Bazen kendinizi o kadar boğulmuş hisseder ve kaçmak istersiniz ya hani, işte şuan ben o durumdayım. Üniversite sınavı, okul sınavları, projeler, test kitapları ve hepsinin altında kalan bir adet Lavinya. Bugün artık bir değişiklik yapacağım diye başlamıştım güne ve şuan ne mi yapıyorum ? Tabiki de test çözüyorum. Kitapları fırlatmama ramak kala telefonuma gelen bildirim sesiyle bu girişimime ara verip telefonu elime aldım. Gelen bildirimi okuduğumda mutluluktan çığlık atacakken bir anda saatin gece 1 olduğunu hatırlayıp sustum. Ne miydi beni bu kadar heyecanlandıran. TUĞKAN KONSERİ !! Bu benim için harika bir kaçamaktı. O kadar bunalmıştım ki artık bir şeyler yapmalıyım diye düşündüm. Hemen Elis'e mesaj attım. Çünkü o da benden aşağı durumda değildi.
''Bizim bu sıkıcı hayatımıza renk katacak çok güzel haberle geliyorum sana '' mesajı göndermemle sırtışım iyice arttı. Bu bize çok iyi gelecekti. Bildirim sesiyle telefonu yeniden elime aldım.
''Gönder gelsin Lavin, her umuda tutuncak duruma geldim.'' ben demiştim benden aşağı durumda değildi. Ösym bizi ne hale getirdin dön bi bak.
''18 Mayısta yani tam 3 gün sonra Tuğkan konseri varr . Geliyorsun dimi bu fırsat kaçmaz.''
''Lavin o gün annnemlerle teyzemlere gideceğiz. Of ama kaçırdığım şeye bak, teyzem hasta gitmeme gibi bir şansım da yok :( '' demesiyle bütün mutluluğum yerle bir olmuştu. Biz ne yaparsak yapalım her şeyi birlikte yapardık.
''Lavinim bensiz de olsa o konsere gidip eğleniyosun . Ben yine teyzemlere falan gittim senin hiçbir şey yaptığın yok. O yüzden kaçmaz. Tamam mı ?''
''Ama Elis sensiz gitmek hiç içimden gelmiyor .''
''Aması falan yok Lavin. Hemen internetten o bileti alıp bana ekran görüntüsünü atıyorsun. Tamam mı ? İtiraz yok. Yoksa Elis tribi yersin ve bunu isteyeceğini düşünmüyorum.''
''Tamam Elis sakın tribe başlama lütfen alıp atıyorum sana tamam mı seni seviyorumm öptüm''
Hemen telefonu bırakıp bilgisayarı açtım. Bileti alıp fotoğrafını Elis e attım. Evet Elis tribi diye bir şey var ve inanın ki karşılaşmak istemezsiniz. Elis'in gelmemesine üzülsem de içimde bir heyecan bir kıpırtı var. Sanırım bunu çok uzun zamandır hak ediyordum ve bana çok iyi gelecek, hissediyorum.
3 GÜN SONRA...
Günlerden 18 Mayıs. Güne heyecanlı ve bir o kadar da buruk başladım. Tuğkan konserine gideceğim için çok heyecanlıydım fakat Elis'in gelmeyeceği için bir o kadar da üzgündüm.
İçimde garip bir his vardı. Tarif edemeyeceğim kadar garip bir his. Bu hissi yatıştırmak için konsere gitmeden kafamı dağıtmak istedim.
Kitabımı aldım ve evimin yakınlarında mini bir kafeye gittim. Kahvemi yudumladım ve en sevdiğim satırları okumaya başladım.
"Ah Juliet...Neden böyle güzelsin? Yoksa ele avuca sığmayan ölüm mü aşık oldu sana?" diyordu Romeo. Evet. Juliet Romeo. En sevdiğim kitaptı. Bilmem kaçıncı okuyuşumdu ama çok seviyordum. Binlerce okusam sıkılmayacağım tek kitaptı.
Bir kaç saat sonra eve geldim. Saçlarımın uçlarına maşa yaptım. Hafif de bir makyaj yaptım. Konserin başlamasına daha 3 saat vardı ama ben yavaştan yola koyuldum.
Kulaklığı kulağıma takıp durağa doğru yürümeye başladım. Hava şansıma o kadar güzeldi ki ama şu içimdeki tuhaf his hepsinin önüne geçiyordu. Ağaçlar ilkbahar olduğu için o kadar güzel çiçeklenmişti ki yürürken izlemeye doyamıyordum ve onları izlerken bir yandan da o hissi unutmaya çalışıyordum. Bu kadar bina yığınının içinde de güzellikler olabileceğini haykırıyorlardı resmen.
Otobüs durağına vardığım gibi otobüsün geldiğini gördüm. Gerçekten bugün şanslı günümdeydim. En arka koltuğa geçip kulaklıklarımı takıp konser alanına varmayı beklemeye başladım.
Evet iyi ki 3 saat önce çıkmıştım, bu ne trafikti böyle. Meşhur İstanbul trafiği malesef. Ama hayır modumu düşürmesine izin vermicektim. İndim ve konser alanına doğru yürümeye başladım. Biletimi çantamdan çıkarıp görevliye uzattım. Sonrada konser alanında beklemeye başladım.
Evet alan dolup taşmaya başlamştı. Ben ne yapıyordum biliyor musunuz ? Etrafımdaki çifte kumruları izliyordum. Hele ki bir çift vardı birbirlerine o kadar güzel bakıyorlardı ki. Acaba ben de bu kadar mutlu olabilecek miyim, acaba bana da bu kadar anlamlı bakan bir çift güzel göz olacak mıydı. Hiç sanmıyorum deyip önüme döndüm ve Tuğkanın sesiyle kendimi müziğin akışına bıraktım ve bende onunla söylemeye başladım.
Tuğkanın şarkıları bana her zaman huzur vermiştir. Her dinlediğimde inanılmaz bi huzur kaplıyor içimi. Hele ki canlı dinliyorsam olay daha farklı. Tuğkanın geldiğim 3. konseriydi. Fakat Elis'siz 1. Şimdi Elis olsa ne de güzel söylerdik bağıra çağıra. Tek o kadar da zevki çıkmıyordu. Ama bunları düşünmemeye ve içimi tekrardan o muhteşem huzurun kaplamasına izin verdim.
"Zor günler geçirebilir her insan, umudun olurum eğer bana inanırsan..." diyordu Tuğkan. Sahi benimde karşıma çıkacak mıydı beni her şeye inandıran biri. Hani o masallarda olan beyaz atlı prens tarzı. Aman neyse. Saçma işlerdi bunlar. Ben çekirdek ailemle gayet mutluydum.
Konserin son dakikalarına yaklaşıyorduk. Son olarak Tuğkan sahneyi "Ellerimde Çiçekler" parçasıyla kapattı.
Güzel bir konserdi. Tek olsam bile bu atmosfer hoşuma gitmişti. Tuğkan'ın olduğu hangi atmosfer kötü olabilirdi ki...
Konser bana gerçekten çok iyi gelmişti. 2 saatte olsa uzaklaşabilmiştim ders ortamından. Hava iyice kararmış yıldızlar bana merhaba diyordu. Geceleri severdim çünkü içinde saklı olduğu ay ve yıldızları çıkartıyordu kendini gösterince. Sanki bakın size bu güzelliklerle geldim dermiş gibi. Ama tabiki günümüz şartları yüzünden gece dışarda olmak bana huzursuzluk veriyordu.
Otobüs durağı konser alanına 15 dk yürüme mesafesiydi. Konserden çıktım otobüs durağına doğru yürüyordum. Gece geç saat olduğu için açıkçası biraz korkuyordum. Hızlı hızlı yürümeye başladım. Ara sokağa girmemle tedirginliğim daha da arttı ama hızlı hızlı geçip gidecektim işte. Ah lavin bu kadar çok Müge Anlı izlemeyecektin bunlar hep ondan oluyor. Neyse Lavin düşünme ve yürü diye kendime emir verip kendimi rahatlatmaya çalışarak yoluma devam ettim.
Hızlı hızlı yürürken önüme birden elinde bira şişesiyle bir adam çıktı. Hadi ama bu kadar söylenip şom ağzını açarsan başına gelecek buydu Lavinya . Yanından hızlıca geçmeye çalıştım ama kolundan acıtacak derecede çekmesiyle kendimi yerde bulmam bir oldu.
''Hoop nereye gidiyorsun güzellik. Bu mahalleden geçiyorsan benimsin demektir. Kalkk yanma gel hemen.'' deyip yerden hızlıca kendisine çekti beni. Ne kada debelensem de kurtulamıordum. Göz yaşlarım artık kendini bırakmıştı.
''Nolur bırak beni gitmek istiyorum bırakkk, imdatt yardım edin !!!'' dememle elimi ağzıyla kapatması bir oldu
Debeleniyordum. Ama hiç bir işe yaramıyordu. Bırakmıyordu beni. Bu devirde hala böyle insanlar olması ne kadar utanç vericiydi. Ben onun kollarından kurtulmaya çalışırken arkadan bir ses "Şerefsiz!" diye bağırdı ve beni korkutan eller bir anda beni bırakıp yere yığıldı.
Adam ona saldırmaya çalışsada başaramadı. Sesin sahibi ona bir yumruk daha attı ve adamın kafası kaldırıp taşına çarpı ve bir daha da kalkmadı. Kaldırım taşı boydan boya kan olmuştu ve adam yerinden kıpırdamıyordu. Bir dakika ya adam neden kıpırdamıyordu ? Hemen nabzını kontrol ettim. Atıyordu ama ok yavaştı. Tamam adamı kurtardı da öldürmesine gerek yoktu ya !
''Sen.. sen ne yaptın. Adam ya ölürse ne yaparız ya, ne yaptın sen !'' dememle bir çift yeşil gözün sinirli bakışlarını gözlerimde hissetmem bir oldu.
''Seni kurtardım, teşekkür edeceğine bir de bağırıyor musun ?! Ben gidiyorum adamla ne yaparsan yapıp başının çaresine bakarsın !'' Sinirlenme Lavin sakin ol.
''Tamam ya .. tamam özür dilerim. Hem ben vurmadım bunu sen yaptın öylece gidemezsin.'' dedim. Durdu ve tam bir şey söyleyeceği anda polis sirenlerinin sesi yükseldi.
Evet. Asıl hikaye şimdi başlıyordu...
YOU ARE READING
BİTMEYEN HİKAYE
Teen Fiction''Aşk dedikleri bu mu gerçekten ? Ondan uzaklaştığın an ona hasret kalmak. Bir gülümsemesini, onun bir hüznünü günlerce yanında taşımak... Onun hüznünü kendine katmak mı aşk ? O kal deyince gitmek, git deyince kalmak istemek mi? Bir cümlesine bin an...
