one ;

616 38 10
                                        

karşındaki kızın utanmış tavırları tuhafına gitmişti. yine de yüzüne nazik bir gülümseme takıp başını salladı. "üzgünüm, jiho. jaehyun ile biz... artık arkadaş değiliz."

"oh," jiho'nun yüzü biraz daha kızarırken başını salladı ve mırıldanarak hızlı adımlarla yanından uzaklaştı. "seni rahatsız ettiğim için kusura bakma, chaeyoung."

jiho yeterince ondan uzaklaştığında gülümsemesini yüzünden silip iç çekti ve meraklı gözlerle onu izleyen üç arkadaşına döndü. üç kızın aklından geçen soruyu bildiği için homurdandı ama bir şey demeden yemeğine gömüldü. er ya da geç soracaklardı.

"jaehyun'la neden arkadaş olmayı bıraktığı bize anlatmıyorsun. neden?" jisoo çok geçmeden klasik soruyu ortaya atmıştı. lisa ve jennie'de ona katılan bir kaç ses çıkardığında, masadaki bütün ilgi yine ona dönmüştü. isteksizce ağzındaki lokmayı yuttu ve konuştu.

"bir sebebi yok da o yüzden. zaman geçtikçe uzaklaştık o kadar."

"chaeyoung, siz beraber büyüdünüz ve iki sene öncesine kadar çok yakındınız. bizi kandıramazsın."

jennie lafını bitirir bitirmez, kafeteryanın kapısı açıldı ve önde mavi saçlı jaehyun olmak üzere dört genç girdi. kızların çoğu kıkırdayarak dörtlüye bakıp fısıldaşmaya başlamışlardı. chaeyoung ve arkadaşları da onlara bakıyordu. jaehyun bir an onların olduğu tarafa bakınca chaeyoung'la göz göze geldi. ikisi de bir kaç saniye sonra gözlerini çekerken, chaeyoung daha fazla bu konu hakkında konuşmak istemiyordu. "gitmem gerekiyor. tarih ödevinin araştırması için kütüphaneye uğrayacağım."

"ama o ödev için daha vaktimiz var," lisa'nın dediğini umursamadan çantasını sırtına takıp masadan kalktı ve hızlı adımlarla kafeteryadan çıktı. o giderken jisoo'nun başının suçlulukla eğildiğini tahmin edebiliyordu.

kütüphane çoğunlukla boştu. masalarda ders çalışan ve bilgisayarların başında olan bir kaç öğrenci vardı. gittiği lisenin özel bir tane olduğunu en çok kütüphaneye geldiğinde fark ediyordu. okul, zengin ailelerin yaptığı yüklü bağışların büyük bir kısmını buraya ayırıyordu ve kütüphanenin büyüklüğü düşünülünce bu gayet doğru bir karardı. danışma masasının başında sıkkın bir şekilde kendi bilgisayarına bakan kadını es geçip rafların arasında dolaşmaya başladı. elbette araştırma yapmaya falan gelmemişti, arkadaşlarından uzaklaşmaya gelmişti çünkü jaehyun ile aralarında neler olduğu öğrenmeden chaeyoung'un gitmesine izin vermeyeceklerini biliyordu.

annelerinin liseden beri herkesin kıskanacağı kadar güçlü bir arkadaşlıkları olmuştu. yıllardır birbirlerinin yanından asla ayrılmamışlardı, evlendiklerinde bile. bu yüzden aynı anda hamile kalmaları o kadar da şaşırtıcı gelmiyordu. chaeyoung, jaehyun'dan sadece üç gün büyüktü. bu ve anneleri, hayatlarının sonraki 15 yılını beraber geçirmeleri anlamına gelmişti. ve o 15 yılda, jennie'nin de anlattığı gibi, anneleri gibi bir arkadaşlıkları var gibi görünmüştü. ama farklı cinsten bir arkadaşın varsa, ergenlik tehlikeli bir zamandı ve onların arkadaşlıkları zararsız kurtulamamıştı.

chaeyoung suçu jaehyun'a atıyordu. büyürken bu kadar yakışıklı ve nazik olması, kesinlikle yardım etmemişti. ama yine de ona olan duygularını bir süre inkar etmeyi başarmıştı.

bunu değişmesi ise sadece bir an yüzünden olmuştu. orta okulun son yılında, oyun olsun diye bir sınıf arkadaşı chaeyoung'un örgüsünü açmıştı (dört yıl sonra geriye bakınca 14 yaşındaki bir çocuğun bunu yapması çok mantıklı gelmiyordu). chaeyoung kafa karışıklığı ve kızgınlıkla sınıfın en arkasındaki sırasında ağlarken jaehyun bunu fark etmişti. kavga etmekten yana biri asla olmamıştı bu yüzden sessizce ağlayan chaeyoung'un yanına gidip bir anda saçlarını örmeye başlamıştı. chaeyoung ağlamayı bırakmıştı çünkü jaehyun'un parmaklarının saçlarında gezdiğini hissettiği an kalbi göğüsünden çıkacakmış gibi atmaya başlamıştı. örgüsü yamuk yumuktu ama chaeyoung o an, o örgü annesinin örgülerinden bile daha güzeldi. jaehyun gamzelerini göstererek gülerek chaeyoung utanarak yanağına minik bir öpücük bırakmıştı.

ondan sonra aklı ve kalbi tamamen gamzeli gülümsemesi olan o çocuğa ait olmuştu. onu düşünürken yanakları kızarıyordu ama yine de o derse çok odaklanmışken elinde olmadan göz ucuyla jaehyun'u izliyordu. onunla sevgili olup elini tutmanın ve hatta onu öpmenin nasıl olduğuna dair hayaller kurarken dersler uçup gidiyordu.

liseye geçince her şey bir anda tepe taklak oluvermişti.

chaeyoung, jaehyun'un heyecanla yanına gelip bir kızdan hoşlandığını söylediği anı unutamıyordu. gözleri parıl parıldı ve chaeyoung'un çok sevdiği o gamzeli gülümsemesi yüzünü aydınlatıyordu. kızın adı yerim'di, onlardan bir ya da iki sınıf küçüktü. jaehyun'la sınıfının yerini sorduğunda tanışmışlardı. jaehyun o andan beri onu düşünmeden duramamıştı, dediğine göre. ondan bahsetmeye öyle kaptırmıştı ki kendisini, chaeyoung'un kızaran ve dolan gözlerini fark etmemişti. konuşmasını bitirdiğine yerim arkalarında belirmiş ve jaehyun ona görüşürüz bile demeden fırlamıştı.

bir hafta sonra ise ona artık sevgili olduklarını söylemişti.

yerim ve jaehyun sadece üç ay çıkmıştı ama jaehyun ondan o kadar çok hoşlanıyordu ki, yerim ona chaeyoung ile görüşmesini kesmesini çünkü kıskandığı söylediğinde jaehyun itiraz etmeden onunla bütün ilişkisini bir anda kesivermişti. zaten çıkmalarından dolayı üzgün olan chaeyoung'un kalbi, bu olayla binlerce parçaya bölünmüştü. ilk aşkı olmasından mı, yoksa arkadaşlıklarının uzunluğundan mı bilmiyordu ama jaehyun'un yokluğu ona gerçekten çok sert vurmuştu. lisa, bu olaylar olmadan bir kaç önce okullarına gelmişti. ikisinin arkadaşlıklarının nasıl olduğunu biliyordu, bu yüzden kendisi kapatan chaeyoung'a yanaşmıştı. lisa ilk başlarda zorlansa da kişiliğinin yaydığı enerjiyle yavaş yavaş chaeyoung'u açmayı başarmıştı. bunu yaptıktan hemen sonra onu jennie ve jisoo ile tanıştırmış, dördü yakınlaşmışlardı. günler geçtikçe üzüntüsü kızgınlığa döndüğü için, ayrıldıklarına tekrar onunla arkadaş olmak isteyen jaehyun'u çok ters bir şekilde karşılamıştı. üç aylık bir kız için bütün hayatı boyunca yanında olan bir arkadaşını bırakması ona dokunmuştu.

ve, şimdi, iki yıl sonra ne chaeyoung ne de jaehyun birbirlerine tekrar ulaşmaya çalışmışlardı. jaehyun, ilk sene basketbol takımına katılmasından ve yakışıklı olmasından dolayı sosyal bir başarı elde etmişti. özellikle yerim'den ayrıldıktan sonra, fazlasıyla popüler biri olmuştu. chaeyoung da arkadaşlarıyla okuldaki erkeklerin arasında bir itibara sahipti ama jaehyun ve takımınki kadar yoğun ya da büyük değildi. ama okuldaki herkes ikisiyle aynı orta okula da gittiği için, çocukluk arkadaşı olduklarını neredeyse herkes biliyor sayılırdı. bu yüzden jaehyun'dan hoşlanan kızlar, her hafta chaeyoung'tan onların arasını yapmasını istiyordu.

onları hala arkadaş olmadıklarını söyleyerek reddediyordu ama reddettiği kızlar bundan diğerlerine bahsetmiyor gibi duruyordu.

ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu ama kendini kulaklıklarını takmış bir şekilde ne arkadaki rafların birinin dibine oturuyor olarak bulmuştu. rahatsız etme modunu kapattığında, lisa ve jisoo'dan gelen ardı ardına bir sürü mesaj vardı. lisa'nın mesajları, 'derse gelecek misin'den; 'dersi bensiz kırdığında inanamıyorum'a dönüşürken jisoo'nunkiler ise özür dilediğini söyleyen mesajlardı. saate baktığında neredeyse iki ders kaçırdığını fark etti. kendine kızarak kalkıp kütüphaneden çıkarken tek kendisinin kaldığını gördü.

dünya dinleri dersinin verildiği sınıfın önünde üç arkadaşı da onu bekliyordu. chaeyoung'u görünce jisoo boynuna atılarak tekrar tekrar özür dilemişti. chaeyoung sorun olmadığını söylediğinde, jennie'nin yüzündeki şüpheli gülümsemeyi fark etmişti.

"bu neden böyle gülüyor?" diye sorduğunda lisa, heyecanla cevap verdi.

"ortadan kaybolduğun bu zaman diliminde, ben ve jen dördümüzü iki hafta sonra olacak amigo seçmelerine yazdırdık."

"ne?"

merhaba, merhaba! yeni bir jaerosé kurgusu ve 1k'lık bir ilk bölümle karşınıza geldim! bu hikaye biraz yavaş ilerleyecek ama çok da yavaş değil... gerçi, hikayelerim hiç en başta düşündüğüm gibi olmuyor o yüzden kesin bir şey diyemem.

evinizde sağlıklı kalın, sizi seviyorum!

apricity. | jaehyun x rosé.Histórias para pegar e não largar. Descubra agora