Yazmaya başladığım tarih: 08.07.2020
İyi okumalarr :-)
•31 Aralık 1997
Sema'dan;
Ses. Tek düze ve benim kafamdaki gürültüleri susturmuyan ses. Herşey, herkes susmuş sadece o ses yankılanıyordu odada. Onun kalbinin durduğunu işaret eden makinenin sesi...
"Sema Hanım onu kaybediyoruz." Hemşirenin bana seslenmesiyle kendime geldim. "Kalp masajına yarım saattir devam ediyoruz ama herhangi bir tepki vermiyor ne yapalım?"
O yüzünde her seferinde güller açan, bana hep mutluluk nakleden can yoldışım gidiyordu. İnanmıyordum, inanamıyordum.
Elimde hâlâ onun kanı varken bunlara inanmak istemedim. Bir anda irkilip kendime geldim. "Çekilin ben devam edeceğim kalp masajına yaşayacak o duydunuz mu yaşayacak!" Etrafımdaki tüm çalışanların bana bakışlarını hissediyordum sırtımda.
Ama bundan daha önemlisi onun gidişine hissediyorum. Bu his omurgamdan aşağı akan lav gibi yaktı bedenimi. Ellerimde bir yaşam, yaşamdan kayan bir kadın vardı.
Hemşireye sesimin yüksek çıkmasını sağlayarak konuşmaya çalıştım. "Tekrardan kan takılsın." O sadece şaşkın gözlerle bana bakmaya devam ederken sözlerime devam ettim.
"Ne bakıyorsun işini yap çabuk." Sanki bir şeyler söylecek gibi oldu ama sonra kelimelerini yuttu. "Lütfen ölme, lütfen ölme beni bırakamazsın." daha çok kendi kendime fısıldar gibiydim. O makinenin sesi tek düze devam ettikçe içimdeki sıkıntı büyüdü. Yüreğimde büyüttüğüm yanar dağı sadece onun uyanışı söndürürdü.
"Sema Hanım isterseniz yorulmayın o art-" Böyle konuşmaları yarama basılan tuz misaliydi. Cümlesini yarım bırakarak ölümcül bakışlarımı yanımdaki doktora çevirdim. "Kapa çeneni ben ne dedim o YA-ŞA-YA-CAK!"
Bu kadar aciz olmak beni mental olarak bitiriyordu.
Bir şeyler yapıyordum ama hiçbir şey yapamıyormuş gibi kahroluyordum. Dakikalar zehir gibi içime aktı. O zehir geldi boğazıma yapışıp beni nefessiz bıraktı. Gücüm tükenmişti. O gitmişti. Hem de benim ellerimin arasında.
Merhem olmak yerine hançer olan ellerimin arasında.
Kalp masajını bırakmış solgun yüzüne bakıyordum. Beyaz teni kar tanelerine benziyordu. Karlı bir günde fırtınaya yakalanmışım gibi bir gün. Fırtına beni alıyor oradan oraya savuruyordu. Herkes dudaklarına mühür vurmuştu. Bense gözlerimi akan dakikaların zehrine bulaştırmaya çalışıyordum. Gözlerimi saatin zehirden bulanmış ruj gibi dudaklarıma yerleştirdim. Zehri biraz daha tatmak için dudaklarımı aralayıp son sözcükleri söyledim.
"Ölüm saati 23:05"
Ameliyathanenin kan kokan havası başımı dönderiyordu. Kapıya yönelerek dışarı çıktım. Eldivenleri ve giysileri çıkartıp ellerimi suyun altına bıraktım. Su bana ihanet edercesine bileklerime bulaşan kan lekesini geçirmiyordu. Ellerimi kurulayıp hastane koridorunda yürüyen ceset gibi bahçeye inmeye çalıştım. Dışardan bakılınca bir insan gözlerime bakılınca bir ceset görebilirlerdi. Görmesin istedim kimse gözlerimdeki cesedi. Etrafımdakilerle göz göze gelmemeye çalışarak çıkışı buldum. Her zaman bulduğum çıkışı bulmak bu sefer daha zor olmuştu. Dışarı adım attığım an soğuk mengene gibi bedenimi ele geçirdi. Bedenim üşüyor, ruhum yanıyordu. Kimsenin dışarıda olmak istemediği bir havada boş yer bulmam zor olmadı. Gözüme kestirdiğim ilk banka oturdum.
Acı bir gülümseme yerleştirdim dudaklarıma.
Elimden en sevdiklerimi aldığı için isyan etmek istediğim kaderime.
Kafamı gökyüzüne çevirdim. Bulutların arasında parıldayan yıldızlara bakarken onun solgun yüzü düştü aklıma. Hayatının her alanında gülümseyen kadının gidişi de gülerek olmuştu. Her düştüğünde kalkmanın, her ağladığında gülmenin bir yolunu buldu. Benimi yolumu gösteren de oydu. Koca dünyada yolumu, yoldaşımı kaybettim. Ne gidilebilecek bir yol ne de yoldaş yoktu artık.
Gözlerimdeki yaşlar yağmur gibi koynuma akarken içimdeki zehir de onunla beraber aktı.
Sanki benim ağladığım farketmiş gibi gülen gözleri kısıldı.
Bu haline gülümsemeden edemedim. Hem ağlıyor hem de gülümsüyordum. Görenler deli olduğumu düşünebilirdi ama bu umrumda değildi. Sert bir rüzgar esti ve tüm yüzü dağıldı gökyüzünden. Hayat bana onun artık olmayacağını açıklıyor gibiydi.
Arkamdan bir el omzuma dokununca elektrik çarpmışçasına gerildim.
Bir hemşire görmeyi beklemiyordum. Hoş, kimseyi beklemiyordum artık. Bu hemşire az önce yanımda olan hemşireydi. Sessizce bekliyor sanki zaman kazanıyordu.
Fısıltıdan ibaret olan sesimle sözcükler dökülmesini sağladım dudaklarımdan. "Konuş, ne diyeceksin?" Fazlaca sessiz kalmasına karşın sinirlerimle oynuyordu. "Bugün konuşacak mısın yoksa burada daha dikilecek misin?"
Kafasında kelimeleri tartıyor gibi baktı bana. "Ben, şey Sema Hanım kardeşinizin bebeği yani çocuk yetiştirmeye haber verelim mi diyecektim." Beynimde şimşekler çaktı. Sanki hafızamı kaybetmiş ve yeniden tazelenmiş gibi hissediyordum.
"Ona kimse dokunmayacak bizzat ben ilgileneceğim."
"Tabi siz nasılsın isterseniz." Ayak sesleri uzaklaştıkça ne kadar yanlız ve güçsüz olduğum aklıma düştü.
Soğuk benliğimi ele geçirmişken hissizleşmeye başladım. Tekrar yıldızlara çevirdim ağlamaklı gözlerimi. Sanki yıldızlar bir olmuş tekrardan arkadaşımın yüzünü oluşturuyordu.
Yıldızlara bakarak fısıldadım. "Sanki her şeyi biliyormuş gibi veda ettin bana. Doğru söyle biliyor muydun böyle olacağını?" Buruk bir tebessüm yerleştirdim dudaklarına. Soruma cevap veriyormuşçasına bekledim, dinledim onu. "Biliyordun tabi her zaman hislerin kuvvetliydi." Gözlerimdeki yaşlar yanaklarına hücum edip boynuma akıyordu.
"Sen benim en yakın arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım, dayanağımdım. Nasıl devam edeyim ben şimdi?" Ellerime indirdim bakışlarımı. Bu eller sanki onun katiliydi. Ellerimi yumruk yaptım. Avucumun içindeki sıcaklığı alabiliyor ama daha çok sıkıyordum ellerimi. Parmak boğumlarım beyazlamıştı sıkmaktan. Yavaşça açtım ellerimi ve tırnaklarımın içi kanla dolduğunu farkettim. Tekrardan diktim bakışlarımı gökyüzüne. İçimdeki kızgınlık da kırgınlık da kendimeydi. "Özür dilerim, başaramadım ben yine beceriksizliğim tuttu." Konuştukça rahatlıyor gibi hissediyor ama daha da çıkmaza sokuyordum kendimi. Onun yokluğuyla konuşmak labirent de çıkabileceğini düşünüp kaybolmak, kaybolup bulunmayı istemek kadar acizdi.
"Emanetine çok iyi bakacağım canım kardeşim o artık benim de evladım sayılır. Sana bakamadım ama ona gözüm gibi bakacağım." O an kardeşim gülümsemiş gibiydi. Ve bir yıldız kaydı. Vedası bile gülerek olan kadının gülüşünden yıldız kayarak gidivermişti bu dünyadan...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
GİRDAP (Ara Verildi)
Teen FictionAnnesinin özlemiyle kavrulan bir kız çocuğunun geçmişten gelen intikam ateşiyle uğraşını anlatan bir hikaye. Ölümün siyah kelepçelerini çözüp aşkını mı yaşayacak? Ya da intikamın ateşine teslim olup ruhunun alev almasına izin mi verecek? "Çok vazgeç...
