-30 ARALIK 2003
Ölümü peşinde pervane edene dek, intikamın kör aşığı alevlerin içinde tutuşan hiçbir acı, zamanın etkisiyle kor olup da sönmez. Çünkü zaman, kişinin hırsından doğan yangının sönmesini bekleyendir; onu söndüren değil.
Bu yüzdendir ki 'zaman her şeyin ilacıdır' sözü, ucu açık bir yalandan ibarettir.
Küçük bir çocuğun ''anne bak, bulut ağlıyor.'' diyen sesi İstanbul'un yağmuru altında ıslanırken, elindeki sigarasıyla, dokunsa yıkılacakmış gibi görünen harabe evin içindeki güzel kadın, bir kaç bina ötedeki evin 3. katını gecenin içinde gizlenerek izliyordu.
Duruşunda asaletli bir tavır vardı, bugün özel bir gün gibiydi onun için. Üzerine giydiği şarap kırmızısı elbise şüphesiz o an bulunduğu mahalleye uygun değildi. Yeşil gözlerindeki keskin, karanlık bakış ise masallardaki kötü cadıları betimler nitelikteydi. Yine de bir bakanın bir daha bakacağı kadar efsunlu bir gülüşü vardı.
Sigarasından bir duman daha içine çekti ve diğer elindeki çakmağı bir kaç adım ötedeki masaya bıraktı. Uzun parmaklarına uyum sağlayan, hatta neredeyse hoş bir tabloyu tamamlayan sigarasını küllüğe bastırırken hâlâ o binaya bakıyordu. Binanın çevresindeki haraketliliği fark ettiğinde ise neredeyse mutlu göründüğü söylenilebilirdi. İşte zamanı geldi diye düşündü, yıllardır beklediği o an gelmişti.
Önünde dikildiği pencereden ayrılmadan aşağı eğildi ve dizlerinin üzerine çöktü. Kollarını yukarı kaldırarak kenardaki perdeyi üzerine çekti. Odadaki gölgeler birbirine karışıp tüm odayı kaplarken kadın biraz duraksadı, bir an odadan ayrılmayı düşündüğü için ayağı kalktı fakat bu anı kaçırmak istemediğini hissettiğinden tekrar kalktığı yere çöktü. Perdenin bir kısmını havaya kaldırdı. Yüzünü, kendisini dışardaki dondurucu soğuktan koruyan pencereye yasladı.
Saniyeler sonra olacak şeyler tüm hayatını değiştirecek, o zaman o bilmese de hayatını mahvedecekti. Ama dediğimiz gibi, o bunu bilmiyordu.
Bu yüzden kızıl bir parıltı görene kadar yıllarını heba ettiği mahalledeki mavi boyalı eve bakmaya devam etti.
Daha sonra bir ışık hüzmesi gözbebeklerinin üzerine yansıdı. Bir gürültü koptu. Apartmanın etrafındaki arabaların alarmı, apartmanın 3. katındaki çığlıkların gürültüsüyle yarışıyormuşçasına feryat etmeye başlamıştı.
''45 Saniye'' diye bir fısıltı döküldü kadının bordo rengine boyanmış dudaklarının arasından. Sözcükler havada asılı kaldı, başını döndürdü. Ölümden korkan ruhların acı dolu feryatları pencerenin camını aşıp kulaklarına dokundu.
''Yangın var, yardım edin-imdat, lütfen-''
Cümleleri bölen öksürük sesleri.
''Anne! Feriller'in evi yanıyor, uyan!'
''Yardım edin, yardım çağırın.'' Kırmızı elbiseli kadının tanıdığı, tüylerini diken diken eden bir sesti bu.
Kadın irkilerek kafasını camdan ayırdı. Yıllardır hiç yankı etmemişti kulaklarında o korku dolu ses.
Kendisini neyin ürküttüğünü tanımlayamadı. Bu geceyi haftalardır planlıyorlardı. Yüzlerce kez ise hayalini kurmuştu. Bu binada bekleyecek, dışardan gelen yardım çığlıklarını, bağırışlarını kulakları bir çeşit zaferle karşılayacak; intikamını alacaktı. Her şey bittiğinde bir sigara daha alıp, dumanını sönmüş küllerin üzerine üfleyecekti.
O, böyle hayal etmişti, acımayacaktı.
Çünkü onlar, 'o'na hiç acımamıştı.
Fakat işittiği sesler kadının rüyalarını süslermişçesine gibi değildi.
Canını yakıyordu.
Ve bir kabusun içinden seçilmiş gibiydi.
O hariç tüm mahalleli dışarıdaydı. Dışardaki insanları seferber eden bağırtıları bastıran güçlü bir erkek sesini seçebildi kadının kulakları. ''İtfaiyeyi arayın, Zeynep teyze, alevlere yaklaşma. Mehmet, kilimleri getirin! -öksürük- ah, bu yangın da neyin nesi böyle!''
ardından başka bir ses yankılandı.
3. Kattan yankılanan sesler ise kesilmişti.
''İçerde büyük bir aile var, çocukları var!''
İtfaiye yaklaşıyordu. Gecenin ayazını yırtarcasına yankı ediyordu tüm şehire siren sesleri.
Kadın dayanamadı, şimdiyse sadece bir kaç izden ibaret, bir zamanlar kendi yaptığı çürüklerle dolu olan kollarını kulaklarına bastırdı. Çığlık atmamak için kendini zor tutuyordu. Pencere kenarından çekildi, odanın zifirine teslim etti kendini.
Kolları kendinden habersizce vücuduna sarındı ve elleri sanki kırmak istercesine kemiklerini sıkmaya başladı.
Peki ölmek böyle bir şey miydi?
Acı.. Birazcık acı.
Parmaklarından oluşan hapishanenin parmaklıkları bir anda açıldı, kolları iki yanına düştü.
Peki ölmek böyle bir şey miydi?
Pes etmeye karar verirken oluşan amansız hizsizlik.
Yine de olan olmuştu, olanların sebebi 'o'ydu.
Geri çekilemezdi, pes etmek yoktu.
Ve yıllardır, bunun hayalini kuruyordu.
Herkese merhabalar, uzun zamandır Wattpad'de birçok hesap değişikliği yapsam da 5-6 yıldır Wattpad'de yazıyorum ve okuyorum. Öncelerde yaşım daha küçük olduğundan dolayı kurgularımı sağlamlaştıramamıştım fakat ilerleyen zamanla beraber yazma şevkim arttığından, sonunda 'Lavinya'nın Mezarı'nı sonu hazırlanmış bir kurgu halinde Wattpad'de yayıma sokma cesareti gösterebildim.
Umarım bölümü beğenmişsinizdir. İlerideki bölümler ile ilgili bir kafa karışıklığı olmasın diye belirteyim, bu bölüm 2003 yılında geçiyor. Bazı bölümler 2003 yılında, bazı bölümler ise 2020 yılında geçiyor olacak. Bölümün kısalığı yüzünden kusura bakmayın, diğer bölümlerde bu kesinlikle gerçekleşmeyecek.
Gerçekten çok kısa bir süre içinde yeni bölümü yayımlayacağım.
Okumakta kalın...
VOUS LISEZ
Lavinya'nın Mezarı
Roman pour AdolescentsÖnsöz İçimde bir gökyüzü var. İçimdeki gökyüzünde bir bulutun yorgunluğu var. Ayazlı gecelerde yıldızların parlaklığını kıskandığından onları saklayarak gizlemeye çalışan, 'büyük tavan'ın şımarık gözbebeği bulut'un. Üzerimde, bir miktar Güneş'in k...
