"Bir kadeh daha lütfen" dedim boş bardağı sertçe koyarak. Başımı biraz önce masaya koyduğum sayfa yığınının üzerine bıraktım. Gözlerimi barmenin arkasındaki duvara özensizce yerleştirilmiş yıldız şeklindeki süslemelere çevirdim.
Muhtemelen bir ucuzluk zamanında rastgele seçilmiş, alındıktan hemen iki gün sonra bozulmuş olan sağdan üçüncü lambası bile değiştirmeleri için yeterli bir sebep olarak görülmemiş o alelâde ama yine de güzel yıldız demetlerine baktım.
O kadar güzel ve yalındı ki masadaki kristal ve şık bardak onun yanında bir hiçti.
"İsterseniz sizin olabilir." dedi turuncu saçlı barmen çocuk. Sanırım böyle basit bir yerde çalışmak için fazla iyi niyetliydi. Belki de okul masrafları yüzünden çalışmak mecburiyetindeydi.
"Aslında" deyip doğruldum. Çantamı karıştırıp cüzdanımı bulmaya uğraşırken konuştum.
"Onu satın almak istiyorum." Barmen çocuk gülümsedi. Gülümsemesinde hissettiğim şefkatle beraber duygusallaştım.
"Buna hiç gerek yok. Zaten Deniz Hanım (eliyle arka tarafı işaret ediyordu) onlardan pek hoşlanmıyor." Gülümsedim.
O sırada, barmen çocukla flört ettiğimi zanneden siyah düz saçlı kız onu çağırdı. Başımı yeniden sayfa yığınımın üzerine koymadan önce bardaktan büyük bir yudum aldım.
Bu benim hayatımda ilk içki içişimdi ve bu bitereceğim üçüncü bardaktı. Bunu kendime zarar vermek için falan yapmıyordum sadece sarhoş olduğumda kendimi kaybetmem ile bilincim yerindeyken kendimi kaybetmem arasındaki farkı merak ediyordum.
Ki bunu anlamama çok az kalmıştı çünkü: yaşadığım trajikomik öfke nöbetleri şimdi yerini peltek bir gülümsemeye bırakmıştı. Belki de eve gitmeliyim diye düşündüm. Başım dönmeye başlamıştı.
"Hesap lütfen!" diye seslendim içeriye. Bana hala öfkeli olduğunu tahmin ettiğim kız hesabı alırken beni birkaç kez süzdü. Sanırım turuncu saçlı çocuğun bende konuşmaya değer ne bulduğunu merak ediyordu. Aldırış etmedim.
Ceketimi alacağım sırada bilerek yere düşürdüğüm bardağı yanlışlıkla düşürmüşüm gibi rol kestim.
"Aa nasıl oldu, çok üzgünüm" Sorun olmadığına dair birkaç özür kabulünün ardından ordan ayrılmak için eşyalarımı topladım. Kristal bardaktan kurtulmanın huzuru ile çıkışa vardım.
Ve tam o sırada -içkinin de etkisiyle- bir kaldırım taşına takıldım. Düşmeme engel olan şey belimdeki elin varlığıydı.
"Hanımefendi iyi misiniz?" Cümleye verecek doğru dürüst bir cevap bulamayacağımı düşünerek kafa sallamakla yetindim. Kendimi ondan kurtarırken mırıldandım.
"Teşekkürler" Ne kadar düz gitmeye çalışsam da dönen başım buna pek izin vermiyordu. Ve yeniden bir düşme tehlikesi atlattım ve tekrar bir el beni kurtardı.
"Aldatılmak için fazla güzelsiniz" Yine aynı ses. Cümlenin sahibine öfke dolu bakışlarımı çevirdim. Önce lekesiz, bembeyaz bir gömlek gördüm. Başımı biraz daha yukarı kaldırdığımdaysa kehribar renkli gözler beni yakaladı ama bu sefer mecazen.
"Çekin elinizi!" diye bağırdım. Ne deminki yardımları ne de sarhoş olmamı umursuyordum. Tek düşündüğüm bana asılan bu adamdan kendimi kurtarmaktı.
"Güzel, en azından kendinizi savunabilecek kadar bilinciniz yerinde."
"Ha?" dedim alık alık.
"Aslında size bunu getirmek için peşinizden geldim" Gözümün önünde kağıt tomarını salladı.
"Onlara ihtiyacım yok" diye mırıldandım. "Çöp onlar, çöpe atın"
Kalbimde bir yer yeniden cız etti. Muhtemelen şaşırmış olmalıydı. Orada yaklaşık üç yüz sayfa vardı. Ama yüzünü bulanık görüyordum. Her şey bulanıklaşıyordu.
"Sizi evinize bırakayım" Bana acımış olmalıydı. Zaten ben de kendime acıyordum. En azından bir konuda hemfikirdik.
"Biliyor musun?" aptal aptal gülümsedim. "Pasta yemek istiyorum"
"Şu an pasta yemek için pek uygun bir zaman değil" Otoriter olmaya çalışıyordu. Ona omuz silktim.
"Peki, gelmezsen gelme" Yürümeye başladığımda hemen beni takip etti.
"Tamam, peki. Pasta yeriz o halde."
YOU ARE READING
SAFİR
ChickLitDeniz tuzu kokan sıcak boynuna dudaklarımı bastırdığımda Gurur'un beli yay gibi gerildi. Bedeni kaskatı kalırken belimi tutan eli birden istemsizce belimi sıktı. "Acıdı ama" diye sızlandım eski pozisyonuma gelirken. Bakışları keskinleşmişti. "Bu y...
