ve battaniyeleri çıkardım. 5 cesedi de battaniyelere sarıp SUV'un bagajına attım. Bagajın büyük olması işimi ciddi anlamda kolaylaştırmıştı. Aklımda cesetleri atacağım bir yer vardı aslında, çok önceden aklımda kalan bir yer...

"Baba, bizi nereye götürüyorsun?"
Havada asılı kalan sorusu babasının kulağına gitmemişti anlaşılan, ya da babası duymamazlıktan geliyordu. Annesiyse ona çürümüş ve yer yer morarmış bir suratla gülümsüyordu. Uzunca bir yol gittikten sonra durdular. Yağmur yağıyordu. Spor arabadan indiler ve babası ona çömelmesini istedi. Yere oturdu. Annesiyle tartışmaya başladı babası. Ona kendisini kiminle aldattığını soruyordu. Ona kötü kelimeler kullanıyordu. Çocuğun gözleri yaşarmıştı ve ağlıyordu. Babası belindeki kemeri çıkarıp arabanın üzerine koydu. Bıçak ve bir revolver vardı. Annesine hala tehditler yağdırmaya başlarken annesi de söz almıştı. Ona işe yaramadığını ve çok daha ağır şeyler söyledi. Aldattığını kabul etti ve ona tokat attı. Babası sinirlendi ve arabadaki bıçağı aldı. Ona vurdu, vurdu ve bıçakladı.

Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz...

Daha fazla dayanamayıp revolvera sarıldı.
Babasına yalvardı, fakat babası dinlemedi. Onu uyarmıştı, şimdi seçim yapması gerekiyordu. Ve yaptı. Tetiği çekerken kolay olacağını sanıyordu fakat geri tepmeyle silah aşağı düştü. Omurgasının tam ortasından giren kurşun, omurgasını yarı yarıya parçaladı ve dışarı çıktı. Açılan delik fışkıran kanlarla kapandı. Tam kalbinin ortasından vurmuştu. Kalp daha kan pompalamadan parçalanmış, bu yüzden her şeyi dışarıya çıkarmıştı. Babasının son kelimesiyse; "öldür o kaltağı" olmuştu. Annesine koştu. Hala nefes alıyordu, fakat o zaten bir ölüydü. Göğsü yarılmış ve yüzü parçalanmıştı. Akan kanlardan küçük bir gölet oluşmuştu. Bir süre sonra nefes de almamaya başladı. Telaşa kapılmıştı. Hemen polisi aradı. Bir ekip geldi sonra. Olayı inceledi ve ailesini çuvallara sarıp dibi görünmeyen bir mağaraya attılar. Bu aramızda sır olacak dediler ve o sırrı tuttu. Siciline kayıp aile diye işlendi ve o polis onu evlatlık aldı.

    Ailenin hiç çocuğu yoktu, olamayacaktı da. Her biri çok iyiydi, annesi annesi kadar, babasıysa eski babasından çok daha iyiydi.
Aslında onlar ona ilk önce nasıl davrandılarsa hep öyle devam etti. Ve çocuk da çok sevdi ailesini. Fakat o mağara, o yer ve orada yaşanılanları hiçbir zaman unutmadı, unutmayacaktı...

O mağara güzel bir yer olabilirdi. Mağaradan kastım, dibi görünmeyen bir doğal baca gibiydi. Cesetler bagajdayken dikkat çekmemek için SUV'unu dikkatle ve yavaşça sürüyordum. Uzun bir yolculuktan sonra oraya vardığımda, yalnız olmadığımı hissettim. Birileri sanki beni izliyordu. Pek aldırmadım, çünkü bu bilinçaltımının bana yaptığı bir oyun olabilirdi. Cesetleri birer birer attım. Saat 22:38'di. Yaklaşık 1 saattir cesetleri atmaya çalışıyordum. İşim bittiğindeyse arabama bindim.

    Telefonum çaldı. Arayanı bilmiyordum, ama annem diye kayıtlıydı. Telefonu açtım.

"Efendim?"

"Oğlum, bu saatte aranmaz ama nişanlına..." uzun bir sessizlikten sonra cevap verdi: "Araba çarptı"

Bir nişanlımin bile olduğundan habersiz olan ben, bir ailem olduğu için sevinsem mi, yoksa nişanlımın ölme ihtimaline üzülsem mi bilemedim.

"Hangi hastane? Oraya geliyorum."

    Birkaç çiçek sıralanmıştı yatağın karşısına. Geçmiş olsun çicekleri onları getirenlerin düşünceleri kadar sahteydi. Nişanlımın yanına oturdum. Hareket etmiyordu, belki de hiç etmeyecekti. Öyle demişti doktor. Yüzüne baktım. Gözkapaklarının ardkndaki gözleri hareketliydi. Onu izlerken yine geçmişe gittim. Galiba hatırlıyordum...

Uzun ve yorucu bir okul sonrası. Üniversite son sınıf. Okuldan çıkarken öğretmenlere küfür edenlerden tutun, esrar içenlere kadar herkes ve her şey vardı. Fakat o birini istiyordu. Hayatını anlamlı yapan tek kişiyi... Onu heo izliyordu. Bir yere giderken, gelirken gözleri hep ondaydı. Fakat açılmamıştı. O günün bugün olduğunu düşündü ve yanına gitti.

Çıkıyorlardı. Hiç ayrılmama sözü vermişlerdi birbirlerine... Ve öyle olacaktı.
Nişanlandılar okul bittiğinde. Ayrı eve bile çıkacaklardı. Fakat iş yüzünden işler aksamıştı. Bir sonraki yıla ertelediler.

Evet, hatırlıyordum. O benim bir zamanlar her şeyimdi. Şimdi de öyle. Onu tedsvi ettirecektim, fakat bunun tedavisi yoktu. Tek çare beklemekti. Ben de bekledim...

BİR AY SONRA, İŞ ÇIKIŞI

"Çocuklar, kitaplarınızı ve ödevlerinizi unutmayın!"

Beni dinlemiyorlardı bile. Çıkış zilinin verdiği heyecanla hepsi dışarıya koşmuştu. Gülümsedim. Çocukları seviyordum, onlar da beni...

Arabama doğru gittim. Kapıyı açtım ve anahtarı taktım. Hafif bir gürültü ve motorun çalışma sesinden sonra eve doğru sürdüm. Eve geldim. Mutfakta kendime sandviç yaparken bilgisayar açıldı. Ekran kendi kendine açıldı ve doğal olarak ekranın başına gittim. Masaüstü karardı ve birden klavyeler kendi kendine yazmaya başladı.

Dünya boktan bir tiyatro sahnesi, bizse oyuncularız. Adım gereksiz, çünkü ben bir hiçim. Birkaç gün sonra sen de bir hiç olacaksın. Şimdi bir tercih yapmanı istiyorum. Anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı? Bu gece hangisinin evine gidersen o kurtulacak. Sadece bir eve gitme şansın var ve kuralları bozarsan ikisi de ölür. Fedakarlık her şey için gerekli olan bir şeydir. Bencillikse hayatını mahveder. Sen hangisini seçeceksin?

Bu neydi? Bir tehdit mi? Ben de bir katildim, başka bir katil benim katilim olursa işler az önce kurduğum cümleden daha karmaşık bir hal alırdı.

Ailemi umursamıyordum. Umursadığım tek şey kendimdi, fakat geçmişte benim için yaptıklarını umursayabilirdim. Bir hacker bilgisayarıma sadece bunu yapmak için girdiyse gerçeklik payı vardı. Düşündüm. Babamı daha çok seviyordum. Annemle babam ayrıydı. Babama gitmeye karar verdim. Anahtarları alıp koşarcasına evden çıktım.

Evine geldiğimde kapı açıktı. Ev hiç olmadığı kadar dağınıktı, bira şişeleri her yeri kaplıyordu. Babam ile annem ayrılınca düzen de bozulmuştu. Evi incelerken kan lekesi gördüm. Parmaklarınıza boya sürüp duvara sürttüğünüzdeki gibiydi. Bir el yapmıştı bu izi. Hemen oraya koştum. Kapıyı açtığımda gördüklerim benim bile bir hiç olduğumu kanıtlar nitelikteydi. Babam öldürülmüştü. Babamı hep saydam bir adamdır diye tanımlıyorlardı eskiden. Şimdi buna bizzat şahit oluyordum. Göğsüne bakınca dışarısı gözüküyordu. Organlarının tümü dışarı çıkarılıp bedenin yanına konmuştu. Etrafta kan yoktu, büyük ihtimalle cinayet başka bir yerde gerçekleşmişti. Kafası kesilmişti ve dik konulan başın ağzında bir kağıt vardı. Fakat kağıdın bir ucu kancaya, kanca da kafanın yanağına bağlıydı. Almam için ona saygısızlık yapıp yanağını yırtacaktım. Kağıdı alırken yanağı yırtıldı. Kağıt yırtılması gibi ses çıktı. Gözlerim buğulanmış bir şekilde kağıdı açtım.

Dünya bir tiyatro sahnesi, biz de oyuncularıyız...

Evden çıkarken saat 06:06'yı gösteriyordu...

ÖLÜM KASEDİWhere stories live. Discover now