We've updated our Content Guidelines.
Review the latest guidelines to keep sharing stories safely.

Bütün Hayatınızın Saklı Kalan Hatıralara Bağlı Olacağını Kim Bilebilirdi Ki?

61 2 0
                                        

Evin en kuytu köşesinde hatırlanmayacak kadar uzakta saklı olan birşey vardır mutlaka. Her gün ayrı bir kaygıdan unutmuş olmak gerek. Rastgele denk gelişin, kapalı gökyüzünde bir anda güneşin ortaya çıkması gibi...Henüz 9-10 yaşlarından öncesini tam olarak hatırlamayan bir insan için mucize ötesi birşeydi bu. Kapalı kutunun içinden çıkan senelerdir giymediğin gömleğin, duvara yapışabilen posterler, birbirine dolanmış kulaklıkla beraber dinlediğin müzik çalar, lise yıllarından kalma kapağı kaybolmuş olan tükenmez kalemin, dondurma parası diye sakladığın bir miktar kağıt parçası... Birde üstünü toz kaplamış olan kırmızı renkli günlük defterin. Herşeyi elinin tersiyle itebildiği kadar uzaklaştırmıştı defterin yanından. Tozunu alsam diye karamsarlıkta kaldığı an. Ufakta olsa tebessüm belirdi yüzünde. Gün yüzüne çıkmayı bekleyen şeyler fısıldadı kulağında. Elinin altındaki herşeyin farklı bir anısı vardı ve şimdiye dair not aldıkları kurguları.
Fakat hiç hali yoktu o gün. Yorgunluğun verdiği ağırlık heyecandan üstün gelmişti. Bulduğu kutuyu tekrar aynı yere koyup odanın kapısına bir kilit vurmuştu. Odada saklı kalması gereken hatıralar, yaşanmışlıklar vardı. Kendisinden başkasının girmesine kesinlikle izin vermemesi lazımdı. Arkası döndüğü an karşısına çıkan abisine kısık bir sesle cevap verebilmişti ancak.
-Korkuttun beni abi ya.
-Ne yapıyorsun burada.
-Hiçbirşey abi. Hiçbirşey...
Aslında hiçbirşey değildi sözünün altındaki cümle. Herşey vardı abi burada. Herşey burada. Bunu sana açıklayamam şimdilik. Ne kadar da ilginç değil mi sözlerin altına yalanları sığdırabilmemiz? Hiçbirşey diye söyleyip geçiştirebilmemiz.

O saatten sonra sürekli düşünceli bir hali vardı. Her yaptığı işte aklı o kilitli bıraktığı odaya doğru gidiyordu. Karanlığın geceyi simsiyaha boyadığı an. Balkonda bulmuştu kendini. Elinde bir fincan kahvesiyle birlikte. Eşlik edecek yıldızlardan başka hiçbirşey yoktu etrafında. İçeride gürültüden boğulan televizyonun sesini bastıyordu, dinlemezden gelebiliyordu. Aşağıda sokakta yürüyen bir insana karşı bile denk gelmemişti gözleriyle. Böyle olması onun için daha iyiydi. Herşeyden birazcık uzak olmak, biraz yalnız kalabilmek istiyordu o gece. Soğuktan üşüdüğünü anladığı her vakit kahvesinden bir yudum alıyordu ısınmak için. Bilmem. Bardağa doldurduğu kaçıncı kahveydi bu? 3. bardaktan sonrasını saymamıştı. Balkondaki perdeyi sıyırıp pencerenin arasından duvardaki saati yokluyordu. Epey zaman geçmişti. Karanlığın siyaha boğulan koyuluğu saatin geç olduğunun habercisiydi zaten. Herkes derin derin uykuya dalmış, kimseyi rahatsız etmeden usul usul adımlarla odasına geçiyordu fakat gözü kilitli bıraktığı odaya doğru gidiyordu. Gitmek ile kalmak arasında bir seçim yapmak için çırpınıyordu olduğu yerde.
- Biri fark ederse, beni gecenin bu saatinde odada görürlerse izah edemem bu durumu. Bunun için uykumdan feda ettiğimi açıklayamam.
Seçimini yapmıştı. Canı pahasına gitmek istediği odaya uzaktan selam göndermiş, odasındaki yatakla beraber buluşmuştu nihayetinde. Halbuki o kadar kahveden sonra uykusu yoktu. Öylece bembeyaz tavanı izleyip kendisine sorular soruyor, herkes gibi hayaller kuruyordu.

"Hayaller işte.
Boğulup çırpındığımız şu dünyada
Tertemiz hayaller.
Gerçek olmama ihtimaline karşı
Bütün pisliklerden arındırılmış
Taptaze hayaller..."

Aslında hayattan zevk alabilmenin birkaç yolundan biridir bazı şeyleri kurgulamak, hayal dünyasında eşsiz oyunlar oynamak. İlla ki basit mi yaşayalım, sıradan bir insan mı olalım? Kendisini ayna karşısında görmüş gibi düşünüyordu, delice hareketlerle en sevdiği şarkılardan birini söylüyormuş gibi hayal ediyordu. O an yüzünde beliren tebessüm, ufak bir gülümseme, gözbebeklerindeki küçücük ışık hiçbirşeyle değiştirilemezdi. Kahve etkisini yitirmeye başlamıştı. Hafif hafif gelen bir esneme, gözkapaklarının istemsizce kapanmaya başlaması uykunun geldiğinin habercisiydi. Kendisini uykuya kaptırıp rahat bir bir sabaha uyanmıştı ertesi gün. Daha yataktan kalkmadan kahvaltının odada dans eden kokusunu iliklerine kadar hissediyordu. Demli çay, patates kızartması ve kekiğe bulanmış bir tabak zeytin. Dahasını saymıyorum şimdilik. Kimseyi kahvaltı için bekletilmesini sevmezdi. Dolaptan çıkardığı lacivert eşorfmanı, siyah kazağını bir çırpıda giymişti. Lavanta kokulu sabunla elini yüzünü yıkayıp sofraya doğru buyur etmişti kendisini.
-Herkese günaydın.
Ailedeki herkes ufak bir kaş göz işareti ile selamlayıp günaydın demişti. Hayatta en çok sevdiği işlerden birisi kahvaltı yapmaktı çünkü öyle bir günde kendini çok pozitif hissediyordu. Her bir zeytin tanesinde kokusunu içine çektiğinde, her koyu demli bardağında, her ekmek bölüşünde mutlu oluyordu. Biraz abartmış olabilirim ama sanki kahvaltıyla aşk yaşıyordu. Bütün bu saydıklarım kahvaltıya has bir özelliktir. Hiçbiri akşam yemeklerinde geçerli olmaz. Kahvaltıdan sonra odasına geçip kapının arkasında duran kot pantolon ve üstüne mavi kazağı giyip hazırlanmıştı dışarı çıkmak için. Mutlu bir haftasonu. Güne güzel başlamıştı. Kuzenleriyle sözleştiği yere doğru gitmek için evden ayrılmıştı. Köşe başında kendisini selamlayan muhtara karşı bir selam göndermişti uzaktan. Onun peşine bakkalda bekleyen bütün arkadaşlarıyla sohbete başlamıştı. Çevresinin bu kadar geniş olduğuna aldanmayın. Ne kadar kalabalık olsa da kendini bir o kadar yalnız hissediyordu. Tam tamına 5 saat doyasıya eğlenmişti piknik alanında kuzenleriyle beraber. Demli bir çay eşliğinde sebebi belli olmayan kahkahalar, bir anda efkara bağlayıp gereksiz yere susmalar, anında içinden gelen bağırma isteği vardı. Şüphesiz bir şekilde hepsi karmakarışık bir halde eğlendiğini anlıyordu. Vakit geçmeden ayrılmışlardı hep birlikte. Evin yolunu tutuyordu. Beklediği otobüsün hep zamansız gelişi sinir ediyordu onu. Yarım bıraktığı sigarayı kaldırım üstüne atarak binmişti otobüse. Otobüsün içi tıklım tıklım, aradan zorlukla sıyrılabiliyordu kapının yanına. 60 yaşındaki amcaların cam kenarındaki siyasete dair sohbetleri, lise çağındaki çocukların grup halinde dengesiz hareketleri, her durakta yer gözleyen yengelerin koltuk kapma çabası. O ise hepsinden bağımsız bir an önce otobüsten ayrılma telaşı içindeydi. Nihayet gelmişti varacağı yere. İzin isteyerek otobüsten güç bir halde inebilmişti. Sevmiyordu kalabalıktan boğulan yerleri. Tüm nefesler tutuluyor bir yere hapsolmuş gibi. Bu yüzden haz etmiyordu böyle yerlerden. Herşey mecburiyetten.

BİLİNMEZE YOLCULUK Stories to obsess over. Discover now