Bölüm 1

52 1 1
                                        


ORADA KAL


O akşam bardaktan boşalıncaya kadar yağmur yağıyordu. Saat yediyi biraz geçmişti. En sevdiğim realite Show 'u açmış her zaman ki şarabımdan yudumluyordum ki kapı çaldı. Kapıyı açtım karşımda harika bir adam duruyordu. Resmen nutkum tutuldu. O kusursuz duruyordu. Upuzun boyu, altın sarısı saçları bembeyaz teni vardı ve harika gülümsemesi beni kendine çekmişti. Birkaç saniye ışığına kapıldıktan sonra hemen kendime gelip cevap vermek için ağzımı kıpırdatmıştım ki o benden önce davrandı

-Merhaba hanımefendi ben karşı komşunuz Alp.

-Merhaba bende Mira, buraya yeni taşındınız galiba

-Aslında buraya taşınalı1 hafta oluyor Fakat sizinle hiç karşılaşmadık. Sanırım evde yoktunuz.

-Evet, ben Amerika'daydım. Bazı işlerim vardı onları halledip geldim. Döneli 2 saat falan oluyor. Aslında ben yazarım. Şuanda da uzun zamandır bitirmeye çalıştığım kitabımı yazıyordum.

Aman Tanrım sus ne saçmalıyorum ben! Ne oluyor bana, başka saçma bir şey daha ağzımdan çıkamamalı.

'Anlıyorum' dedi sıcacık gülümsemesiyle ve dudağını hafifçe ısırarak devam etti.

-Yazarsınız demek çok hoş. Aslında buraya kargonuzu vermeye geldim. Siz evde olmayınca sanırım kargocu bana vermeye uygun gördü.

O bütün bunları söylerken ben onun güzel gözlerinde kaybolmuştum çoktan ve kaybolduğum o yerden aniden geri geldim. Kargo mu internetten en son ne siparişi vermiştim ben evet hatırladığım kadarıyla erotik birkaç malzeme. Neyse ki siyah paketle gönderiyordu. Aradan geçen 5 -6 saniye sonra tekrar konuşmaya devam etti

-Bana yardıma gelen dangalak bir arkadaşım pakete bakmadan benim zannedip onu açmış. Bak Mira gerçekten çok üzgünüm. Beni affetmen için poşetin içine en sevdiğim şampanyayı koydum.

-Sorun değil, teşekkür ederim. Sanırım içeriden telefonum çalıyor. İyi geceler

-İyi gece...

Aferin çocuğun yüzüne kapat kapıyı. Yakışıklı olmasaydı fazlasını hak etmişti. Neyse ki şampanyayı seviyordum.

Boş vermeliydim olan olmuştu ve artık yapacak bir şeyde yoktu. Kafamın dağılması için evi düzenleyip yatmaya hazırlandım. Yatak odamın penceresinden karşı evin salonunu görebiliyordum ve şimdide kafam o evdeki uzun saçlı manken çocuğa takılmıştı. Manken mi değil mi bilmiyorum ama ona öyle diyorum çünkü manken gibi vücudu var. Bunu biliyorum çünkü salonda sadece altında külotla oturur. Ve bence külot erkekleri daha seksi yapıyor. Onu gözetlerken defalarca yakalanmıştım ama hala perdelerini kapatmıyordu. Yine orada mıydı acaba diye göz gezdirdim ama maalesef, ışığı kapalı görünüyordu. Ardından kafamı yastığa koyup düşünceler içinde uykuya daldım.

Sabah güneşin yüzümü öpüşüyle uyandım. Saat 10 civarındaydı dolaba baktım kahvaltılık bir şey yoktu. İşte yalnız yaşamanın bana göre en sıkıcı yanı kesinlikle buydu. Kısa bir duşun ardından dışarıda kahvaltı yapmaya karar verdim. Üstüme tül yeşil bir elbise geçirdim ve arabamı en yakın pastaneye sürdüm. Pastanede kahvaltımı yaparken yarım kalan romanım hakkında notlar almaya başladım o an fikirler yağıyordu ve sanki ilham perisi o an benimleydi. Kafamı notlardan kaldırdığımda içeride kahve sipariş eden 'manken'çocuğu gördüm. O buradaydı ve kalbimi ağzımda hissetmeme neden oluyordu ama daha fazla oturmak da istemiyordum. Hızlıca kalkmak için hazırlandım ve masaya parayı bıraktım sadece doğru zamanda kalkmam gerekiyordu.  Kapıya doğru yöneldim tam çıkacakken o sırada biri kapımı açtı. Vitrin camından onun 'manken' çocuk olduğunu gördüm.

Benimle Kalmayacak Mısın ?Historias para obsesionarse. Descúbrelo ahora