HİÇLİĞİN KIYISI

115 11 12
                                        

                                                                                                                                                                                25.01.2019

                                                                                                                                                                               Saat : 14.58

          Cuma günü en sevdiğim günlerdendi. Dersler çabucak bitmiş gibi hissediyordum. Son iki dersin edebiyat olması beni mutlu ediyordu. Edebiyat öğretmeni Eda Hoca kırk yaşlarında zayıf ve güzel bir kadındı. Şuan akıllı tahtadan soru açıyor ve parmak kaldıran öğrencilere soruyu cevaplatıyordu. En ön sırada olduğum için Eda Hocayla sık sık göz göze geliyor ve soruyu bana soruyordu. Son soruyu da arka sıralardan birine sorduktan sonra serbest olduğumuzu sessizce hazırlanabileceğimizi dile getirdi. Yerimden kalktım ve ceketlerimizi astığımız askıya ilerledim. Askılığın hemen solunda oturan Berkan en yakın arkadaşımdı. Aynı zamanda babam ve babası çok yakın iki arkadaş ve meslektaştı. Evlerimizin arasında da mesafe olduğu söylenemezdi. Bej kabanımı alıp giydim. Aslında dışarıda kar yağsa da o kadar soğuk sayılmazdı. Eğer kabanımı giymeseydim beni okuldan almaya gelen annem büyük ihtimalle havanın soğuk olduğunu ve kabanımı giymediğim için hasta olacağımı söylenirdi. 

          Bir süre sonra çalan zil sınıftaki herkesin çıkmasına neden oldu. Ben sınıftan en son çıkmayı tercih ederdim çünkü erken çıkmam için hiçbir sebep yoktu. Berkan da bana uymuştu. Hala sınıftaydık. Ona dönüp dışarıda kar yağdığını ve isterse annemin eve bırakabileceğini söyledim. bir müddet düşündükten sonra bunu onayladı. Sınıftan çıktığımızda okul koridoru iki gün sürecek sessizliğe bürünmüştü. Okuldan çıktığımızda yine ince ince kar yağıyor ve benim kabanıma düşüyordu ve bu çok hoş bir şeydi. Okul bahçesinden çıkarken deri botlarımın altında ezilen kar tanelerinin sesi de keza öyleydi. Okul kapısındaki görevliyi başımla selamladım. Ve okuldan çıktık. Annem normalde her zaman okulun önünde bir kenara arabayı çeker beklerdi ama şuan onu göremiyordum. Gözlerim her yerde arabamızı aradı ama yoktu. Berkan'la göz göze geldiğimizde kendimi rezil olmuş gibi hissettim. 

" Annemin sanırım işi çıktı. Bugün gelmemiş. Evlerimiz zaten çok uzak değil istersen yürüyebiliriz." diye sordum. 

"Olur." dediğini duyduktan sonra yürümeye başladık. Bir süre sonra konuşmaya başlamış hatta kendimizi öğretmenleri çekiştirirken bulmuştuk.

Yaklaşık yirmi dakikadır yürüyorduk ve benim evim görünmeye başlamıştı. Evim dubleks müstakil bir evdi. Arabamız kapının önünde duruyordu. Şaşırmıştım.  Evin önüne vardığımızda Berkan'a iyi günler dedim ve beyaz boyalı bahçe kapımızı açtım ve bahçenin taş döşenmiş yolundan evin kapısına ulaştım. Çantamdan anahtarı çıkarmaya çalıştıktan sonra bir de evin çelik kapısını açmaya çalıştım. Kapı açılıp içeri girdiğimde ilk işim anneme seslenmek oldu. 

"Anne!" diye çok yüksek olmayan bir ses tonuyla seslendim. Alt kattaki tüm odalara girdim ve annemi aradım. Annem işi çıktığı zaman bana mesaj atmak yerine buzdolabının üstüne not bırakmayı tercih ederdi. Mutfağa girip dolabın üzerinde gözlerimi gezdirdiğimde aradığım kağıdı bulmayı başarmıştım. Dörde katlanmış kağıt gri buzdolabına bir mıknatısla sabitlenmiş kağıdı mıknatısı kaldırıp elime aldım. Kağıdın bir katını açtığımde yere bir şey düştüğünü fark ettim. Eğilip yerdeki küçük nesneyi ters çevirdiğimde bunun annemle çekilmiş olduğum fotoğraf olduğunu anladım. Küt saçlarım omzuma düşmekte  ve hafifçe gülümsemekteydim. Annem ise uzun saçlarını örmüş ve bir yana bırakmıştı. İkimiz de mutlu görünüyorduk. Fotoğrafı tezgaha bırakıp notu açtım ve okumaya başladım. Tekrar tekrar okudum. Bu ne demek oluyordu ? Annem bana veda mektubu mu yazmıştı ? Mektupta babamla kavga ettiği ve artık daha fazla dayanamadığı, beni çok sevdiğini ve babamın artık polislikten dolayı acımasız, gaddar olduğunu, onunla geçinemediğini, işlerini yoluna koyduğunda beni de yanına almak istediği yazıyordu. Mektubu dördüncü okuyuşumda kapının açıldığını fark ettim. Ve mutfak kapısından kimin geldiğine baktığımda babamın geldiğini gördüm.
"Yeliz, hayatım." Diye seslendi babam.
Mutfaktan çıktım babam yüzümü görünce yüzü düştü.
"Ayşen, kızım noldu? Neyin var?" Dediğinde dediklerini idrak etmeye çalışıyordum.
"Aa-annem gi-gitmiş!" Diyebildim kekeleyerek. Sağ gözümden bir damla yaş akmıştı. Şaşırdığım tek şey babam tepki vermeden başını yere eğmişti.
"Baba!" Diye sesimi yükseltmiştim.
"Yoksa haberin var mıydı?" Babam cevap vermiyordu. Anlamıştım babam da biliyordu. Merdivenlerden koşarak çıkıp odama daldım. Babam annemi göndermişti. İkisi de beni düşünme gereği duymamıştı. İkisinden ne bir anlığına nefret etmiştim. Artık hüngür hüngür ağlamaya başlamıştım. Bir yandan da eşyalarımı toplamaya çalışıyordum. Gidecektim, gitmem gerekiyordu. Ama nereye gidecektim? Nereye gidebilirdim?

Mıknatıs🌙Cerita yang bikin terobses. Temukan sekarang