57 1 0
                                        

İlk Parça
Tartışmadan kazanç
Sevgili günlük ben Damla. Damla Durulmaz. Bu gün itibariyle seni yazmaya karar verdim. İçimi dökeceğim birisi olmadığı için yazdıklarımı gizli tutup buraya kaydetmeyi düşünüyorum. Bu gün annemin, beni hayata getiren kadının doğum günü. Artık bu doğum günü benim için hiç bir anlam ifade etmiyor. Bundan 3 ay önce annemi silahlı bir saldırıda kaybettim. O günden sonra her şey benim için fazlasıyla değişti. Arkadaş çevrem, babam, çalışanlarımız ve korumalarımız benim için sıradan insanlar. Bu evin tek kızının yaşayacağı en acı bir durum olsa gerek. Bu acıyı yaşamış olabilirim ama hiç bir zaman bunları kağıda döküp sizlere yansıtamam. Benim için o gün normal bir gün sayılırdı. Her şey yolunda gidiyordu. Okuldan çıkıp eve geliyordum çünkü çok sevinçliydim. Biz basketbolcu kızlar olarak karşı okulla maç yapmıştık ve o maçı kazanmıştık. Eve geldiğimde yerde oturup annem ve babamla bu konu hakkında konuşmaya başladık.
Müjde: Kızım benim. Bu gün karşı okulla basket maçınız vardı. Nasıl geçti?
Damla: Çok iyi geçti anneciğim karşı okulu kazandık!
Müjde: Ne güzel çok sevindim. Biliyordum kazanacağınızı.
Feyzullah: Hayatım alışverişe gideceğim diyordun çıksak mı artık?
Müjde: Doğru söylüyorsun unutmuştum ben. Teşekkür ederim aşkım!
Feyzullah: Kızım ne yapıyorsun yerde? Üşütüp hasta olacaksın terlisin zaten.
Hemen yerden kalktım sevimli halde gülerek babamın yüzüne baktım.
Damla: Ay babacığım beni de düşünürmüş, kızının hasta olmasına izin vermezmiş.
Feyzullah: Tabi düşüneceğim bir tane kızım var sonuçta.
Müjde: O zaman Feyzullah hadi gidelim. Sende evde bizi bekle Damlacığım.
Damla: Anne gitmeseniz olmaz mı?
Müjde: Kızım sadece 1 saatliğine dışarı gidip geleceğiz abartmasana.
Damla: Tamam madem 1 saatliğine dışarı çıkıp gelecekseniz izin veriyorum.
Feyzullah: Bak sen şu ufaklığa birde "izin veriyorum" söylüyor. Şakacı kız seni.
Babam o anı bana anlatırken boğazı düğümleniyordu. Kendisini ağlamamak için zor tutuyordu. Sanki ikimizinde bu durum beynine kazılıp gömülmüştü ve çıkmıyordu. Babamdan bu olanların hepsini diyaloguna ve en ince detayına kadar öğrenmek istedim. Sanki öğrenirsem onu kurtarmanın bir yolunu bulmuş olurdum ama böyle değildi.
Müjde: Feyzullah ben şurdan sebzelere bir göz gezdireceğim. Sende patates topla yandaki çardaktan.
Feyzullah: Tamam o zaman sen bir göz at sebzelere.
Manav: Hoş geldiniz. Size nasıl yardımcı olabilirim?
Müjde: Hoş bulduk. Bana şurdan 1 kilogram limon verir misin tatlım.
Manav: Hemen hanımefendi getiriyorum.
Söylenişlere göre karşı çardaktaki manavın gözüne siyah kot ve pantolon giyen bir adam gözüne sataşmıştı. O adam hiç bir zaman görmemişti. Bu adam gizlenmek için çok güzel bir yöntem bulmuştu.
Karşı manav: Bu adam da neyin nesi? Her neyse ben işime bakayım.
Karşı manavın içine kuşku düşmüştü. Bundan dolayı rahatsızlanmıştı. Annem ve babam tam meyve-sebze dükkânından çıkmaktaydı. Ta ki silahlı saldırıya maruz kalmasaydı.
Manav: Başka bir isteğiniz var mı hanımefendi?
Müjde: Hayır teşekkür ederiz. Başka şeye ihtiyacımız yok.
Feyzullah: Aşkım istersen ben taşıyım sen yorulma.
Müjde: Ağır değil merak etme sen, yorulursam veririm zaten.
Feyzullah: İyi hadi gidelim o zaman. Damla bizi evde bekliyordur geç kalmayalım.
Manav: Yine bekleriz.
Manavın dediği bu cümleden sonra annem silahlı saldırıya uğrayıp hayatını kaybetti. Babamın kollarına düştü. Sadece kısa bir şey söyledi. "Kızıma iyi bak." Babam paniklemiş durumdaydı. Hiç bir şey yapmıyor sadece durup yavaş sesle ağlıyordu. Karşıdaki manav hemen hızlı olup 112-yi arayıp bir ambulans, 103-ü polisi çağırdı. Annemi hastaneye götürüp ameliyathaneye aldılar. Doktorlar işini bitirdik den sonra ameliyathaneden çıkıp babama kötü haberi verdiler. "Özür dileriz maalesef hastayı kaybettik." Babam yıkılmış bir haldeydi. Sesini çıkarmıyor, ağlamak istiyor ama ağlayamıyordu. Babam gözleri dolmuş bir halde eve gelip odama çıktı. Bana şu kelimeyi söyledi. "Kaybettik." Ben şaşırmıştım. Babam o zamandan sonra bana yasaklar koymaya başladı. Ev hapsi cezası verdi verdi. 3 ay geçti okulun ilk günüydü ve ben okula gitmek zorundaydım ama gidemiyordum. Çünkü babamın sözlerinden çıkmamalıydım. Benim iyiliğimi istiyordu biliyorum ama hayatımı çalıp onu elimden alamazdı. Bu gün okulum başlıyor lise 3-e gidiyorum. Okul kıyafetlerimi heyecanla giyinmiştim çantamı topluyordum. Babam hızlıca eve daldı ve bana bunları söyledi.
Feyzullah: Damla?
Damla: Efendim baba?
Feyzullah: Neden okul formalarını giydin?
Babamın buna kızacağını biliyordum ve bu soru altında cevapsız kaldım. Çünkü benim evden eğitim görmemi istiyordu ve bu fazla korunasıydı.
Feyzullah: Sana okul konusunda ne demiştim ben Damla!? Dışarıda annenin katilleri geziyor! Sense dışarı çıkmak istiyorsun!
Damla: Sadece okula gitmek istiyorum baba, annem öldü! Dışarıya çıkmamam annemi sana geri vermez!
Feyzullah: Ama seni benden alabilir. Bu yanışı 2-kere yapmak istemiyorum Damla!
Damla: Burada durdukça annemi daha çok özlüyorum, dışarı çıkıp okulda eğitim görmem gerek.
Feyzullah: Dışarı çıkamazsın Damla! Bu çok tehlikeli.
Damla: Keşke önce beni kendinden korusan!
Feyzullah: Ben... Her neyse okula gitmeyeceksin okul formanı değiş ve evde otur!
Damla: Anneciğim.
Ben hemen gidip telefonla çocukluk arkadaşım Pınar'ı aradım.
Damla: Alo Pınar? Hayır bir sorun yok. Ben okula bir az erken gideceğim. Sen de bir az erken gel sana okulu gezdirmiş olurum bu durumda.
Pınar: Tamam o zaman ben de çıkarım birazdan.
Damla: Hoş çakal.
Ben evden kaçmak için küçük bir plan kururum ve oradan kaçarım. Babam benim odama kalkıp beni sormak içinde benim odamda olmadığımı fark edip korumalarını yanına çağırıp aralarında tartışmaya başlarlar.
Feyzullah: Damla nerede? Size soruyorum. Furkan cevap ver bana!
Furkan: Feyzullah bey biz Damla'yı görmedik en son odasındaydı bildiğimize göre.
Feyzullah: Sözümü dinlemeyip okula gitmiş. En önemlisi de hiç bir korumam kızımı fark etmemiş! Her neyse hemen arabamı hazırlayın gidiyoruz.
Babam beni evden çıkıp aramaya çalışıyordur. Bu gün evden kaçmış olabilirim. 3 ay sonra ilk defa, hayatımda ilk defa mutlu bir şekilde okula gidiyorum. Çünkü çocukluk arkadaşım benimle birlikte aynı okula gelecekti ve okulun ilk gününü en sevdiğim yakın çocukluk arkadaşımla geçirmek benim için büyük bir zevk sayılırdı. Hayatımın en güzel anlarından birisiydi.
Onu uzun zamandır görmemiştim ve şimdiki halini çok merak ediyordum. Fiziksel özellikleri, kişiliği, boyu, saç modeli ve başka şeylerini... Uzun süredir sadece telefondan konuşuyorduk ama her dertte bir-birimizin yanında olup kol-kanat gelmiştik.
Okulun yolunda yavaş adımlarla girmeye başladım. Okulun yolunun kenarında ilerlerken bizim okulun basketbol takımının kaptanını ve en takın arkadaşını gördüm. Takım, hala ergenliğe girmiş ama çıkamamış gibiydi. Egoist insanlarla dolu halde kendilerini kötü çocuk sanan serseri tipli ve uyuz bir şekilde ilerliyordu. Yeterince dikkat çekmiyormuş gibi bir de bir-birlerine bağırarak konuşuyorlardı. Tek değişiklikleri, boyları uzanmış, sesleri kalınlaşmıştı. Hepsinden nefret ediyordum çünkü kendilerini dünyanın tek tanrıları gibi görüyorlardı.
Okulda olan çoğu kızın dikkatlerini kendilerine çekmelerine rağmen, benim dikkatimi hiç çekmiyorlardı. Bence kişilik çok önemli bir şeydi. Benim için her zaman kişilik bir adım öndedir ve bu takımdaki kimsenin kişilikli ve karakterli olduğu aynı cümlenin içinde bile geçebileceğine hiç inanmıyorum.
Aklımı boş şeylerle doldurmaktan vazgeçip uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımla aynı okulda beraber olacağımızı düşünerek okula doğru ilerlemeye devam ettim. Okulda içeri gireceğim zamanlarda telefonumun cebimde çaldığını fark ettim. Duraksayıp elimi okul eteğimin cebine attım ve telefonu çıkardım. Arayanın Pınar olduğunu görünce istemsizce küçük bir gülümseme geldi. Bu oydu en takın arkadaşım Pınardı.
Damla: Alo Pınar ne haber?
Pınar: İyidir senden ne haber?
Damla: İyi okulun kapısındayım bekliyorum şimdi. Sen geldin mi okula?
Pınar: Evet gelmek üzereyim şu an. Hatta arkanda duruyorum söyleyebilirim.
Arkamı döndüm ve çok sevindim. Hızlıca koşarak gidip Pınara sıkı-sıkı sarıldım.
Damla: Seni çok özledim.
Pınar: Ben de seni çok özledim patlıcan arkadaşım.
Damla: Sensin patlıcan hatta hıyarsın.
Pınar: Mal.
Damla: Domuz.
Pınar: Kızım sen resmen evrime kafa atmışsın. Çok güzel olmuşsun ağabey!
Damla: Bana söyleyene bak. Hadi gel sana okulun farklı bölgelerini gezdireyim.
Her hangi bir kadın babam Feyzullah beyle çarpışır. Bu kadının ismi Dolunaydır.
Dolunay: Olamaz! Beyefendi önünüze bakabilir misiniz lütfen! İnsan yürüyor burada.
Feyzullah: Bana mı söylediniz hanımefendi?
Dolunay: Ya sabır! Beyefendi çarpıp geçiyorsunuz ve bir özür dilemiyorsunuz, üstünüze bile alınmıyorsunuz!
Feyzullah: Bana siz çarptınız yalnız hanımefendi!
Dolunay: Ne yani bir de ben mi suçlu oldum şu an. Terbiyesiz adam!
Feyzullah: Bakın bayan acil bir işim var benim. Kusura bakmayın ama onlarla ilgilenmem lazım.
Dolunay: Bayan değil kadın beyefendi ağzınız alışsın bu söze artık!
Feyzullah: Ya sabır! Delirmemek için kendimi zor tutuyorum ama çıldırmak üzereyim.
Dolunay: Ya sabır söylüyor bir de, hayvan herif!
Feyzullah: Allah'ım her ukala bu gün bana denk gelmek zorunda mı yarabbi! Neyse hadi gidelim!
Babamla Dolunay hanımın tanışması böyle başlamıştı. Annem ve babamın tanışması gibiydi bir az. Bunun aşk olduğuna inanıyorum ben. "İlk aşklar, kavgayla başlar." Cümlesine inanıyorum babam ve Dolunay hanımın bir-birlerini bulduklarını düşünüyorum. Aralarındaki elektriği şimdiden hissediyorum. Bu onlar için bir hayır bana göre.
Ben kendi hikayemin geri kalanına bakarsam. Pınarla birlikte okula girmiştik. Onun bu okuldaki ilk senesi olduğu için içimdeki kuşkusuz heyecanla ona okulu gezdirdim. Benim bu yıl 3-cü yılım olacaktı. Lise 1-den beri aynı okuldaydım. Lise 3-e geçtiğimde de bir şeyin değişmeyeceğini düşünüyordum.
Pınara öncelikle kütüphaneyi gezdirdim çünkü bu okulda hislerimi paylaştığım ve sevdiğim köşesiydi. Normal de kitap okumayı çok sevmezdim ama kütüphane de okumak insana kendini Fizikçi bir dehaymış gibi his ettiriyordu. Hem kütüphane okulun en ferah ve güzide bölümü olduğu için severdim ben.
Kapalı spor salonu ve bahçede ki basketbol sahası olduğu yerleri de hızlıca geçmeyi düşündüm çünkü orası bana annemin ölüm gününü hatırlatıyordu. O günden sonra hiç bir zaman basketbol oynamayı aklımın ucundan bile geçirmeyi düşünmedim. Diğer kızlar gibi maçlarda seyircileri coşturmak için kızlardan olmaya karar vermiştim ama hiç bir zaman böyle bir şey yapmamıştım. Bu yıl ilk defa bunu yapıp "Sedef" adlı seyirciyi coşturma işini yapacaktım bu benim için açıkçası fazla kız gibi ve fazla kötü bir işti. Bundan sonra Pınarla binaya girip kafeterya dediğimiz bölüme geldik ve bir masanın yanındaki sandalyeleri çekip oturduk ve ortaya bir konu atıp onun hakkında havadan-sudan konuşmaya başladık.
Damla: Okulumuzu beğendin mi Pınar?
Pınar: Beğendim. Çok güzel bir yer burası iyimi gelmişim. Bu arada sporla ilgili bu kadar imkan olduğuna göre okulun takımları vardır herhalde. Sen'inde o takımların birinde spor yaptığını düşünüyorum
Pınar söylediği bu cümleler beni derinden etkilemişti. Sanki içimde bir saatli bomba cardı ve o bomba her an patlaya bilirdi. Bana bu duyguyu hissettirdi bu sözler. Kafamda zonkladı ve beni allaşa etti.
Damla: Evet var ama ben hiç bir takımın içinde yer almamaktayım çünkü sporu bıraktım. Takımlara gelirsek de voleybol ve basketbol takımı diye 2 tane takım var. Genelde erkeklerimiz basketbolla uğraşıyor kızlarda voleybolla. Bazen bizim okul başka okullara karşı turnuva geçiriyor ve bizim okul bazı galibiyetlere adım atıyordu. Bir de basketbol takımına özel "Sedef" seyirciyi coşturma adında bir kulüp var.
Pınar: İyiymiş ama sporla ilgilenmemen beni çok şaşırttı.
Damla: Evet olabilir. Ben şu aralar müzikle uğraşıyorum kendi-kendime beste yazıyorum.
Pınar: Evet onu unutmuştum. Bu konuda seni çok kıskanıyorum zaten.
Damla: Eskilerden ne haber? Biliyor musun?
Pınar: Evet biliyorum ve hiç bir halt olduğu yok. Bana göre hepsi hala çok sıkıcı. Boş ver bunları
yakışıklı çocuk var mı burada?
Damla: Evet var.
Pınar: Her neyse sana söylemem gereken bir şey var çünk7 söylemesem içimde kalır boğulup ölürüm yani o derecede. Damla sen 17 yaşında bir genç kız olduğuna emin misin? Hem de güzel bir kızsın. Cidden şaka gibisin. Bazen sana inanamıyorum gerçekten.
Damla: Ben miyim güzel genç kız? Şaka yapan asıl sensin. Sen bu okuldaki diğer kızları görmedin galiba. Türkiye güzellik yarışmalarına geliyorlar sanki.
Pınar: Lütfen kendini yerini dibine gömme. Tabi ki güzelsin tek sebebin sadece spor tarz giyiniyorsun. Böyle nereye kadar gideceksin, kesin sen mezuniyetinde de kot pantolon ve klasik bir giyim yaparsın.
Damla: Bunları tek ben biliyordum sanmıştım.
Pınar: Çok espritüel bir kızmışsın.
Pınar arkasını dönerek baktı ve bizim basketbol takımının kaptanı ve en yakın arkadaşına bakıp şaşırıp "Bak sen" dedi. Benim onlardan nefret etmeme rağmen çocukluk arkadaşım bunu sevmişti.
Damla: Bakıp durmasana şu aptallara, zaten bunların egoları fazlasıyla büyük.
Pınar: Damla bu çocuklar gerçekten var mı? Havalı kasları olan reklamlardaki erkeklere benziyor.
Damla: Pınar en az senin kadar gerçekler, ama senin kadar çok iyi niyetli değiller benden sana söylemesi.
Pınar: Daha doğrusu heykeltıraşın oturup yüz yıllarca üzerinde çalıştığı yunan heykellerine benziyorlar.
En yakın çocukluk arkadaşımın okulda nefret ettiği çocuklardan hoşlanması beni bir az kıskandırmıştı çünkü o çocukların okulda yüzünü bile görmeye dayanamıyordun. Bu yüzden Pınarı o çocukların göz hapsinde kalmasından durmadan yayındır maya çalıştım.
Damla: Pınar bir kendine gelsene, tamam ergenlik yaşındayız da ama bu kadarda yok yani.
Pınar: Damla senin beyin var? Başına yüksek derece bir sıcakla saksımı düştü? 2 yıl boyunca bu okuldaydın ve onlarla rastgele bir konu açıp konuşmadın mı?
Damla: Sakın onlarla konuşayım ya da arkadaş olayım diye bir cümle kurma! Yemin ederim seni tüm okulun çocuklarının ve öğretmenlerinin yanında rezil ederler ortada kalırsın. Kimseyle de tanımadan konuşma. Bu okuldaki hiç bir öğrenciye güven olmaz. Bu yüzden sen bu okulda derslerinle ilgilenmeye çalış Pınar. Bana güvenmen gerek!
Pınar: Tamam canım ya takma beni boş-boş konuşuyorum ben arada.
Damla: Bence de bu konuyu kapatalım. Sen bana hangi sınıfta olduğunu söylemdin bu arada.
Pınar: 11-A sınıfında okuyacağım. Peki sen hangi sınıfta okumaktasın Damla
Damla: Maalesef ben 11-B sınıfında okuyorum.
Pınar: Hadi ya... Neyse teneffüslerde ara-sıra konuşup takılırız. Bu teneffüs sen benim olduğum sınıfa gel. Daha sınıflarının nerede olduğunu bilmiyorum.
Damla: Tamam o zaman ben gelirim teneffüslerde sana iyi dersler.
Pınarla vedalaştım ve sınıfıma doğru ilerlemeye başladım. Sınıf dolmuştu ki yan sıra ve arka tarafım boştaydı kimse oturmuyordu. Demek ki dönem mevcudu azalmaktaydı. Bu konuyu çok umursamamaya çalıştım çünkü derslerde konuşan bir öğrenci tipi değildim.
Sınıfımın kapısı açılınca içimden durmadan kötü küfürler savurdum. Öğretmenimiz geldi sanmıştım ama öğretmen değildi çünkü gelenler okulumuzun havalı basketbol takım kaptanı Cemrehan ve onun en yakın arkadaşı Oğuzhan'dan başkası değildi ve daha kötüsü? Biri yanımdaki sırada, biri de arkamdaki sıraya oturmuştu. Kendimi çok kötü hissediyordum çünkü aralarında kalmıştım.
Damla: Ha siktir! Umarım bu bir şakadan ibarettir Cemrehan ve Oğuzhan!
Kağıda bir şeyler yazıyormuş gibi yaptım ve oradan hemen uzaklaşıp en yakın arkadaşım Pınarın yanına gittim.
Kiraz: Uzay çekilsene ya şuurdan kız gidiyor! Of ya gitti kız daha ben onunla tanışıp arkadaş olacaktım.
Uzay: Benimle takılabilirsin Kiraz 'çığım bu teneffüs.
Kiraz: O kadar çok konuşuyorsun, o kadar gevezesin ki sen Uzay beynim hata veriyor!
Uzay: Bilmem orta dereceliyim her halde peki ya sen hangi derecedesin?
Kiraz: Aptal.
Ben koşarak Pınarın yanına gidip bunları anlatırken Pınar beni umursamayıp başka bir konu açmaya çalışır.
Damla: Pınar!
Pınar: Damla ne bu halin dur bir soluklan kızım!?
Damla: Sınıfınız da kimler var Pınar bana söyler misin?
Pınar: Derste sürekli uyarı almalarına rağmen devamlı kıkırdayıp dedikodu yapan tiki kızlar var, ilgini çeker mi?
Damla: Hayır. Büyük ihtimalle o bahsettiğin kızların en tiki ve taş olup güzel olanı "Sedef" seyirciyi coşturma işinin kulübü başkanıdır eminim ve aynı zamanda basketbol takım kaptanı Cemrenin sevgilisidir.
Pınar: Cemre kim ya?
Damla: Ben de tam olarak o konuya geliyordum, kendisi okulun kötü çocuğu ve tehlikeli serserilerinden birisi sayılır. Deminde dediğim gibi basketbol takım kaptanı ve bil bakalım sınıfımda kim var?
Pınar: Cemre mi?
Damla: Ta kendisi!
Pınar: Peki ya şu Cemre dediğimiz erkek yakışıklı bir çocuk mu?
Damla: Gerçekten mi Pınar?
Pınar: Evet yakışıklımı yakışıklı bir çocuk. Tehlikeli ve serseri kısmı beni hiç derinden ilgilendirmiyor.
Damla: Evet yakışıklı Pınar. Hatta en yakın arkadaşlarından biri de Oğuzhan bizim sınıfta. Daha kötü olanı biri yanımdaki sırada diğerde arkamdaki sırada oturuyor!
Pınar: Of ya çok şanslı bir kızmışsın. Bizim sınıfta hiç taş erkek yok.
En yakın çocukluk arkadaşım benim erkek taraftan şanslı olduğumu düşünüyordu. İçimde "Ne şan ama" demeye başladım. Ben hiç böyle hissetmiyordum çünkü nefret ettiğim insanlara karşı hep önyargılı davranırdım.
Damla: Neyse... Hala "Ölmek için 13 sebep" İzliyor musun?
Pınar: Tabi ki de izliyorum. Her zamanki gibi Clay jensen çok tatlı ve masum.
Damla: Zil çaldı ben gecikmeden derse yetişeyim. Bundan sonraki teneffüste görüşürüz.
Pınar: Tamam canım.
Sanki Pınar benim içimdeki mutsuzluğumdan çekip koparmış ve mutluluk depolamıştı. Lakin zilin çalması ve benim sınıfa ilk adımımı atmakla bütün mutluluğum eksilerek düşmüştü. Çünkü, benim çantam, bana sorulmadan Oğuzhan'ın çantasıyla, kitaplarım Oğuzhan'ın kitaplarıyla yer değiştirmişti ve Cemreyle Oğuz sohbet etmekteydi.
Damla: Yok artık! Bir şey söyleyeceğim oturduğum sıradan kalka bilir misin lütfen!?
Oğuzhan: Hayır.
Damla: Kalkar mısın!?
Oğuzhan: Hayır dedim.
Damla: Sana diyorum kalk yerimden!
Oğuzhan: Hayır kelimesinin neresini anlamıyorsun sen!?
Damla: Sen kalk kelimesinin neresini anlamıyorsun peki!?
Oğuzhan: Bana bak!
Cemrehan: Bak, kimsin, kimlerdensin ve adın ne bilmiyorum ama sanırım yeni gelenlerdensin bizi tanımıyorsun. Cesurca dikleniyorsun ve daha fazla sinir bozucu olmaktan vazgeç ve çantan hangi sıradaysa oraya otur.
Damla: Kim olduğunu biliyorum ama be benim pek umurumda değil. Şimdi sen de kötü çocuk havalarına bürünmekten vazgeç ve arkadaşına yerimden kalkmasını rica et! Hatta ben söylerim senin yerine. Kalksana artık yerimden!
Galiba okulumuz kötü çocuklarına fazlasıyla sesimi yükseltmiştim ve ufaktan korkmaya başlamıştım çünkü adı üstünde onlar kötü çocuktu. Sınıftaki herkes benim sıfatıma bakıyordu ve aralarında fısıldaşıyordular.
Kiraz: Bu kız cesaret yemiş sanırım.
Uzay: Sen tanımak istiyordun da ben de tanışmak istiyorum artık bu kızla.
Okulumuzun basketbol takım kaptanı Cemrenin yanıma gelip dibime sokulduğunu fark ettim. Sesini bana yükseltmeden kulağıma fısıldıyordu ve bu beni fazlasıyla korkutmuştu.
Cemrehan: Bana bak cesur kız, şimdi düzgünce çantanın olduğu sıraya geç benim sinirlerimi tepeme çıkartma!
Damla: Ama benim sıram burası ben burada oturuyorum.
Cemrehan: Sana sırana geç dedim yoksa sınıfta olacaklardan ben sorumlu değilim! Kızsın diye saygı göstereceğimi düşünme!

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Aug 16, 2020 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

PerihelHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin