NOT: Kitabımın kendim editlemiş olduğum tanıtım videosunu ekledim. Kitaba başlamadan önce göz atarsanız çok sevinirim.
Saat akşam 8e doğru ilerlerken,korna sesleri yükseldi.Odamın kapısının açılmasıyla kız kardeşim seslendi.
''Hadi 20 yaş güzeli,kutlamaya .'' deyip sırıtmaya başladı.Son kez aynamdan saçlarımı düzeltip Ceren'in yanağına bir öpücük kondurdum.
''Fazla içme ha.Ayyaş bir abi istemiyorum.Annemle akşam teyzemlere geçeceğiz.Hafta sonunda orda olacağız.Eve o pis arkadaşlarını doldurma! ''diye arkamdan bağırdı.Cevap vermeden el sallayarak evden çıktım.Günlerden 14 Mart.Hayat basamaklarındaki 20.basamağım.20 senelik hayatıma dönüp baktığımda,pek dolu bir yaşantı göremiyordum.13 yaşından 18 yaşına kadar sosyofobi problemi olan sınıfın en arka sırasında oturan,iki kelimeyi bir araya getiremeyen,birisi yanıma yanaşıp konuşacak diye ödü kopan biriydim.Üniversiteye geçmeden bir sene evvel annemin zoruyla psikaytri desteği ile bu sorunu atlatsam da.Geriye hala kötü anılar,hastanelerde geçen onca gün, tonla alınan ilaçların izi.Tedavi olsamda hala yırtık bir tip değildim.Olamayacaktım da.Aklımda tonlarca kelime düşünce geçse içimde asla susmayan bir insan olsamda dışarıya hala yansıtamıyordum.Ama en azından şükrediyorum ki insanların karşısına çıkınca içten içe artan utanç,özgüvensizlik hissi yoktu.Sonuçta hayatımın 5 senesini içimde tek yalnız başıma geçirdim.Ben de bir anda her şeyin hal olmasını,çevremde yüzlerce insan olmasını beklemiyordum.Biliyordum zamanla gerçekten çok daha iyi olacaktım.Gerçekten tamamen özgüvenle insanların karşısına çıkıp her fikrimi sonuna kadar savunacak,herkesle arkadaş olmaya can attığım zamanlarda gelecekti.Şimdiden yeterince iyi ilerleme kaydetmiştim.2 yakın arkadaşım hatta arkadaştan öte iki kardeşim olmuştu.Olcay ve Enes.Olcay hayatı tamamen tiye alan bir tipti.Hayatı anlık yaşayan,ortamı güldüren.gülmeyi seven eğlence adamıydı.Enes de grubun mantık küpüydü.Sürekli olaylara ciddi bakıp en ufak saçma konuyu bile analitik düşünür.Fikirlerini insanlara aktarmayı severdi.Kornanın bir kere daha çalınmasıyla düşüncelerimden arındım.Arabanın ön camı açıldı.Olcay camdan çıkarak güneş gözlüklerini burnuna indirip kahkaha atarak;
''Hadi oğlum!Senin yüzünden gece boyunca tavlayabileceğim kız sayısı daha düşük olacak.Bilirsin benim gibi yakışıklıyı,kızlar saatlerdir bekliyor.''
''Hassiktir ordan.''diyerek direksiyon başındaki Enes,Olcayın kafasına yapıştırdı.Gülerek arka kapıyı açıp,arabaya bindim.
***Kumsal***
Yorgundum,bitkindim.Masanın üzerindeki kadehe doğru parmaklarımı uzattım.Kadehi kaldıracak gücüm bile kalmamıştı.Parmaklarımın arasına kadehi alarak içindeki son damla şarabın boğazımdan aşağıya kaymasını izin verdim büyükçe yutkundum.Masaya doğru kafamı koydum.Göz yaşlarım şelaleden farksız bir şekilde yanaklarımdan aşağıya dökülmeye devam ediyordu.Kalbimin acıdığını hissediyordum.Canım yanıyordu.Kalbim kırılmıştı.Kırılmak ne kelime ki?Param parçaydı.Tırnaklarımla tahta masayı tıkırdattım.Masaya bıraktığım telefonum titreşmeye başladı.Parmak uçlarımla telefonu kaptım.Meşgul tuşuna bastım.Belki bu gece Ilgının 10.arayışıydı.Masadan kafamı kaldırıp garsonu çağırdım bir kadeh daha istedim.Geri masaya kafamı koydum.Yorgun hissediyordum göz kapaklarım her an kapanacak gibiydi.Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülmeye devam ediyordu.Artık gücüm kalmamıştı.O kadar zordu ki kalabalık içinde yalnız olmak.Hiç bir insanın yanında gözlerinizden yanaklarına yaşlar damlamadıkça,insanlar sizi kalpsiz görür.Hiç kırılmaz,hiç üzülmez sanarlar.Güçlüdür,ağlamayan insanlar derler..Aslında güçlüden daha çok yalnızdır bu insanlar.Hiç bir insanın gölgesine dahil güvenmezler.Ağlar,üzülürlerse,vururlar zaaflarından o insanlar bilirler.Bu yüzden yalnız insanlar ağlamaz aslında.Aslında ağlar ama içine içine ağlarlar.Bu yüzden hep ağlamak istedikleri zaman,göz yaşlarına engel olmadıkları zaman böyle yapayalnız,limansız ağlarlar işte.Sonra kalkar hiçbir şey yokmuş gibi devam ederler.Kimsenin ruhu duymaz.Gelen kadehimle beraber masaya yatmayı bırakıp diklenmeye çalıştım.Çantamdan çıkardığım el aynasını baktım.Mahfolmuştum.Makyajım siyah siyah gözlerimin altına birikmiş, hatta birikmekle kalmamış yanaklarıma kadar akmıştı. Kumral saçlarım birbirine girmişti. Kendimi incelerken ağzımdan bir hıçkırık koptu.Kendimi yapayalnız hissediyordum.Başım dönüyor.İnsanlar da beraberinde dönüyordu.Barın en uç masasında oturan ben, etrafa baktım.İnsanlar müzikle beraber eğleniyor,gülüyor,Ve yalnız bir şekilde değil.Bense burda ki en acınası insan olabilirdim.Oturmuş aptal gibi ağlıyordum.Bu zamana kadar hep duygusuz soğuk diye bilinen Kumsal 3 yaşındaki bir çocuk gibi ağlıyordu. Bunları hatırlatıp ağlamamı dindirmeyi umut etsem de olmuyordu. Ben daha küçük bir bebekken annem beni ve babamı terk edip gitmişti. Bu yaşıma kadar anne sevgisinden merhametinden eksik kalmıştım. Hep bir yarım bu yüzden eksikti. Senelerce ona kızdım ilk koşuşumu görmediği, ilk okula gidişimi görmediği için. Ağladığım zaman anne diye sarılacak bir annem olmadığı için hep ona kızdım. Neden bana böyle bir darbe vurmuştu? Onu görürsem tek soracağım soru buydu. Babamda hayatını paraya adamış işe yaramaz bir adamın tekiydi. Birde şaka gibi estetik güzeli sevgilisiyle evlenmeye karar verdiğini, eve alacağını söyledi. Yanında ise 21 yaşında ki serseri oğlu. Benim hiçbir kararım alınmadan, sorulmadan . Belki bencillik ediyorum fakat o kadın hiç de babamı seven veya bir sevecek bir kadın gibi durmuyordu. İstemiyordum. Bu sözleri babama sıralarken seneler önce seni ve beni terk eden annene sor, artık mutlu olmak benim de hakkım diyerek evden çıkıp gitti. Şaşırmadım hiçbir zaman beni merak edip nerdesin diyen bir babamda olmadı.Ellerim titreyerek kadehi kavramaya çalıştım. Kadeh ellerimden kayarak yere doğru düşerek tuzla buz oldu. Tüm bakışlar üstüme doğru dönünde alkolün ve hüznün verdiği etkiyle bağırmaya başladım.
''Ne bakıyorsunuz be! İşinize bakın!''
''İşinize bakın dedim ha! Hiç ağlayan bir kadın görmediniz mi? Ağlamak benimde hakkım.''
Bardaki birkaç bardağı daha yere atmaya başladım, çılgına dönmüştüm her yer kararmıştı, gözlerim yaşlarımdan önümü görmez olmuştu. İki adam beni tutup azarlamaya başladı.
''Sorun çıkaracaksan paranı verip siktir git.''
Göz yaşlarım hala yanaklarımdan damlarken, bir kahkaha fırlattım. Sinirle sıktığım yumruğu adamın yüzüne indirecekken tanıdığım bir sima bileğimden tutu.
''Merak etmeyin ben tanıyorum. Parayı ödeyip mekandan çıkaracağım .Verdiğimiz rahatsızlık için özür dileriz.'' Dedi ve bileğimden tuttu.Hiddetle bileğimi çekip salınarak konuşmaya başladım.
''Pardon acaba sen kim oluyorsun? Bak sen okulun eziği alkollü halimden fırsat bilip beni etkileyebileceğini sanıyor.'' Diyip büyük bir kahkahayı patlattım işaret parmağımı göğsüne bastırıp devam ettim.
''Sen bir hiçsin.''
Yüzüne bakıp gülümseye devam ederken gözlerimin karadığını hissettim.Deli gibi başım dönüyordu.Artık ayaklarım vücudumu kontrol edemiyordu.Gözlerim kararmış ve bedenimi salmıştım.
Uyandığım zaman barın yerinde iki büklüm bir şekilde yatarken barın tuvaletinden bir çığlık koptu. Sürünerek ilerlemeye başladım. Barda kimse kalmamıştı.Neden hala burda olduğumu,neden bu şekilde olduğum hakkında hiçbir fikrim yoktu.Mini eteğimi çekiştirdim topukluluklarımı bir kenara bıraktım.Gözlerimi elbiseme çevirdim.İki yanı kan lekeleri ile dolmuştu.Avuçlarıma baktığım zaman ellerimden kanlar süzülüyordu.Kalbim küt küt atıyordu.Neler olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu.Boğazım düğümlenirken koşarak tuvalete koştum. Yerdeki kan lekelerinin ilerisinde bir ceset yığılmış bir şekilde yatıyordu. Ağzımdan ardı ardına hıçkırıklar gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Kanlı ellerimle hıçkırığımın kesilmesi için ağzımı tuttum.
''Onu ben mi öldürdüm? Nn-neden? ''
Yere eğilip hıçkırarak ağlamaya başladım.Titriyor ve kafayı yemek üzereydim.Bayılmadan önce gördüğüm okulda sessiz ortalıkta dolaşmayan adını bilmediğim çocuk bana doğru geldi.
''Ne oldu! Allahın belası naptın ne oldu? ''
''Onu sen öldürdün Kumsal. Hiç bir şeyi hatırlamıyor musun? ''
Kahkaha atmaya başladım.Başımı sallayarak.Ayağa kalktım.
''Ben hiçbir insanı öldürmem çocuk! İnsanlardan nefret ediyorum orası doğru! Ama hiçbir nefes için elimi kana bulamam.''
Ellerimi tutup akan kanları parmağıyla sildi.
''Buladın bile. Belki de bir nefes için elini kana bulamaya senelerdir razıydın? Ama merak etme sana yardım edeceğim. Son nefesime kadar.''
''Sen kimsin ki!'' diyip elimi çektim. Korkuyordum. Kalbim deli gibi çarpıyordu.
''Bak kim olduğuna.'' Diye usulca fısıldadı.
Korkar adımlarla yanaştım.Yere eğilip cesedin yüzüne baktım. Bir o kadar yakın ama bir o kadar da uzak gelen bir simaydı. Yapboz gibi parçalar birleşiyordu göğsümün her köşesinde bu kadın sanki benim seneler sonraki halimdi. Kumral aralara kırlar karışmış saçlar, uçları soyulmuş bordo tırnaklar. Tanıdık yüz...Gözlerimin önünde annemin beni kucağına aldığı geçenlerde yaktığım fotoğraf belirdi. Fotoğraftaki kadın şimdi kanlar içinde yerde yatıyordu. Titrek bir sesle göz yaşlarımın içinde zorla fısıldadım.
''A-nne...''
YOU ARE READING
Bordo
Mystery / ThrillerTırnaklarının ucundan borda ojesi, dudaklarından bordo ruju eksik olmayan duygularını dışarı yansıtmayan duygularını dışarı yansıttığı an her bir parçasından kırılacak ,dağılacak gibi hisseden,sert,kaba,güçlü Kumsal ALAZ. 5 yaşında babasının ölümüyl...
