KAÇIŞ

38 4 0
                                        

Yaklaşık beş ay önce başladı her şey. Ekim ayında. Tüm dünyada insanları öldüren bir örgüt ortaya çıktı. Fazla profesyonellerdi. Onların tüm Dünya'yı bu denli sallayacağı en baştan belliydi. İlk hedefi Rusya oldu. Daha sonrasında tüm dünyaya yayıldı. Onlar alacakları şeyleri rastgele seçmediler. Fazlaca araştırılmış,önemli,gerçekten hem fiziksel hem ruhsal açıdan güçlü insanları seçtiler. Daha doğrusu insanlar kriterlerin sadece bunlar olduğunu sanıyorlardı. Değildi. Seçtikleri çocukların neler yapabildiklerini sadece onlar biliyordu. Onlar "seçilmiş" insanlardı.

Şimdi size bu ana kadar yaşadığımız şeyleri anlatayım.

Çok sıkıcıydı. Şu an bulunduğum ortamdan şikayet ettiğim gibi çoğu şeyden şikayet ederim. Birçok şeyden memnun olmam. Adım Akel. Aslında adımın anlamının aksine gittiğim yerlere hiçbir zaman uğurlu gelmem. Dışarıdan bakıldığında arkadaş çevrem çok geniş olsa da gerçekten beni sevdiği için arkadaşım olan çok az kişi var. En yakın arkadaşım Asel gibi. Benim aksime her zaman koruyup kollayacağım kadar masum ve temizdir kendisi. Konferans. Başka okulların da bulunduğu meslek seçimiyle ilgili konferanstaydık. Tüm okulun konferans salonunun bulunduğu -1. kata inmesi gerekiyordu. Okulun en büyükleri yani on ikinci sınıflar hiçbir zaman konferansa inmezlerdi.11. sınıf olan biz ise salonda yer kalmadığından yakınıyorduk. Bu hep böyleydi hiçbir zaman o mükemmel derecede rahat koltuklara oturamadık. Konferans salonunda o kadar tanıdığımız sınıf varken başka okuldan gelen kişilerle yan yanaydık. Ne güzel. Hepimiz birlikte kapının hemen sağ çaprazındaki duvarın yanına geçtik ve duvarın sonuna oturduk. Yere oturuyorduk. Yanımızda ise bir klima vardı. Burası çok içte kaldığı için gözükmüyorduk. Konferans başladı. Hiçbirimiz konferansı dinlemiyorduk. Aramızda sohbet edip, gülüşüp eğleniyorduk.

Henüz birkaç dakika geçmişti. Koridorda büyük bir gürültü duyuldu. Birkaç çığlık sesi yankılandı bütün salonda,öncelikle hiçbirimiz umursamadık birkaç ergen bağırıp duruyordur deyip geçtik. Fakat sonra daha yakından bir silah sesi duyulduğumuzda işler değişti. Artık çığlık sesleri sadece koridordan gelmiyordu salonda da herkes çığlık çığlığaydı. Salonun kapısı dışardaki kişiler tarafından değil de salonda bulunan panikten gözleri dönmüş ve kapıyı açmaması gerektiğini idrak edemeyecek derecede endişeli öğrenciler tarafından açılmıştı. Kapıyı açmalarına rağmen dışarı çıkamadılar. Yapabildikleri hareket sadece büyük bir çığlıkla geriye kaçmak oldu. İçeriye en büyüğü 25 yaşında olabilecek adamlar girdi. Aslına hepsi farklı dış görünüşlere sahiplerdi. Bazıları sarışın bazıları esmerdi. Doğruyu söylemek gerekirse son derece karizmatik duruyorlardı. Yüzlerinde maske yoktu bütün salonu öldüreceklerinden ve yüzlerinin öğrenilemeyeceğinden o kadar eminlerdi ki maskeye gerek dahi duymamışlardı. Ellerinde silah yoktu ama az önce duyduğum sesten sonra üzerlerinde silah bulunduğunu anlamayacak kadar salak değildim. Salonun ışıkları açıldı. Gözlerini bütün salonda gezdirdiler ve ardından kapıyı kapattılar gözleri kapıda fazlaca oyalandı sanırım kapıda anahtar aradılar fakat kapıda anahtar yoktu. Biliyorduk. Daha sonra korkudan ağlayan tanıtım yapan büyük öğrencileri asla düşünemeyeceğimiz bir şey yaptı nerden çıkardığını bile bilmediğim silahlarla hepsini vurdu. Çığlıklar artık ağlamalarla süsleniyordu. Az önce yüzlerindeki mutlulukla bizlere bir şeyler anlatan insanlar şimdi yoklardı. Ölmüşlerdi. Tabi bunlar olurken biz hala gözükmüyorduk. Bizi buraya gelmedikleri sürece asla göremezlerdi. Daha sonra uzun boylu sarışın fazlasıyla yakışıklı biri konuşmaya başladı. Sanırım o da ne kadar yakışıklı olduğunu farkındaydı çünkü çapkınca gözlerini kırpıp, sırıtıyordu. "Selam" Dedi. Bu durumda olmasak sanırım bu sese kahkahalarla gülebilirdim. Öyle birinde bu kadar masum bir ses çıkmaz , çıkamazdı. "Hazır mısınız?" Bundan sonra duyabileceğimiz en düşük ses buydu. Çünkü ellerindeki o çok ağır olduğunu bildiğim ve önemli derecede büyük silahlarla bütün salonu tarayacaklarını anlamıştım. Bunu sadece ben anlamamıştım sanırım ki çığlıklar bir anda yükselmişti, herkes yalvarıyordu. Daha sonra o silah seslerinin bile bastıramadığı çığlıklar azalmaya başlamıştı. Ben daha ne olduğunu idrak edememişken onlar herkesi öldürmeye başlamışlardı. Biz söylediğim gibi iç tarafta oturduğumuz için, bizi görmeleri ve sıktıkları kurşunların bize gelme olasılığı yoktu. Yavaş yavaş azalıyorduk. Evet, görmemişlerdi fakat görmeleri an meselesiydi. Buraya doğru geliyordu birkaçı. Daha sonra dikkatlerini dağıtacak bir şey oldu. Konferans salonunun gizli kapısı -ki o kapı olası bir saldırı için değil herhangi bir doğal afet için vardı- açıldı ve yaşayan herkes oradan kaçmaya çalıştı.O adamların hepsi ani bir manevrayla oraya yöneldi. Biz boşa çıkmıştık. Orada oturan herkes - yaklaşık on beş kişi- asıl çıkışa doğru aradan yavaşça koşmaya başladık. Farkedilmemiştik çünkü o aradan kapıya ulaşmak beş saniye bile sürmemişti. Biz 2. katta ki kendi sınıfımıza doğru koşmaya başladık. Fakat daha sınıfa varamadan 2 kişiyi daha kaybettik. Merdivenden düşmüşlerdi. Çok sakarlardı. Onları da kaybedince artık Asel'in gözlerinden yaşlar akarak çıkmaya başladı merdivenleri. Zor da olsa en sonunda sınıfımıza vardık. Kapıyı kapattım ve sessizce dışarıdaki nöbetçileri izlemeye başladık. Sınıfımızdaki cam bütün bir duvarı kaplıyordu ve o camdan içerisi gözükmüyordu. Bir süre sonra ise sessizliği bozan diğer okuldan gelen bir çocuktu. "Bir şeyler yapmamız gerekiyor. Sonsuza dek burada bekleyemeyiz." dedi. Ona ilk defa karşılık veren ise içindeki burukluk ve gözlerinde artık tutmakta zorlandığı yaşlarla "Küçük pencere yangın merdivenlerinin etrafındaki demirlere çıkıyor. Nöbetçilerin görmediği bir sırada oradan teker teker inip bir şekilde kaçabiliriz. " diye karşılık verdi Asel. Bunu duyduğunda ise başka bir çocuk oradan kaçmak ve kurtulmak için her şeyi düşündüğünden hemen pencereye yöneldi. Salağın tekiydi. Diğeri ise beklemesi için onu uyardı. Plan tam olarak hazır değildi ve bir arkadaşını daha kaybetmek istemiyordu. Fakat herkesin uyarılarına rağmen o çocuk tavırlarından asla taviz vermeden "üzgünüm Aral" dedi ve yangın merdivenlerinin etrafında ki demirlere tutunarak hızlı hızlı yere doğru inmeye başladı. Demek ismi Aral'dı. Bir süre sonra neredeyse yolu yarılamıştı ve inmeye kesintisiz devam ediyordu. Çocuğun bu kadar dayanması hepimizi şaşkına çevirmişti. Oysa o son demirlere geldiğinde oldukça rahat görünüyordu. Son kez kendini aşağıya doğru itti. Yanlış bir hamleydi. Yerdeydi. Ayağı değil bütün bedeni. Düşmüş müydü? Hayır. Vurulmuştu. Biz kendimize Mira'nın bizi çekiştirmesiyle geldik. Duyduğumuz tek şey tiz ve titrek bir çığlıktı. Ekin'in çığlığı. Yerimizi belli edebilecek kadar büyük bir çığlık.

Ps341Cerita yang bikin terobses. Temukan sekarang